Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Ülke ve seçimler: ‘İki cihan âresinde’

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Bu ülkede seçmen hep yüzde 30-yüzde 70 olarak bölündü. 1983 seçimi temsilci örnektir. Sol mu, sağ mı diye sorulsa sol en geniş tanımıyla yüzde 30-35 alır. Zaman zaman merkez solda olduğu var sayılan parti ve diğer sol toplamda yüzde 25’e kadar geriledi. Bu da doğal çünkü artık BDP var ve 1980 öncesinde olduğu gibi o bölgeden oy almak pek mümkün değil. Ülkenin bu kadar sağa çekilmesine rağmen 30 yıl önceki yüzde 30’luk payı korumak bile başarıdır. Ancak yüzde 30 Haziran Direnişi’yle açığa çıkan itirazın kapsama alanının hayli altındadır. İlk defa yüzde 30’dan fazlasını da cezbeden bir “hakikilik” yaşandı. Haziran sonrası tercihler değişmedi. Nasıl değişebilir ki? Yaklaşım değişti mi ki itiraz kalksın. Haziran “sola alan açan” bir olaydır ama bizzat sol değildir. Bu nedenle kapsama alanı çok daha geniştir. “Hakikilik” bu demek.

İki kez Ecevit fenomeni yaşandı: İlkinde dünya başka dünyaydı, Türkiye başka Türkiye’ydi. 1977 seçimlerinde Ecevit yüzde 42 aldı: İstisna olarak kaldı. İkincisindeyse Öcalan getirildi, yine “oy patlaması” yaşandı. Patlama dediğimiz de yüzde 22. 1999’da Kürt hareketi dahil ne var ne yoksa toplamda alınan oy yüzde 37. Bunlar özel vakalardır. 2011 seçimi için aynı hesap bize yüzde 33 oranını veriyor. Kürt hareketi hariç bakılınca yüzde 30 neredeyse sosyolojik bir üst sınır haline gelmiş durumda. Sağdan oy alma rüyasıyla gericiliğe eklemlenmek hem yanlıştır, hem de oy getirmez. Getirmez çünkü seçmenler ortalama yüzde 90 bir önceki seçimde oy verdikleri partiye oy veriyorlar. Getirmez çünkü aynı partiye tekrar oy vermeyenler de komşu partiye oy veriyor. O zaman nasıl bakmak lazım? Ancak (i) büyük bir olay -Öcalan vakası, 1999 (ii) büyük bir ekonomik kriz- 2009 belediye seçimlerinde AKP yüzde 39’a geriledi krizin ciddi etkisi vardı (iii) siyasi merkezin meşruiyet ve hegemonya krizine girdiği bir toplumsal durum dışında geleneksel sağın karşısındaki CHP çizgisi de onu çok aşan derinlikteki sosyalist sol da, doğal bir sınıra çarpmaktadır. Seçmen davranışı çalışmalarındaki normal ezber budur. Gelecek bunu doğrulamamalı.

İlk defa oy verecek gençlik var. “Her seçimde birileri ilk defa oy verir” diyemeyiz çünkü bu gençler Haziran sonrası gençler. Çok önemli çünkü tam da (iii) numaralı durum yaşanıyor: Bu anın toplumsal önemini sonuca tercüme edecek olan ve seçimi de içeren strateji, kendisi sol olsa da olmasa da, seçimler açısından solu (da) mecburen temsil eden ana gövdenin, CHP’nin, Haziran Direnişi’nde ne söylendiğini doğru analiz etmesinden çıkabilirdi. Ama CHP merkezi, seçimin hakim gruplar arasında geçeceğini ve ülke için gelecek tercihinin hakim çizginin içindeki anlaşmazlıktan çıkacağını ima eden bir strateji benimsiyor. Haziran mesajları CHP merkezinde yok hükmünde mi sayılıyor? “Halk daha fazla münasebetsizlik yapmasın, direniş bir girdi olarak ilgili merkezlerde dikkate alındı” mı denmektedir?

Size oy verenler ne ekonomiyi, ne dış politikayı, ne yaşama müdahaleyi, ne baskıları onaylıyorlar. Bu onaysızlığı, bu net itirazı, “buraya kadar” çığlığını temsil etmeniz, bir nebze “doğruda durmanız” gerekmiyor mu? Kimse olmadığınız kadar sola açılmanızı beklemiyor. Olduğunuzu iddia ettiğiniz yerde sabit dursanız kafi. Başkaları yüzde 10-15 ağırlığı olan, bunca yıldır işlene işlene koşullandırılmış, tasarlanmış bir toplamın halka yabancı ideolojisini yüzde 50’nin ideolojisi gibi göstermek ve gelecekte hakikaten öyle olmasını sağlamak peşinde. Siz mevcut rahatsızlığın kapsayabileceğiniz bölümü olan yüzde 30-35’lik -hem de ne yüzde 35- itirazı temsil etmekten kaçıyorsunuz.

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları