Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Suriye’ye saldırının ekonomisi ve politikası

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:02

Emperyalizmin “saf” teorisinden ve savaş eğilimi olarak pratik bir yanından son günlerde bahsettim. Saldırabilirler mi? Evet. Saldıramazlar mı? Bu da bir olasılık ve üstelik şimdilik güçleniyor. Neden? Emperyalizmin savaş eğilimi baki olduğuna göre, ne engelliyor? Rusya, İran, Çin demeyeceğim: Bu kadarını sağır sultan bile duydu. Batı çok da hevesli görünmezken, cephe ülkesi olmaya soyunan bir ülke var: Neden?
Bir, muhalefet olarak ortaya konulan çeteler Suriyeli değil ve zaman geçtikçe içlerindeki Suriyeli, başından beri Esad’a muhalif olan unsurların ayrıldığını düşünmek doğru olur. 2011 yılı Mart ayında, bir süredir hazırlanan olay patladığında, Esad’ın halk desteği muhtemelen yüzde 60 civarındaydı. Bu oran, zamanında konuştuğum uzman akademisyenlerin genel kanısıydı. Bugün bu destek artmıştır ve Sünni nüfus dahi yavaş yavaş “rejim kalsa daha iyi” noktasına gelmiştir. Öncelikle Suriye’de “rejim kurabilecek” şöhrete sahip köklü muhalefetin (a) Uluslararası lümpen paralı asker çeteleriyle sahada el ele olması düşünülemez. (b) Saha dışında, siyasi alanda da “yabancı ve işgalci bir gücün yardakçısı olarak” Esad sonrası ortaya çıkabilmeleri mümkün değildir. Ergo, Suriye’de yeni rejimi kurabilecek elitler şu an beklemededir.
İki, halkın Sünni bölümü de bu adamların katil ve hırsız, insanlık düşmanı ve paralı asker -objektif olarak ilk elde İsrail’in ajanı konumundadırlar- yüzlerini yaşayarak görünce “bunlar defolsun” noktasına gelmiştir. İlla Esad’ı sevmeleri gerekmiyor. Bu nokta Suriye’de deneyerek, yaşayarak anlaşılmıştır. Yani bunlar başlangıçta Esad’a geçmişten gelen ve/veya mezhep türü nedenlerle karşı olması beklenenleri de hızla karşılarına almaktadırlar. Bu iş Libya’daki gibi “hangi aşireti satın aldım, Kaddafi hangi aşiretin desteğini aldı” hikayesine benzemiyor. Batı bunu da görmüştür.
Üç, kimse ABD kamuoyunu El Kaide’yle aynı safta savaşmak gerektiğine inandıramaz. Bu tüm ideolojik kurguyu, 11 Eylül hikayesini ve her iki Irak savaşını yıkar. Şu anki durumda, Suriye’nin en ufak uluslararası desteği olmasa dahi, Esad’ı aniden devirmek birkaç ay sonra Esad sonrası rejime karşı ağır askeri saldırı gereğini ortaya çıkarabilir. “Ilımlı İslam” palavrasına sahip çıkacak muhalefet dahi bulunamamaktadır çünkü çeteyle rejim yıkmaya kalkarsan o çeteyle iş yapacak elit bulamazsın ve sonra çeteyi de yok etmen gerekir. Çeteler rejim kuramaz. Ağır sorun budur.
Dört, Esad askeri olarak da, halkın vicdanında da kazanmaktadır. Derhal müdahale şart görünüyor. Birkaç ay daha beklenirse işgalci yabancı güç Suriye ordusu tarafından ezilebilir. En sonunda, bunlar ordu değildir ve disiplinini koruyan, satın alınamayan askeri güçler sahada askeri savaşı kazanır. İstediğin silahı ver: Ormanlık, dağlık olmayan arazide düzenli ordu daima kazanır. Üstelik halkın çoğunluğunun desteği orduya yönelmişse. Bu denklemi değiştirebilecek kart olarak masaya sürülmek istenen Kürt kartının durumu da belli değil.
