Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Danimarka seçimleri: Grönland kumarı ters tepti, Frederiksen aradığını bulamadı

Danimarka’da Mette Frederiksen’in Grönland kumarı ters tepti. Sosyal Demokratlar 1903’ten bu yana en ağır yenilgisini alırken, ülkede ne sağ ne de sol blok çoğunluğu sağlayabildi. Aşırı sağ ve Yeşil Sol yükselişe geçti. Frederiksen’in erken seçim hamlesi parlamento çoğunluğunu getirmezken, ülkeyi zorlu bir hükümet kurma süreci bekliyor.

Oğuz Onay, Çise Mıdoğlu

Yayın Tarihi: 26.03.2026 , 11:33

Danimarka’da Salı günü yapılan genel seçimde Başbakan Mette Frederiksen'in Sosyal Demokrat Parti’si en çok oyu almasına rağmen 1903'ten bu yana en zayıf performansını sergiledi, koalisyon bloğu çoğunluğu sağlayamadı.

Sosyal Demokrat Parti (A) Danimarka seçimlerinden lider çıkmasına rağmen aynı zamanda en çok oy kaybı yaşayan parti oldu, aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi (O) ve sosyalist Yeşil Sol (F) oylarını en çok artıran partiler oldu.  Kaynak: DR
Sosyal Demokrat Parti (A) Danimarka seçimlerinden lider çıkmasına rağmen aynı zamanda en çok oy kaybı yaşayan parti oldu, aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi (O) ve sosyalist Yeşil Sol (F) oylarını en çok artıran partiler oldu. 
Kaynak: DR

Oy sayımının tamamlanmasının ardından devlet kanalı DR tarafından ilan edilen sonuçlara göre Sosyal Demokrat Parti’nin oyları yüzde 21,9’a geriledi. İktidar partisi, oyların yüzde 27,5’ini aldığı bir önceki genel seçime kıyasla parlamentoda 12 sandalye kaybederek 38 sandalyede kalmış oldu. 

Sosyal Demokratların ana sağcı rakibi olan liberal Venstre partisi de yüzde 10,1 oy oranıyla son yüzyılın en kötü performansını sergileyerek, oyların yüzde 11,6’sını alan Yeşil Sol’un arkasında kaldı.

Yakın zamanda birçok Avrupa ülkesinde de olduğu gibi aşırı sağcı partilerin oylarında kayda değer bir yükseliş görüldü. Danimarka Halk Partisi, bir önceki seçimde yüzde 2,6 olan oy oranını yüzde 9,1’e yükselterek mecliste 16 sandalye kazandı.

2019’dan bu yana iktidarda olan Sosyal Demokratlar’ın lideri Frederiksen, destekçilerine "daha fazla oy alamadığımız için üzgünüm" dedi.

Oy pusulalarında 12 siyasi partinin yer aldığı seçimde, toplam 84 sandalye kazanan sol partilerden oluşan "kırmızı blok", 77 sandalyeye sahip sağ partilerden oluşan "mavi blok"a karşı küçük bir farkla öne geçti. Fakat her iki blok da Danimarka'nın 179 sandalyeli parlamentosunda çoğunluk için gereken 90 sandalyeye ulaşamadı.

Buraya nasıl gelindi?

Danimarka’da 2019 yılında yapılan genel seçimden 2022 yılı Kasım ayında yapılan erken seçime kadar Mette Frederiksen’in liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti’nin azınlık hükümeti tek başına iktidardaydı. 

2020 yılında Danimarka’da 15 milyonun üzerinde vizonun Covid-19 virüsünün yeni mutasyonlarına ev sahipliği yapma riski taşıdığı gerekçesiyle öldürülmesi kararı alınmış, ardından ülke içinde kararın hukuksuzluğuna dair tartışmalar başlamıştı. “Vizon skandalı” olarak anılan bu gelişme üzerine, azınlık hükümetine dışarıdan destek veren liberal/merkez sol parti Radikal Sol, erken seçim kararı alınmaması durumunda Sosyal Demokrat Parti’ye verdiği desteği çekeceğini ilan etmiş ve Danimarka 2022 yılında bugün olduğu gibi erken seçim kararı almıştı.

2022 yılında gerçekleşen genel seçimi Sosyal Demokrat Parti yüzde 27,5 oyla yeniden birinci sırada tamamlamış ve meclisteki 179 sandalyeden 50’sini kazanmıştı. Koalisyon görüşmeleri, Venstre ve Ilımlılar ile geniş bir merkez koalisyonunun kurulmasıyla sonuçlanmıştı.

Grönland krizi ve erken seçim çağrısı

18 Kasım 2025’te gerçekleştirilen yerel seçim özellikle Kopenhag’da tarihi bir değişime yol açmıştı. Bu seçim, Sosyal Demokrat Parti’nin yaklaşık 100 yıl sonra Kopenhag’da başarısız olduğu ilk seçim olarak tarihe geçmiş ve başkentin yönetimi sol bloğun Kızıl-Yeşil İttifak ve Yeşil Sol koalisyonuna geçmişti.

Söz konusu yerel seçimde oy oranı ülke genelinde yüzde 23,2’ye kadar düşen Frederiksen, ABD yönetimi ile Danimarka arasında patlak veren Grönland krizinin ardından, Danimarka toplumunda ABD’ye karşı gelişen tepkiyi lehine kullanmayı hedefleyerek "ulusal egemenlik" ve "güvenlik" söylemlerini yükseltmişti. Frederiksen’in güvenlikçi söylemlerinin de etkisiyle seçim anketlerinde partisi lehine bir değişim görülmeye başlanmıştı. 

Grönland rüzgarını arkasına alarak partisinin oy kaybını telafi etmeyi hedefleyen Frederiksen, anketlerde yükselen oy oranlarının kendisine üçüncü bir dönem kazandıracağına dair bir kumar oynayarak, genel seçimi beklenenden aylar önce ilan etti. Frederiksen, seçimin normal şartlar altında 31 Ekim 2026 tarihinde yapılması planlanırken, Şubat ayında Kral Frederik’e seçimlerin olağan tarihinden yaklaşık 8 ay önce, 24 Mart 2026’da yapılmasını önerdi.

Seçim sürecinde neler yaşandı?

Erken seçim kararının çok hızlı bir şekilde alınması sebebiyle, seçime katılan partiler kampanyalarını iki aydan kısa bir süre içinde yürütmek zorunda kaldı.

Seçim sürecinde kamuoyunda jeopolitik kaygılardan ziyade iç meseleler ön plana çıktı. Bunlar arasında yaşam maliyeti, ekonominin durumu ve sosyal yardım konularının yanı sıra, içme suyundaki yüksek pestisit seviyesi ve tarımın iklim üzerindeki etkilerine yönelik endişeler de yer aldı. Seçim öncesi dönemde kriz boyutuna varan yüksek yaşam maliyetleri ile emekli maaşları ve olası bir servet vergisi, partilerin seçim kampanyalarının öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Sosyal Demokrat Parti lideri Mette Frederiksen, seçim kampanyası süresince ilginç bir strateji izleyerek siyasi anlamda merkezde kalacak büyük bir koalisyonun liderliğini yapma isteğini saklamadı. Frederiksen, daha çok “kırmızı blok” olarak adlandırılan sol bloğun seçmenlerine yönelik vaatlerde bulunmayı tercih etti ancak kampanya boyunca “mavi blok” olarak adlandırılan sağ bloktan partilerle ilişkilerini de iyi tutmaya çalıştı. 

Örneğin, sağda yer alan Venstre ve Muhafazakar Halk Partisi’nin yeni ve geniş bir iktidar koalisyonu oluşturma fikrine sıcak bakmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmekten çekinmedi.

Frederiksen’in stratejisi, genel seçimde partisinin oy kaybı sürse bile merkezde kurulacak bir hükümetle başbakan olarak görevine devam edebilmek üzerine inşa edilmiş gibi görünüyordu. Bazı seçmenlerde hayal kırıklığına neden olan bu ikili oyunun, Frederiksen’in beklediği şekilde sonuç verip vermeyeceği ise hükümet kurma sürecinde netleşecek.

Servet vergisi tartışmaları: Sermaye sınıfının sözcülerine göre fakirler zenginleri kıskanıyor

Sosyal Demokrat Parti’nin seçim kampanyasında sol seçmene göz kırpan somut vaatlerinden biri de servet vergisi uygulamasıydı. Önerilen düzenleme, bireyler için 25 milyon kron, evli çiftler içinse 50 milyon kronun üzerinde servete sahip olunması durumunda, zengin Danimarkalıların servetlerinin yüzde 0,5’i kadar vergi ödemesini zorunlu kılıyordu. Bu vergilendirmeyle Danimarka’da eğitimin iyileştirilmesi ve devlet okullarında sınıf mevcutlarının 14’e kadar düşürülmesi için kaynak yaratılması hedefleniyordu.

Servet vergisi vaadi, seçim kampanyasının en hararetli tartışma konularından biri haline geldi. Öneri, kendi programlarında farklılıklar olmakla birlikte, yalnızca sol bloktan Yeşil Sol, Kızıl-Yeşil İttifak ve Alternatif partileri tarafından destek gördü. Aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi ise servet vergisi önerisi hakkında herhangi bir görüş bildirmemeyi tercih etti. Bunların dışında seçime katılan tüm diğer partiler servet vergisine açıkça karşı çıktıklarını beyan ettiler.

Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, bu vergilendirme fikrine en sert tepkiler sermaye sınıfı ve onun sözcülerinden geldi. Mærsk grubunun varislerinden biri olan ve A.P. Møller Holding A/S CEO’su olarak görev yapan Robert Mærsk Uggla, servet vergisini “kıskançlık vergisi” olarak değerlendirdi. Benzer şekilde Liberal İttifak partisi lideri Alex Vanopslagh da servet vergisi önerisinin kıskançlık ve küçük düşürücülüğe dayandığını iddia etti. 

Tartışmanın ülke içinde büyümesi, sermaye sınıfından gelen tepkiler ve zenginlerin varlıklarını ülke dışına taşıyacaklarını ima eden tehditler üzerine Mette Frederiksen, 18 Mart tarihinde söz konusu verginin hangi durumlarda ve ne şekilde uygulanacağına dair detayları açıklamaya çalıştı ve Danimarka burjuvazisini teskin etmek için büyük bir çaba sarf etmek zorunda kaldı.

Frederiksen, seçimden önceki günün akşamı gerçekleştirilen münazara sırasında bu konuya dair yorum yapmadı.

Liberal soytarılıkta sınır yok

Liberal İttifak lideri Alex Vanopslagh, seçim kampanyası sürecinin tartışmasız şekilde en çok dikkat çeken adaylarından biri oldu. Kendisini “yüzde 90 politikacı, yüzde10 TikTok fenomeni” olarak tanımlayan Vanopslagh, özellikle 18–34 yaş arası genç seçmenlerin oylarını kazanma çabasıyla biliniyor. Danimarkalı gençlerin yaşadığı zorluklara dair sosyal medya paylaşımları yapmasına karşın, politikacıların görevinin çözüm üretmek olmadığını iddia eden, anlaşılması güç açıklamaları da bulunuyor.

Kendisini bireysel özgürlükleri savunan bir şövalye gibi lanse etmeyi seven Vanopslagh, 15 Mart tarihinde kişisel Facebook hesabından yaptığı açıklamada parti liderliğinin ilk döneminde kokain kullandığını söyleyerek dikkatleri daha fazla üzerine çekmeye çalıştı. Bu açıklama, bazı liberal çevrelerde gerçek bir “dürüstlük” ve “açık sözlülük” örneği olarak övüldü. Ancak “Hiçbirimiz mükemmel değiliz” mottosuyla seçmenlerin ilgisini çekmeye çalışan Vanopslagh’ın düşünce özgürlüğüne verdiği önemin sınırlarının ortaya çıkması uzun sürmedi.

Vanopslagh’ın kokain açıklamasının ardından parti içi eleştirilerin bastırılmaya çalışıldığına dair söylentiler ortaya çıktı ve Liberal İttifak’ın tüm parlamento adaylarına, liderlerini sosyal medya üzerinden desteklemeleri gerektiğine dair mesajlar gönderildiği belirtildi. TikTok fenomeni liderin paylaşımını eleştiren milletvekili adayı Martin Mickey Pedersen ise hızla partiden ihraç edildi.

Kendisini Danimarka’daki bireysel özgürlüklerin hamisi olarak lanse eden ve partisini ülkenin en büyük burjuva partisi haline getirmeyi hedefleyen Vanopslagh, bir anda kendisini sansürcü bir parti lideri olarak buldu. Liberal İttifak seçimi yüzde 9,4 oy oranıyla dördüncü sırada tamamladı.

Sürpriz sonuçlar

Seçim sonuçlarına göre 12 siyasi parti parlamentoya girmeye hak kazanırken, iktidar koalisyonu partileri büyük bir başarısızlığa uğradı, sağa ve sola kayışlar arttı.

  • Mette Frederiksen’in liderliğindeki Sosyal Demokratlar (A) 50 milletvekili ile parlamentoda en çok sandalyeye sahip parti konumundaydı. Avrupa Parlamentosu’nda da 5 üyesi bulunan partinin Folketing sandalye sayısı bu seçimde 38’e düştü.
  • Koalisyon ortağı, Troels Lund Poulsen liderliğindeki liberal Venstre (V), 23 sandalye ile parlamentodaki en çok sandalyeye sahip ikinci parti konumundaydı. yüzde 10,1 oy oranıyla son yüzyılın en kötü performansını sergileyen partinin sandalye sayısı 18’e düştü.
  • Koalisyonunun diğer ortağı, Lars Løkke Rasmussen liderliğindeki Ilımlılar (M) yüzde 1,6’lık bir düşüş yaşayarak oyların yüzde 7,7’sini aldı, ve 14 sandalye ile seçimlerden 6. parti olarak çıktı.
  • Pia Olsen Dyhr liderliğindeki sosyalist Yeşil Sol (F) ise seçimde oyların yüzde 11,6'sını alarak ikinci sıraya yerleşti. Parlamentoda 20 sandalye kazanan parti, elde ettiği bu sonuçla 2007'den bu yana en iyi performansını sergilemiş oldu.
  • Parlamentodaki bir diğer sol parti Kızıl-Yeşil İttifak (Ø), yüzde 1,2’lik bir artış göstererek oyların yüzde 6,3’ünü aldı ve sandalye sayısını 9’dan 11’e çıkardı.
  • Alex Vanopslagh liderliğindeki sağ libertaryan Liberal İttifak (I), sandalye sayısını 15’ten 16’ya çıkardı.
  • Morten Messerschmidt liderliğindeki aşığı sağcı Danimarka Halk Partisi (O) yüzde 6,5’lik bir oy artışıyla sandalye sayısını 7’den 16’ya çıkardı. Parti, 2022’de oyların sadece yüzde 2,6'sını alarak tarihindeki en kötü seçimini yaşamıştı.

Bundan sonra ne olabilir?

Danimarka'nın orantılı temsil sistemi, genellikle haftalar süren müzakerelerin ardından, geleneksel olarak soldaki "kırmızı blok" veya sağdaki "mavi blok"tan birkaç partiden oluşan koalisyon hükümetleri ortaya çıkarıyor.

