Cepheleşme...

23/11/2013 Cumartesi
Cepheleşme...

Sol Cephe fikrinin ne kadar ilgi çektiğini herhalde anlatmaya gerek yok. Yayınlanan imzalar, bu işin yalnızca belli bir boyutu hakkında ipuçları sunuyor. Aydınların, kitle örgütü yöneticilerinin dışında binlerce emekçi, öğrenci “ben de varım” noktasında. Ne güzel…

İlk çağrı metninde sömürüye, emperyalizme ve gericiliğe karşı bütünlüklü bir karşı koyma iradesi sergilense de, çağrıyı destekleyenlerin farklı önceliklerle hareket ettiği açık. “Laiklik elden gitti, bir şey yapmak gerek” diyen de, ABD’nin bölge planlarını her şeyden daha tehlikeli bulan da, emekçilerin patron sınıfına karşı derhal ayağa kalkması gerektiğini düşünen de Sol Cephe ile umutlandı.

Bu da güzel. Çünkü Sol Cephe, farklı kaygılarla hareket edenlerin solun temel değerleri etrafında bir araya gelmesi için koşulların olgunlaştığı düşüncesinin ürünü. Yani, Sol Cephe söz konusu olduğunda ortada yalnızca bir ihtiyaç yok, olanak da var!

Bu olanağın toplumsal ifadesi “AKP’ye karşı olan herkes” değil. Sol Cephe çağrısı, bana göre, farklı ideolojik renklerin buluşabileceği bir zemin tarif ediyor ama neyin dışarıda kalacağına ilişkin de bir netlik sağlıyor: Milliyetçilik ve liberalizm, hangi kılığa girerse girsin, çağrıda ifade edilen çerçevenin içinde kalamaz.

Bu daraltır mı?

Hiç de değil!

Sol Cephe’nin çağrısına içerilen kırmızı çizgiler, Sol Cephe’nin geniş bir kesime hitap etmesi, onların cephesi haline gelmesinin güvencesidir. Her tür milliyetçilik ve liberalizmden mutlak kopuş, hiçbir dönemde bu kadar ön açıcı hale gelmemiş, sekterlikten uzaklaşıp daralma tehlikesini peşinen bertaraf etmemişti. Ve daha açığı, aydınlanmacılık ve antiemperyalizmin her etnik kökenden solcuyu, Türk ve Kürt devrimcisini bir araya getirme şansı hiç bu kadar yükselmemişti.

Dahası da var…

“Kimlik siyaseti” artık birçok devrimciyi tiksinmenin eşiğine taşıdığından, halkın da artık daha fazla bu tarz siyasete ilgi göstermemesinden dolayı, sınıf ekseni, uzun süredir ilk kez bu kadar fazla kişinin “onay verdiği” bir pozisyon haline geliyor. Bugün, “sınıf karakteri”ni bulandıran her proje, her açılım, tersini beklerken, daha başlangıçta soluksuz kalırken, Sol Cephe’yi geniş kesimlere taşıyacak olan biraz da, “sömürü düzeni”ne “cephe”den tavır alması olacak.

Sol Cephe’ye dönük ilginin kaynağında bunun da yattığını düşünüyorum.

Haziran Direnişi, kendi başına bir “sınıf hareketi” görüntüsü vermese de, Türkiye’de sınıf mücadelelerinin yakın geleceğine ilişkin oldukça önemli veriler sunmakta. Şaşırtıcı bir hızla kentlileşen ülkemizde, işçi sınıfının aydınlanma ve yurtseverlik bayrağını taşırken, bu alana dönük milliyetçi ve liberal sızmalar karşısında “doğal” bazı avantajlara sahip olduğunu herhalde hepimiz gördük.

Onlar orta sınıf mensubuydu, en kolaycı açıklama.

Tarihte, orta sınıfların bir bölümünü yanına çekmeyen, steril bir emekçi kalkışmasına pek az rastlanır.

Türkiye’nin hemen her yerinde 31 Mayıs akşamı sokağa dökülen milyonlarca yurttaşın büyük bölümü “işçi” kapsamına giriyordu. Bundan da önemlisi bu çoğunluk, özgürlükçü, aydınlanmacı, bağımsızlıkçı bir ideolojik doğrultuyu, uzun bir süredir ilk kez bu kadar “halkçı” bir dille ifade etme becerisi gösteriyordu.

Unutmayalım, “Haziran” işçi sınıfı açısından da bir başlangıçtır. Yeni demeye dilim varmıyor ama yeni tipte bir sınıf hareketi için…

Sol Cephe, emekçi kitlelerin sokağa dönük ilgi ve cesaretini, siyasete de taşımak için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Öncelikler ve ifade biçimlerine dair farklıları önceden kabullenen ve bunu sorun etmeyen, bazı konuları zaman ve mücadelenin akışına bırakan bir cephe…

Keşke ve neden olmasını sanırım geride bırakıyoruz ve “hadi bakalım” diyoruz.