Oyları bölmek...

27/03/2014 Perşembe
Oyları bölmek...

Henüz oy kullanamıyordum ama kampanyalarına, bildiri dağıtımına, mitinglerine katıldığım ilk seçim 1977’deki Genel Seçimlerdi. Ecevit rüzgarı esiyordu. Bugünkünden farklı, sola yönelen bir CHP vardı Ecevit liderliğinde. “Bu düzen değişmeli” sloganı dağa taşa yazılmış, insanlarda büyük bir beklenti yaratılmıştı.

Sosyalist, devrimci solun önemli bir bölümü CHP için çalışıyor, oy istiyordu. En azından “çıkıntı”lık yapan azdı, hiç değilse örtülü destek verilmekteydi.

Ben dışarıda duranların arasına karışmıştım çocuk yaşta. “Oyları bölmeyin” baskısını ilk o zaman hissetmiş, Behice Boran liderliğindeki Türkiye İşçi Partisi’nin “Sosyalizm Bayrağını Meclise Dikelim” sloganının yalnızlığa mahkum edilişini sözü edilen seçim döneminde yaşamıştım.

O zaman TİP beklentilerin çok altında oy aldı, “tatava etmeyin, basıp geçin” diyenler kazandı. Ne oldu, üç yıl sonra Evren ve arkadaşları herkese basıp geçtiler. Oysa sol, yoluna daha bağımsız bir kanaldan devam etseydi, hem bu kadar ağır bir darbe almayabilir hem de büyük bir hamle için fırsat yakalayabilirdi.

Uzun tartışma... Dar anlamıyla TİP ile ya da başka bir parti-örgütle ilgili değil.

Benim tanık olduğum 37 yıllık kesitte, Türkiye solunu düzen soluna, yani CHP ya da bir dönem SHP’ye yedekleme, kritik dönemeçlerde ona bağlama fikrinin her zaman makul, geçerli argümanları ortaya çıkmıştır. Faşizm tehlikesi, demokratikleşme ve sivilleşme arayışları ya da tamamen seçime dair kaygılar. Ama sonuçta gerçek şudur: Bu fikir pek bir işe yaramamış, hayırlı sonuç doğurmamıştır.

Zaten bu fikir tamamen güncel bir sıkışmışlığın ve çaresizliğin ürünüdür. Hatırı sayılır bir kesim, doğru bulmadığı, ikna olmadığı bir seçeneğe güç vermektedir. 1977’de bu hiç değilse, sola çekme iddiasıyla ya da farklı anlamlar yükleyerek yapılıyordu. Bugün gelinen noktada belirleyici olan “başka ne yapabiliriz ki” duygusudur.

Çünkü diğer seçenek zayıf, parlamentoda temsil edilmiyor, gerçekçi değil. Örnek olsun, 1977’de Ecevit’in NATO’yla hesaplaşabileceğini düşünebilenler bugün artık “canım sırası mı NATO’nun” noktasındadır.

Herkesin gerçeklere gözünü kapadığı bir ülkede normal. Sonuçta CHP’ye oy verenler bizim insanımız, CHP’de siyaset yapanlar arasında dostlarımız var, bir bölümü şu sıralar, partilerinin sağcılaşmasına karşı parmaklarını oynatmayıp bizimle uğraşıyor olsa da...

Biz buna alışkınız, illa ki bu yaklaşımı kıracağız, kırıyoruz da bazıları “yeter artık” diyerek solu kötürümleştiren bu tarzdan kendilerini kurtaracak. Ama sonuçta, biz sağa teslim olmayın, yarını düşünün, sosyalist hareketin güçlenmesi ölümcül bir meseledir diyeceğiz, başkaları “oyları bölmeyin, tatava etmeyin” filan...

Kimsenin gırtlağına basıp oy ya da destek isteyemeyiz.

Eleştirilerimizi hep görünen, herkesin bildiği olgular üzerinden yaparız. Örnek olsun, Mansur Yavaş ve Mustafa Sarıgül’ün adaylıkları somut gerçekliktir. Bozkurt işareti, Suriye konusundaki yakışıksız açıklamalar, bir belediye başkan adayının adı hırsıza çıkan bir eski bakanla kol kola fotoğrafı... CHP’nin genel siyasi çizgisi bir yana, bütün bunlar son 2-3 ay yaşananlardan bazı örneklerdir. Bütün bunlar karşısında “oyları bölmeyin” argümanı temelsiz ama ne yazık ki etkilidir. Bu argümanın temelsizliğini göstermeye çalışırız ama “vay efendim, bunu nasıl söylersiniz” demeyiz, diyemeyiz.

Belden aşağıya vurmaya ise izin vermeyiz.

Misal, Hatay Defne’de belli ki “oyları bölmeyin” tutmadı. Orada AKP yok, halk özgürce hareket etti ve genç bir kadının, TKP adayı Sevra Baklacı’nın etrafında kenetlendi. Başta “genç” dediler, “kadın” dediler, işe yaramadı, ters tepti. Sonra kendini çok önemseyen birkaç aklı evvel, saçma sapan iddialar ortaya attı, millet ciddiye bile almadı. Ardından Sevra’nın AKP tarafından desteklendiği iğrençliği piyasaya sürüldü. Güldük, geçtik. Sonra bir baktık ki, bu iğrençlik, CHP adayının geçenlerde çıkardığı bir bildiride korkak bir imaya dönüşmüş. Sevra’nın adı geçmiyor. Geçmiyor ama şu yazıyor: “İktidarın Defnelileri ayrıştırmaktan başka çaresi yoktur. Mantıkları kitlesel olmayan, ülke siyasetini yönlendiremeyen küçük partileri Defne’de parlatmak, birliğimize ve beraberliğimize gölge düşürmektir.”
Yani... Sevra’yı ve TKP’yi AKP parlatıyor!

Şimdi CHP yönetimine şunu sormak durumundayım: Bu küçük adamlara mı oy istiyorsunuz? Hani ülke siyasetini yönlendirebiliyorsunuz ya... O açıdan!