Sayfa yolu
Bağımlılık Dosyası - 1: Bireysel kusur mu, sistemik bozukluk mu?
Yayın Tarihi: 28.06.2025 , 00:41 Güncelleme Tarihi: 11.05.2026 , 01:40
Bu yazı dizisinde, kasten bağımlılık yapıcı olarak tasarlanmış tütün ve aşırı işlenmiş gıda ürünlerine odaklanarak, ulusötesi sermayenin yol açtığı “imal salgınlar”ı, “bireysel sorumluluk” ideolojisine dayalı hakim bağımlılık söylemini ve buna dayalı bağımlılıkla mücadele politikasının başarısızlığını masaya yatırıyoruz. Bağımlılık ve kapitalizm arasındaki ilişkileri irdelemeyi, liberal ve İslamcı politikanın önündeki perdeleri kaldırmayı ve her toplumsal olgu gibi sistemik düşünme ve eylem gerektiren bağımlılığı ve çözümlerini tartışmaya açmayı amaçlıyoruz.
Yazının ilk bölümünde, kuşatıcı bir satış düzeneği olarak bağımlılık yapıcı ürün arzına dikkat çekiyor, bu ürünlere “hayır” deme zorluğunun toplumsal çerçevesini çiziyoruz.
Giriş
Sağlık Bakanlığı, sigara bırakma ve obezite mücadelesi amacıyla başlattığı sağlıklı yaşam kampanyası için çeşitli yerleşimlerin açık alanlarında stant kurmuş, oradan gelip geçen sigara içenleri, fazla kiloluları avlayarak “sağlıklı yaşamı seçme”ye yönlendiriyor. Yetişkin nüfusun yaklaşık yarısından söz ediyoruz. Nasıl erişilecek, nereye yönlendirilecek? Kampanyanın olacaksa bir faydası, o da sigara bırakma ve obezite ilaçları satanlara olacak gibi gözüküyor. Ama zaten liberal düstura göre, birilerinin para kazanmadığı kampanya kampanya değildir.
Yüzeysel bile olmayan, siyasi kurgusu zayıf, ilaç endüstrisi ilişkileri sorgulanmaya muhtaç bu sağlıklı yaşam kampanyasını bir de sermayenin hastalığı ve ölümü ne kadar kolay satabildiğinin karşısına yerleştirip oradan değerlendirmek gerekli. Onca sağlık uyarısına rağmen, niye hastalığa davet çıkartan, ölüme kadar götüren ürünlere “hayır” denemiyor? Neden yoksullar, LGBT’ler, azınlıklar, göçmenler, zihinsel bozukluğu olanlar, Batı Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, Doğu Avrupalı kadınlar, ABD’li siyahlar bulundukları toplumdaki genel kullanım sıklığının üzerinde tütün kullanıyorlar? Neden Endonezya’da, Orta Doğu’da, Türkiye’de, Yunanistan’da, Sırbistan’da tütün tüketimi yüksek? Aşırı işlenmiş gıda tüketiminin toplumsallığı hakkında ABD verisine göre, neden bu ülkede yoksullar, düşük eğitimliler, siyahlar, Latin Amerika kökenliler bu gıdaları yüksek oranda tüketiyor?
Sanki tütün ve gıda bağımlısı olmak, bunun sonucunda daha fazla hastalanmak ve ölmek bu sosyal grupların, bu toplumların antropolojik özelliğiymiş gibi verilen kültüralist yanıtları bir kenara bıraktığımızda, geriye ne kalıyor, işin özünde ne var, ona bakalım.
Satış düzenekleri
Bize metaları ürettirenler onları bize satabilmek için cebimizdeki üç kuruşu kapmak üzere birbiriyle yarışıyor. Bunun için, kapitalizmin mabetleri AVM’ler, süpermarketler ve çevrimiçi mecralarda teşhir edilen binlerce metadan birine elimizi uzatmamız ve o üç kuruşu o ürüne harcamamız için kurulu düzenekler var.
Bunlardan biri saldırgan reklam ve ihtiyaç pazarlaması. Sermayenin, sattığı metaların mübadele değerini gerçekleştirebilmesi için, yani satıp yeniden sermayeye dönüştürebilmesi için, potansiyel tüketicileri bunların bir kullanım değeri olduğuna, yani ihtiyaçları olduğuna ikna etmesi gerekli. İhtiyaç pazarlaması bunun için yapılıyor. Burada ihtiyacın gerçek veya tamamen yapay olmasının bir önemi yok. İhtiyaç addedilen şeylerin büyük çoğunluğu zaten mübadele değerinin egemenliğinde şekillendiği için gerçek veya doğal değiller. Bu açıdan, tütüne veya aşırı işlenmiş gıdaya olan ihtiyaç, depreme dayanıksız konuta, biber gazına veya sülük tedavisine olan ihtiyaca benzetilebilir.
