Tunç Sipahi
Sol Cephe üzerine
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:06
Haziran Direnişi’nde kitleler sosyalizmi mi arıyorlardı? Daha genel bir kavram olarak solu mu arzuluyorlardı? Kendilerine liderlik edecek siyasi aktörlerin mi peşindeydiler? Cevap hayır. Halk solu arıyor olsaydı, arayanın meşrebine göre, CHP’den tüm sol yelpazeye, 10 milyon insan sokağa çıktıysa, yüzde 1’i gelip kapılarını çalsa solun toplamı 100 bin yeni üye kaydedederdi. Sosyalistler yeni üye kaydetmek için bürolar açarlardı. CHP bile -ki Haziran Direnişi’ni inkar etmiş, sahiplenememiş partidir- bir dinamizm rüzgarıyla şu an uçuyordu, Sarıgül hikayesiyle kitleleri oyalamak yerine. Her yerde sağcı aday arayışında da herhalde giremezdi. Hayır, bu değildi Haziran. Haziran, her şeyi dayatma peşindeki bir azınlığın -ki toplam nüfusa oranları hâlâ yüzde 10-15 arasındadır, genel muhafazakarlık ve çıkarına göre oy veren kitleleri arkasına alarak -ve amacının tersini söyleyerek- saldırmasına bir sınır koymak içindi. İnsanlar “yeter artık” dedi. Ne istemediklerini biliyorlardı çünkü her gün istemediklerini yaşıyorlardı. Ne istediklerini toplu halde bilemezler çünkü hareket “halk hareketiydi”. İstediğini bilene örgütlü halk diyoruz. Örgütsüz halk hareketleriyse net, amacı belli hareketler değildir.
Peki, o zaman neden Haziran ve solu bir araya getiriyoruz? İki nedeni var. İlki şudur: Direnenler Cumhuriyete saldırılmasını kabul etmediler. Kadın düşmanlığını benimsemediler. Eğitimden sağlığa, hukuktan güvenliğe, işsizlikten yoksulluğa sınır tanımayan, tüm kurumları çökerten, tüm değerleri çiğneyen bir “gericilik ve sermaye ortaklığı” saldırısının -bunu böyle ayrıştıramasalar bile- sonuçlarını yaşıyorlardı. Kentlerine saldırılmasını da istemiyorlardı örneğin. Lefebvre, Castells, Harvey, Mayer okudukları için değil muhtemelen. Ve kimliklerine, yaşam haklarına saldırılmasına hayır dediler. Aslında son 10 yılın tümüne, hatta bildiklerini anlatamasalar bile, son 33 yıla hayır dediler. Bunun teorik bir adı yok. “Boyun eğmeyeceğiz” sloganı bunu anlatıyor. Farkında mısınız? En çok ilgi çeken slogan “boyun eğme” çok genç bir slogan. Solun değerleri de genç değerler. Bunların tümü solun öz değerleridir.
İkincisi de şöyle: Halk sosyalistlerle yanyana geldi, beraber yürüdü. Marjinalize etme, yabancıymış gibi gösterme yalanlarıyla geçen yıllardan sonra, sol halk nezdinde doğallaştı. Kadıköy’de iskele meydanında yapılan Cumhuriyet mitinginde boyun eğme pankartları ve Türk bayraklarının, çark-çekiçli flamalarla Türk bayrağının yanyana geldiğini yeniden gördük. Geri alınan bayrak artık geriye alanların bayrağıdır. Balkonlarda, camlarda “boyun eğme” pankartlarının ne kadar çok olabildiğini de gördük. Sol ve halkın modern bölümü artık birbirlerine o kadar da yabancı değil. İşte bu nedenle diyoruz ki Haziran direnişinin açığa çıkardığı enerji sola alan açmıştır. Doğru formül budur: “Sola alan açmıştır”. Bizzat kendisi sol değildir.
Ama hangi sola? AKP’nin uyumlulaştırma amacıyla ortaya sürdüğü solumtrak tiplere değil. Sola ve CHP’ye yönelik açık, seçik ve net bir operasyonun söz konusu olduğunu anlamamak mümkün değil. Demek ki Haziran kime alan açıyor? AKP’nin “normal bir burjuva partisi” olmadığını anlayan -bu kadar basit, ilk günden belli bir şey- sosyalistlerin, kurulmak istenen rejimin sol görünümlü destekçileri olmayacaklarını net biçimde ifade edenlerine açıyor. Sol, solcu, sosyalist ifadelerini artık AKP projesine tartışmasız bir şekilde karşı çıkmayan hiçbir kişi veya parti, yapı kullanamayacaktır. Sol Cephe’nin sağlaması gereken ilk netlik budur.
Sol Cephe kitaplarda yazan cepheler, ittifak arayışları, partilerin diğer partilere çağrıları ile alakası olmayan bir amaca yöneliktir ve basittir. Karşı karşıya olunan tehlikeyi durdurmak için karşı koyan ve Haziran’da simgelenen ana kitleyi kararlı hale getirmek gerekiyor. Neden? Karşı tarafın yapmaya çalıştığı ilk şey kendi kitlesini konsolide etmek olduğu için. Bu ülkede hala ağırlık merkezi bilgiyi, zekayı, insan olmayı, eşitliği -ilk olarak kadın-erkek eşitliği, gündelik yaşamda görünür bir konu, yaşam tarzımızın özü- öne çıkaranlardan oluşuyor. İstediğin servet transferini inşaat ve arazi rantı ve diğer yöntemlerle yap, 200 yıldır biriken zeka ve bilgiden oluşan üstünlüğü, “bizim” kıyaslanamaz üstünlüğümüzü yok edemezsin. Böyle bakacağız, böyle düşüneceğiz. Tek başına sol değil, sosyalistler elbette değil, “sola alan açanlardır” bu ülkeyi ileriye taşıyacak olanlar. Bunu yapabileceklerini söylemek için siyaset yapıyoruz. Bu nedenle kafa karıştırmaya çalışanları CHP’de, solun her bölmesinde, sola açılan alanın taşıyıcılarının tümünde itibarsızlaştırmak zorundayız. CHP dahil, solun sağcılaştırılmasına “stratejik oy verme” adına sessiz kalmak bizim işimiz değil.
Ancak bununla iş bitmiyor. “Doğruda durmayı” çok önemsiyoruz ama sosyalistlerin sosyalist olduklarını ilan etmelerine siyaset demiyoruz. Sol cephe “klasik” bir cephe çağrısı veya bir ittifak arayışı değildir. Sol Cephe partilere, örgütlere seslenmiyor. Sol Cephe bireylere sesleniyor. Tüm örgütlü yapılardaki “AKP ile asla” diyenlere, örgütlü siyaset yapmayanlara, hiç fark etmiyor, ama “asla boyun eğmem” diyenlere sesleniyor. AKP’ye yönelik en küçük “ama..” ile başlayan kafa karıştırıcı cümleyi kuran, bırakalım sosyalist olmayı, aydın değildir. Gelinen noktada “Marx...” diye başlayan cümleler kuranları değil “AKP’ye hayır” diyenleri kendimizden saymalıyız. Ve onlar kendilerini konsolide mi ediyorlar, biz de edeceğiz. Sola alan açanları kararlılaştıramayan, konsolide edemeyen bu ülkeyi ve geleceği kaybeder. Önce bu, önce biz, bizim halkımız.
Sol Cephe, emekçilere, Cumhuriyetçilere, kadınlara, Aydınlanma’nın önemini kavrayanlara “boyun eğmemenin tutarlı yolu soldan geçer” mesajını iletme yöntemimizdir. En geniş ortak paydada buluşmanın, Cumhuriyeti korumanın adıdır: Ancak ilerleterek korunabilecek olan Cumhuriyetin sol olacağını, soldan geçeceğini söylemek için. Ne yapacaklarını ilk günden söylemek için değil. Neyi, nereye kadar, nasıl beraber yapabileceğimizi tartışmak için. Ve bir savunma cephesi de olamaz. “No pasaran” cephesi kurmuyoruz burada. Karşı çıkanlar kendilerine güvenerek şaha kalkmalılar.
Siyaset sadece sembollerle yapılmaz. Ama sembollerle de yapılır. Sembolik konuşayım: Sol Cephe -sadece TKP için değil, ama madem sembol dedik- bir çark-çekiçli flamanın 10 Türk bayrağında simgelenen anti-emperyalist itirazla birleştiği gün ilk anlamını kazanır.