Beş, hal böyleyken zaten mantığa aykırı olan “Esad kimyasal kullandı” yalanına sarılmak anlaşılabiliyor. Karadan işgal mümkün değil. Fakat Suriye ordusunun uçakları, tankları, haberleşmesi, depoları ve altyapı imha edilirse -ki amaç budur- belki “taş devrine” dönen ülkede çapulcularla düzenli askerler arasında bir süre daha “tüfek tüfeğe” bir savaş sürebilir.
Lakin durum içinden zor çıkılır bir “yaman çelişkiye” bağlandı. Rejimi yıkmak amacıyla saldırılamıyor. Geriye kimyasal hikayesi kalıyor. Fakat burada kanıtların Esad lehine olduğunu hem Rusya, hem İngiltere, hem ABD biliyor. Çin’in bildiğini de biz varsayabiliriz. Bu oyunun oyun teorisinde genel bir adı var: “Common knowledge”. ABD, Rusya’nın şu ana kadar Birleşmiş Milletler’e sunduğu füzelerin muhaliflerin bölgesinden atıldığına dair kanıtların ötesinde, daha da kesin kanıtlar sunma olasılığını yok sayamıyor. Çünkü herkesin ne bildiğini, bu teknoloji seviyesinde, herkes biliyor. İngiltere’nin “bizde telefon görüşmesi yok” ve “bir daha oylama da yok” açıklamaları bu anlama geliyor. İlginç olan şu: Rusya kimyasal silahların muhalefet olduğu iddia edilen çeteler tarafından kullanıldığını kanıtlarsa, “kırmızı çizgiye” göre ABD’nin bu çeteleri bombalaması gerekecek! Aslında kolay: Bombalayacağı sonuçta zaten El Kaide ve ABD kamuoyu buna hiç ama hiç karşı çıkmaz.
Altı, en iyi yol Obama’nın bizzat kendi önergesini Kongre’de reddettirmek amacıyla oraya göndermesidir. Ben Obama olsam düşülen açmazdan en iyi çıkış yolu olarak İngiliz örneğini görürdümki İngiltere’de tezkerenin meclise reddedilmesi amacıyla gönderilmiş olduğundan ve bu yönde gerekenin yapıldığından kuşku duymuyorum.
Yedi, yine de bomba atılabilir. Neden? Bakınız dört numaralı madde.
İşin bir de dar anlamda ekonomisi mevcut. Şu an savaş için imkansız bir durum var: 2003 Irak savaşında zaten amaç harcama da yapmaktı, resesyon başlamıştı. Stiglitz, maliyeti 3 trilyon dolar olarak hesaplamıştı. Kaldı ki, 2003 Irak savaşı da zaten 1991 ilk Irak savaşı sonradan tekrar savaşmak için bilerek yarım bırakılmış olduğu için çıkarılmıştı. Saddam konserve kutusuna konulmuştu. Ama o zaman ne Rusya, ne Çin, ne İran devredeydi. Ve o zaman SSCB sonrası ideolojik karartma çok etkiliydi. Bugün Batı hâlâ kapitalizmin ne kadar da sorunlu olduğunu milyarlara kanıtlayan kendi kriziyle uğraşıyor. Zaten savaşa bütçe de yok.
Türkiye için de işin ekonomisi şöyle: İlk elde mali piyasaları bozar, sert satış getirir. Ve “dahil olma” karşılığı bilinmeyen bir kaynak “bulunmayacaksa” durum kontrolden çıkabilir. Sonradan, yıkılan ülkeyi yeniden yaparken alınacak müteahhitlik işleri için de geç olur ve aslan payını yedirmezler. Evet, “proxy wars” diye bir terim var. “Başkalarının savaşını yapana” ekonomisi hemen dağılmasın diye bir ek finansman sağlanır. Acaba bütün bahislerin Suriye karesine yatırılmış olması, rulet ama Rus ruletine benzemeye başlıyor, ekonomiyle veya başka nedenle, “düşme korkusundan” mıdır? Bu kadar da banal olmayalım: Daha derin nedenleri elbette ki var ve bunlar doğrudan ideolojik nedenler.

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları