Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bağımlılık Dosyası - 5: AKP tarzı mücadelede Erdoğan'ın rolü

"AKP iktidarında, Yeşilay sigara şirketlerine istediği kadar öcü böcü diyebilir, ama yasal güvence ve siyasi koruma zırhı altında faaliyet gösteren o bağımlılık tacirlerine kimse dokunamaz."

Meryem Vitni

Yayın Tarihi: 02.07.2025 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 02.07.2025 , 00:06

Bu yazı dizisinde, kasten bağımlılık yapıcı olarak tasarlanmış tütün ve aşırı işlenmiş gıda ürünlerine odaklanarak, ulusötesi sermayenin yol açtığı “imal salgınlar”ı, “bireysel sorumluluk” ideolojisine dayalı hakim bağımlılık söylemini ve buna dayalı bağımlılıkla mücadele politikasının başarısızlığını masaya yatırıyoruz. Bağımlılık ve kapitalizm arasındaki ilişkileri irdelemeyi, liberal ve İslamcı politikanın önündeki perdeleri kaldırmayı ve her toplumsal olgu gibi sistemik düşünme ve eylem gerektiren bağımlılığı ve çözümlerini tartışmaya açmayı amaçlıyoruz.

Yazı dizisinin son iki bölümünde, objektifimizi Türkiye’ye ve AKP’nin bağımlılıkla mücadele politikasına çeviriyoruz. Beşinci bölümde, tercih edilen ekonomi politikası sonucu yaşanan tütün tüketimi patlamasını bir arka plan olarak tanımlıyor, bunun üzerine Erdoğan’ın konuşmalarından süzülen bağımlıkla mücadelenin rejim inşasındaki dört işlevi ile bir kırmızı çizgisini yerleştiriyoruz.

AKP’nin ekonomi politikası ve tütün tüketiminde kırılan rekorlar

AKP’nin sanayi ve ticaret politikasını, neoliberal ekonomi çizgisinde, arz büyütme, yani “ne kadar çok üretim ve ticaret, o kadar iyi ekonomi” şeklinde özetleyebiliriz. Serbestleştirme, teşvikler ve özelleştirme ile beraber işleyen bu politika tütün sektöründe de geçerli oldu. 1980’den beri sektör serbestleştirildi, AKP döneminde TEKEL özelleştirildi, verilen teşviklerle yeni üretim kapasiteleri kuruldu, sonuç itibariyle tüm yasal ve yasadışı tütün ürünlerinde özellikle son yıllarda hızlanan ve daha önceki dönemlerde hiç görülmemiş büyüklükte bir üretim ve tüketim patlaması yaşandı. 

2024’te, yasal sigara üretimi 200 milyar adete dayandı, tüketim ise son on yıl içinde yüzde 64,2 oranında artarak 150,5 milyar adet olarak gerçekleşti. Sağlık Bakanlığı’nın yakın zamanda yayınladığı Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması 2023 raporuna göre, Türkiye’de 15 yaş üstü nüfusta halen tütün ürünü kullananların oranı 2017’de yüzde 31,5 iken, 2023’te yüzde 34,8’e fırlamış (erkekler yüzde 46,1; kadınlar yüzde 23,6) bulunuyor. Aşırı işlenmiş gıdaların üretim ve tüketim artışının boyutlarını bilmiyoruz, ancak bu sektörde de aynı ekonomi politikası ve aynı tekelci ulusötesi sermaye hakimiyeti geçerli olmuştur.

Bağımlılıkla mücadelenin kurumsal yapısı

Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemine geçişle birlikte daha kristalize olduğu üzere, Türkiye’de bağımlılıkla mücadele politikasının iki taşıyıcısı var: AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun kızının yönetiminde yer aldığı Yeşilay. İlki retorikten, ikincisi buna bilimsellik süsü vererek hayata geçirmekten sorumlu.

Kağıt üzerinde, yetkili kurum 2019’da genelgeyle kurulan Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu. Yine kağıt üzerinde, politikaya Kurul karar veriyor, yayınladığı politika ve eylem planlarını uygulamak üzere bakanlıkları, diğer kamu kurumlarını görevlendiriyor. Konuyla ilgili uzmanlık kuruluşu olan Sağlık Bakanlığı’nın rolü ise uygulayıcılığın yanı sıra koordinasyon ve sekreterya yürütmesi ile sınırlı. Kurul’un çalışmaları hakkında dikkat çeken iki husus var: 

• Kurul adına yayınlanan politika ve eylem planları büyük oranda Yeşilay tarafında üretilmiş stratejilere ve metinlere dayalı olarak kaleme alınmış ve 
• bunların uygulama süreci, izlenmesi, alınan sonuçları ve değerlendirilmesine ilişkin kamuoyu ile paylaşılan herhangi bir bilgi bulunmuyor.

İktidarın bağımlılıkla mücadele politikasının derlendiği 526 sayfalık kapsamlı bir rapor bu sene yayınlandı: 21. Yüzyılda Türkiye’nin Bağımlılıklarla Mücadele Seferberliği. Yayınlayan: İletişim Başkanlığı. İletişim Başkanlığı’nın web sitesinde, “Bağımlılıkla ve zararlı alışkanlıklarla mücadeleyi ulvi bir görev olarak görüyoruz” sözleriyle tanıtılan raporun, Sağlık Bakanlığı gibi bir uzmanlık kurumu değil de, İletişim Başkanlığı tarafından kaleme alınması, bağımlılıkla mücadelenin iktidarın nazarındaki önemi ve konumu hakkında fikir veriyor. 

Bağımlılıkla mücadelenin dört işlevi ve bir kırmızı çizgisi

Mayıs başında Yeşilay’ın düzenlediği bir toplantıda konuşan Erdoğan, bağımlılık sorununun çerçevesini şu sözlerle çizmişti: “Şayet sanal bahis ve kumar girdabında boğulmuş, varını yoğunu kaybetmiş nesiller görmek istemiyorsak, zihinleri ve bedenleri esir eden, yuvaları yıkan alkol ve madde bağımlılığını bertaraf etmekte eğer kararlıysak, LGBT gibi sapkın akımlar toplum bünyemizi enfekte etmesin, bilhassa yeni kuşakları zehirlemesin diyorsak, bilgili, şuurlu, sağlıklı nesillerle Türkiye Yüzyılı hedeflerimize ulaşalım diyorsak, bu mücadeleyi hep birlikte omuz omuza vermek mecburiyetindeyiz.” 

Bu alıntıda özümsendiği üzere, Erdoğan’ın siyaset tahayyülü ve icraatında, “bağımlılıkla mücadele” yeni rejimin inşasında gereksindiği “fikri iktidar tesisi” için önemli yapı taşlarından biri olarak belirginlik kazanıyor. Yıllar içindeki konuşmalarında yukarıdakine benzer içerikte paragraflara sıklıkla rastlanıyor. Bu metinlerde bağımlılıkla mücadelenin dört işlevini ayırt etmek olası:

1. Bağımlılıkla mücadelenin İslamcı politizasyonun aracı olması. Bağımlılığı din tonlamalı bir anlatıyla çerçevelerken Erdoğan “kötü alışkanlıklardan” iman yoluyla uzak durmaya vurgu yapıyor. Bilimsel olanı selektif olarak kullanıyor, dinsel olanla rahatça harmanlıyor ve bunu “ben demiyorum, DSÖ diyor” diye gerekçelendirebiliyor. Bağımlılığa karşı durmak için, dinsel kaynakların ve resmi mevzuatın birlikte oluşturduğu yeni karma hukuktan övgüyle söz ediyor. Bu anlamda bağımlılıkla mücadele, bireyin ve toplumun dine sarılması ve bağlı kalması için terbiye edildiği siyasi bir araç haline geliyor. Ebeveynlerin çocuklarının uyuşturucuya bulaşma endişesi başta olmak üzere, bağımlılıklara ilişkin toplumda gitgide artan tehdit algısı üzerine oturan bu söylemde, gençlerin akıllarının ve kalplerinin hiç boş bırakılmaması gerekiyor: “Siz insanların kalplerini, zihinlerini boş bırakırsanız, gelir orayı her türlü kötü alışkanlık, bağımlılık işgal eder. Biz evlatlarımızın, toplumumuzun, kafalarıyla birlikte kalplerini de beslemeliyiz ve mutmain etmeliyiz.”

2. Kurtarıcı kültü etrafında siyasi liderliğin pekiştirilmesi. Ceplerindeki sigara paketlerine el koyarak tövbe ettirdiklerini “kurtardığı”, “yeniden doğmalarına” neden olduğu yönünde çeşitli kereler tekrarlanan imalarla, hayırlı iş yapan dünyevi siyasetçi olmanın ötesinde, Erdoğan’a, Müslümanları bağımlılıktan korurken, aynı zamanda günahtan da koruyan kurtarıcı bir dini liderlik atfedilmesi mümkün oluyor. Onun lider kültü etrafında, bağımlılıklarına müdahale ettiği kişilerin hayatlarını kurtaracak kadar güçlü olduğu imajı yaratılıyor. Peki, yine de sigarayı bırakamayanlar varsa, onlar ne olacak? Bu kayıp vakalar için, “söyleyeceğimiz tek şey, ‘Rabbim bunları da ıslah etsin’ diyorum, başka çare yok,” sözleriyle kendisinin bu alemde bağımlıların tanrıdan bir önceki son çaresi olduğunu ima ediyor.

3. Bağımlılıkla mücadelenin baskıcı rejimin güçlendirilmesi amacıyla kullanılması. Gazeteci Kadri Gürsel, 2016 tarihli bir yazısında Erdoğan’ın amacının, halk nezdinde, doğrunun ve yanlışın ne olduğuna kendisi karar veren, hayatlarını şekillendiren ve onlara doğru yolu gösteren bir “baba” figürü olarak varlığını kabul ettirmek olduğunu iddia etmişti: “Şüphesiz ki, bu baba mütehakkim bir baba. İtirazlara tahammülü yok ve tam itaat bekliyor.” Bu psiko-politik açıklamaya göre, örneğin Erdoğan’ın yurttaşların sigara içmelerine müdahale etmesi, onları çocuk yerine koyması anlamı taşırken, müdahaleyi kabul edenler onun babalık figürünü kabul etmiş, kendileri ise çocuklaşmış oluyorlar. Baba rolünü Erdoğan da konuşmalarında sıklıkla vurguluyor: “Zararlı alışkanlıklarla ve bağımlılıkla mücadele, evet, benim bu ülkenin geçmişte Başbakanı, şimdi Cumhurbaşkanı olarak, vazifemin de gereğidir… Bu benim, bir baba, bir eş, torun sahibi bir dede olarak, ailemden başlayarak, kademe kademe tüm milletime karşı sorumluluğumdur.”

4. Bağımlılıkla mücadelenin çağdaşlık ve “batılılaşma” eleştirisi bağlamında kullanılması. Erdoğan’a göre, “Batı toplumlarının en büyük sorunu, zararlı alışkanlıklar ve bağımlılığın pençesinde yitip giden nesillerdir. Öyle ki, bu sorun toplumların bizatihi varlığını tehdit eder boyuta gelmiştir. Bu hayat biçimi beraberinde bencilliğe varan bireyselliği getiriyor, o da aile hayatına darbe vuruyor.” Bir başka vesileyle Erdoğan şöyle söylüyor: “Pozitivist ve maddiyatçı bir hayat anlayışıyla yetişen insanlar için zararlı alışkanlıklar bir el uzatımı mesafededir”. Modernite ve bağımlılık ilişkisini bu şekilde kurduktan sonra, doğal olarak çare muhafazakâr toplum düzeninde ve bireyin maneviyatçı eğitiminde düğümleniyor. Bir konuşmasında, kendisinin maneviyatı güçlü nesillerden bahsettikçe bazılarının rahatsız olduğuna dikkat çeken Erdoğan konuyu yine bağımlılıkla mücadelenin yukarıda tanımladığımız ilk işlevine bağlıyor: “Asıl, kötü alışkanlıkların, bağımlılığın pençesine düşen nesillerden rahatsız olunmalı. İnancını, tarihini, kültürünü, medeniyetini bilen çocuklar, gençler, bu ülkenin geleceğinin teminatıdır. Kötü alışkanlıklarla, bağımlılıkla mücadelenin en etkili yolu budur. Bir yandan bu sorundan şikayet edip, diğer yandan bu sorunun sebebi olan hayat biçiminin güzellemesini yapan, kusura bakmasın, ya kendini kandırıyordur, ya da milleti kandırmaya çalışıyordur.”

Erdoğan’ın bağımlılık mücadelesini frenleyen çok belirgin bir de kırmızı çizgisi var: Mücadelenin, hem büyük sermayenin (yerli ve yabancı sermaye şirketleri) hem de küçük sermayenin (yine AKP tarafından sigara satmak üzere ruhsatlandırılan 170 binden fazla TESK’e bağlı perakendeci esnaf, ikram işletmeleri, vs.) çıkarlarına dokunmadan, sadece atomize bireye yönelik yürütülmesini istiyor. AKP iktidarında, Yeşilay sigara şirketlerine istediği kadar öcü böcü diyebilir, ama yasal güvence ve siyasi koruma zırhı altında faaliyet gösteren o bağımlılık tacirlerine kimse dokunamaz

Bu tarz bağımlılıkla mücadele siyaseti sadece Erdoğan’a özgü değil kuşkusuz; sağlık ve sosyal alanlarda inanılmaz geri adımlar atan neoliberal dönemin başka iktidarlarına da, ayıpları kamufle etmek, popüler destek sağlamak ve topluma korku-baskı ayarı vermek için çok kullanışlı, risksiz, üstelik düşük maliyetli politika olanağı sunuyor. 1950’lerde artistken sigara reklamlarına çıkan Reagan ABD Başkanı olduğunda büyük şevkle “just say no” kampanyası yürütüyordu; Muhafazakar Partili Britanya başbakanı Sunak, kısa iktidarında, iklim politikasında büyük tavizler verirken sigaraya nesile dayalı satış yasağı getirmeye soyunuyordu; Türkmenistan başkanı  Berdimuhammedov sigarayı bir yasaklıyor, bir serbest bırakıyor, meydanlarda kurulan fırınlarda yaktırıyordu

Liberal hassasiyetlere, diğer bir deyişle sermaye çıkarlarına dokunmadan icra edildiği sürece, bağımlılıkla mücadele, hem çocuklarının maruz kaldığı etkiler hakkında endişeli ebeveynlerin korkularına hitap ettiği için onları muhafazakâr siyasetin içine çekme kapasitesine sahip hem de popüler çekiciliğiyle sisteme ve iktidarlara meşruiyet kazandırıyor. Bağımlılıkla mücadele, neoliberal iktidarlar için özel tasarlanmış bir can simididir.

Yazı dizisinin altıncı ve son bölümünde, objektifimizi “Türkiye’nin bağımlılıkla mücadele merkezi” olarak yeniden yapılandırılan, kaynak ve yetkilerle donatılan Yeşilay’a çeviriyor, rejim inşasındaki rolüne bakıyoruz. Yazı dizimizi, AKP tarzı bağımlılıkla mücadele politikasını bir fiyasko olarak değerlendirerek ve okuyucuları bağımlılığı tartışmaya devam etmeye çağırarak bitiriyoruz. 

Bağımlılık Dosyası - 4: Liberal kuşatılmışlık ve 'bireysel sorumluluk'
1

DOSYA

Bağımlılık Dosyası

Bağımlılıkla Mücadele

Bağımlılıkla mücadele politikası iflas etmiş durumda; çünkü tüm sorunun kaynağı bireylere yükleniyor. Oysa asıl sebep, toplumsal ve yapısal sorunları göz ardı eden, sorumluluğu yalnızca kişiye yükleyen 'bireysel sorumluluk' ideolojisi

Bağımlılık Dosyası - 1: Bireysel kusur mu, sistemik bozukluk mu?Bağımlılık Dosyası - 2: Tütün ürünleriBağımlılık Dosyası - 3: Aşırı işlenmiş gıda ürünleriBağımlılık Dosyası - 4: Liberal kuşatılmışlık ve 'bireysel sorumluluk'Bağımlılık Dosyası - 6: AKP tarzı mücadelede Yeşilay'ın rolü

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.