1
Seçim sonuçlarına göre ne 84 sandalye kazanan kırmızı blok, ne de 77 sandalye kazanan mavi blok 90 sandalyelik çoğunluğu sağlayamıyor. Bu nedenle yaklaşan hükümet görüşmelerinde Ilımlılar'ın 14 sandalyesini göz ardı etmek zor olacak.

Grönland kumarı tutmayan Mette Frederiksen, seçim gecesi yaptığı konuşmada şunları söyledi: 

"Bugün beni üzecek hiçbir şey yok; Sosyal Demokratlar bir kez daha Danimarkalıların mutlak favori siyasi partisi haline geldi. Yaklaşık 7 yıldır bu harika ülkenin sorumluluğunu üstleniyorum. Danimarka'nın başbakanı olarak sorumluluk almaya hâlâ hazırım. Dünya istikrarsız. Etrafımızda güçlü rüzgarlar esiyor. Danimarka'nın istikrarlı, yetkin bir hükümete ihtiyacı var. Biz liderliği üstlenmeye hazırız.”

Frederiksen'in üçüncü bir dönem için iktidarda kalma şansı var, ancak bunun için ufukta zorlu müzakereler görünüyor.

Frederiksen'e karşı en güçlü merkez sağ rakip olan Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen, kendisinin ve mavi bloğun en büyük partisi olan Venstre’nin Sosyal Demokratlarla tekrar hükümete girme niyetinde olmadığını açıkça belirtti. Poulsen, Ilımlılar’ın lideri Lars Løkke Rasmussen'i kendisiyle birlikte sağa katılmaya çağırdı.

Gözler, 14 sandalyeye ve kilit rol oynama gücüne sahip olan Ilımlılar’ın lideri, eski Başbakan Lars Løkke Rasmussen'in üzerinde. Rasmussen Grönland'da ABD ile yaşanan gerginliğin çözümünde rol oynamış ve Washington'da Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı görüşmenin ardından yumruk tokuşturmasıyla viral olmuştu.

Løkke Rasmussen Salı gecesi merkezci bir hükümet kurmaktan yana olduklarını söyledi ve "Biz tam ortadayız. Hazırız" ifadelerini kullandı. Danimarka'nın 8 milyarlık bir dünyada 6 milyonluk küçük bir ülke olduğunu ve dünyanın karışıklık içinde olduğunu, İran'da ve Ukrayna'da savaşlar olduğunu belirten eski Başbakan, "Biz tek bir kabileyiz. Bir araya gelmeliyiz. Bölünmemeliyiz" ifadelerini kullandı.

Seçim dönemindeki etkileyici anket sonuçlarını seçim zaferine dönüştürmeyi başaran Yeşil Sol’un lideri Pia Olsen Dyhr'in hedefi ise partisinin 2014'te Sosyal Demokrat Parti - Radikal Sol - Yeşil Sol koalisyonundan düşmesinden bu yana ilk kez, yeniden hükümete girmesini sağlamak.

Tek parti iktidar olamıyor

Danimarka Parlamentosu (Folketing) üyelerini belirlemek için 4 yılda bir genel seçim yapılıyor. NATO ve Avrupa Birliği üyesi olan ülkede seçmenler, Grönland ve krallığın diğer yarı özerk bölgesi Faroe Adaları'nı temsil eden ikişer milletvekili de dahil olmak üzere 179 üyeli parlamentoda kimlerin yer alacağına karar veriyor.

Avrupa Parlamentosu’nda da 15 üye ile temsil edilen ve 4,3 milyondan fazla seçmenin bulunduğu Danimarka’da 1903’ten bu yana çoğunluğa sahip tek parti iktidarı olmadı. Yüz yıldan fazla süredir iktidarda azınlık hükümetleri ya da koalisyonlar yer alıyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.