Bir başka düzenek erişilebilirlik. Her yer market, AVM, çevrimiçi satış. Türkiye’de adım başı sigara satılıyor. Kamu idaresi 170 bin satış noktasını sigara satmak üzere yetkilendirmiş. Bir başka düzenek satın alınabilirlik. Her şey ateş pahası, ama iddia ediyorum, süpermarkette bulabileceğiniz en ucuz iki ürün, sigara ve aşırı işlenmiş gıdalar. Covid zamanı ilk hafta sonu kapanma öncesinde, markette belli bir “sandviç kek” markasından iki paket satın almak için kuyruğa giren adam videosu tekrar tekrar yayınlanmış, genç adam ayıplanmıştı. Oysa, o da herkes kadar korkmuş, o da aç kalmamak için kendince önlem almış olmalıydı. Belki kaldığı yerde mutfak yoktu, belki bir tencere yemek pişirmek için gerekli malzemeyi alacak parası bile yoktu. Belki bağımlılık geliştirdiği yüksek karbonhidrat ve yağ içerikli gıda ile avuntu bulmaktan başka çaresi yoktu.
Bu yazı dizisinde, Sağlık Bakanlığı kampanyasına konu olan, üretim maliyeti ucuzlatılmış, kâr oranı yüksek, raf ömrü uzun, perakende bedeli diğer metalara göre ucuz iki ürün grubuna, tütün ürünlerine ve aşırı işlenmiş gıda ürünlerine odaklanarak, ihtiyaç pazarlamasına, kolay ulaşılabilirliğe ve görece ucuzluğa paralel işleyen bir başka düzeneğe ışık tutmaya çalışacağız: Bağımlılık, hastalık ve ölüm sarmalı üzerinden sermaye birikimi. Her iki ürünün de, beynin dopamin ödül sistemini ele geçirmek ve daha fazlasının tüketilmesi için yoksunluk hissi tetiklemek üzere kasten tasarlanmış mühendislik ürünleri olduğundan söz edeceğiz. Son 40 yıl içinde süpermarket rafları hızla bağımlılık yapıcı özelliği olan bu ve benzeri ürünlerle doldu. Televizyon ekranları aşırı işlenmiş gıda reklamlarıyla dolup taşıyor. Tütün ürünlerinin direkt reklamı yasak ama internet mecrasının olanakları bu amaçla sonuna kadar kullanılıyor.
Bu düzeneğin bir uzantısı bizzat perakende alanlarının, bağımlılık yapıcı ürünleri ön plana çıkartan birer dopamin mağazası şeklinde düzenlenmesi. Burada ticari teşhir oyunları devreye giriyor. Bağımlılık yapıcı niteliği olan ürünler süpermarket raflarında janjanlı paketleriyle yan yana diziliyor, oradan göz kırpıyorlar tüketicilere. Duvar şeklinde yapılan teşhir düzenlemeleri başlı başına reklam panosu oluşturuyor. Marketin her köşesinin, her bir rafının maliyeti bizim cebimizden çıkan ayrı teşhir bedelleri var.
Sermaye güdümlü piyasalar
Altı çizilmesi gereken önemli bir husus, tütün ve aşırı işlenmiş gıda piyasaları, bazılarının dediği gibi arz ve talebin buluşmasıyla oluşmuyor; bu piyasaları ürün arzının itici gücü biçimlendiriyor. Diğer bir deyişle, her yönüyle sermaye güdümlü piyasalar bunlar. Yukarıda saydığımız yüksek oranda tütün ve aşırı işlenmiş gıda tüketen yoksulların ve diğer sosyal grupların bu ürünlere özel bir düşkünlüğü veya talebi yok, sadece sermayenin ihtiyaç pazarlamasının hedefine oturtulmuş bulunuyorlar.
Tütün şirketlerinin ABD’de mahkemelerce el konulan yüzbinlerce iç yazışma ve belgelerine dayalı analizlerin gösterdiği üzere, şirketler piyasayı en ince ayrıntısına kadar segmentlere ayırarak, özel hedef seçtikleri segmentlere yönelik özel biçilmiş pazarlama stratejileri uyguluyor. Kendilerini hedefleyen reklam, pazarlama, erişilebilirlik, görece ucuzluk ve bağımlılık yapıcı üretim stratejileri, bu ürünleri parasal ve zamansal olanakları kısıtlı, hayat koşulları zor insanlar için neredeyse kaçınılmaz kılıyor. Toplumsal eşitsizlikler olduğu gibi sağlıkta eşitsizliğe, oradan da bağımlılığın toplumsal örüntülerine yansıyor.
Limbik kapitalizm tufanı
Popüler kültürde “mutluluk hormonu” diye nitelenen dopamin, hafıza, hareket, motivasyon, ruh hali ve dikkat süresi dahil olmak üzere birçok bedensel işlevde rol oynayan merkezi sinir sistemimizin bir bileşiği. Sonunda ödül beklenen eylemler ve birçok bağımlılık yapıcı madde beyindeki dopamin seviyesini artırıyor. Bu bağlamda, saldırgan satış düzenekleriyle piyasaya sürülen tütün ve aşırı işlenmiş gıda ürünlerinin, ucuzlatılmış emeğe dayatılan ucuzlatılmış ama ölümcül dopamin kaynakları olduğunu iddia etmek olası.
Teşhirdeki cazibeli metaları satın alamayanlar, arzu ettiği cep telefonuna erişmekten çok uzak olanlar, bir paket sigara ve/veya bir paket “sandviç kek” satın alıp aşağı oturabilir, bir damla göz yaşı eşliğinde kendini avutabilir. O ürünlerin ve ambalajlarının tasarımında zaten cep telefonu çağrışımı yapan incelikler var. Cep telefonu üretenler ise, kumar makinelerinin beynin ödül merkezlerini nasıl aşırı uyardığını inceleyip, ekran tasarımına bunu yansıtmaktan geri durmamışlar. Kapitalizmin bilgili bireylerin rasyonel kararlar verdiği bir serbest piyasa düzeni olmadığını biliyorduk, ama iddia o ki, sermayenin sadece emeğimizi değil, limbik sistemimizi, yani beynimizin duygu, ödül ve davranıştan sorumlu bölümünü de sömürmeyi çoktan keşfettiği ve bu alanda çok yol aldığı.
İşte bu yazı dizisinin ana meselesi, Courtwright’ın bağımlılık ile kapitalizm ilişkisini “limbik kapitalizm” kavramıyla çerçevelemesini de dikkate alarak, sermayenin bağımlılığı gelişkin ve yaygın bir satış düzeneği olarak nasıl operasyonel hale getirerek kullandığını ve “sorunun bireyde başlayıp bireyde bittiğini” vaaz eden liberalizm kökenli bağımlılıkla mücadele politikasının buna sadece çanak tuttuğunu ortaya koymak ve tartışmak.
Kuşatılmışlığımız
Tek tek bireyler olarak market raflarındaki ürünlerin bazılarına ya da hiçbirine bağımlı olmayabiliriz, ama içinde dönendiğimiz kapitalist düzende hepimiz bu düzeneklerle kuşatılmış haldeyiz.
Eğer bağımlıysanız, işiniz zor. Bağımlılıkla boğuşanlar iyi bilir: Sigara bağımlılığından kurtulmak zordur. Ondan kurtulayım derken bir bakmışsınız e-sigara bağımlısı olmuşsunuz. Üstelik öğreniyorsunuz ki, e-sigaralar normal sigaralara göre daha fazla nikotin içeriyormuş, sizi daha da bağımlı yapıyormuş. Eyvah, e-sigaradan kurtulayım derken, bu sefer şekerlemeler, çikolatalar, kurabiyeler, cipsler, kolalara dadanabilirsiniz. Şekerli içeceklerden kaçınmak için şeker ilavesiz “diyet” olanlar da var, ama meğer onlar beterin de beteriymiş. Ve bir bakmışsınız doygunluk duygunuz kaybolmuş, bozulmuş. Tükettikçe açlığınızı gideremiyorsunuz. Tebrikler, yeni bir duygu edindiniz: yoksunluk hissi.
Tabii, bireysel düzeyde bu döngüler aşılabilir, sigara bırakılabilir, kilo verilebilir, yasal ve yasadışı bağımlılık yapıcı maddelere “hayır” denebilir ve iyisi mi, denmelidir. Kapitalist kuşatma hakkındaki farkındalık, bireyi sağlık hakkına sahip çıkmaktan, yardım aramaktan, özne olarak hayatını dönüştürme iradesi göstermekten alıkoymamalı; aksine, bu farkındalık bireyi daha güçlendirmeli, kolaycı, teslimiyetçi davranışlardan uzak tutmalı. Verili düzenle bir inatlaşmadır bu sonuçta.
Yazı dizisinin ikinci bölümünde tütün ürünlerine, üçüncü bölümünde aşırı işlenmiş gıda ürünlerine ilişkin bazı temel bağımlılık araştırmaları ve tartışmalarının üzerinde duracak, bu ürünlerin sermayenin belirleyiciliğinde piyasa güdümlü ve sınıfsal karakterli tüketimlerini ve sonuçlarını ele alacağız.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.