Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Siyasetin teolojisine giriş

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:12 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:12

Olağanüstü durum veya “istisna hali” Carl Schmitt deyince akla gelen ilk kavram. Okur bu kavramın 1922 yılında Schmitt’in Siyasi Teoloji adlı kitabında ortaya atıldığını hatırlayabilir. Alman mandarinlerinin yitmekte olan dünyasında, Heidegger gibi Schmitt de 1933 yılında Nazi partisi üyesi olacaktır.

Hukuki, felsefi ve siyasi kategorilerle aşırı yüklü eserler veren bir aydının Nazi partisinin “entelektüelleri” tarafından bile kolay hazmedilemeyeceği açıktır. Fakat bu Schmitt’in Nazi olduğu gerçeğini –savaş sonrasında, 1938 yılında yazdığı bir mektupta kaygılarını ifade ettiğini belirtse de- değiştirmez. Peki neden hala ilgi çekiyor?

Heidegger’in ilgi çekmemesi gibi bir konu olamaz: Heidegger büyük bir felsefeciydi. Ama Schmitt doğrudan siyasal hukuk gibi politik bir alanda yazmıştı ve eserinin eskimesi şaşırtıcı olmazdı. “Modern devlet teorisinin bütün temel kavramları sekülarize edilmiş (dünyevileştirilmiş) teoloji (ilahiyat) kavramlarıdır” gibi bir cümle bugün ne ifade ediyor?

“İstisna hali” kurala anlam katan, kuralı belirleyen haldir. Fakat kuralın yerine geçemez (Agamben). Burada açıkça Hobbes’u izleyen ve Bodin’den geçerek Prusya siyasi düşüncesine geçen bir kavramdan bahsediliyor. Agamben istisnai durum veya istisna hali için “hukuktan boşaltılmış bir alan” diyordu. Schmitt bu kavramı bir “sınır” kavram olarak ifade eder. Açık bir kümenin kesik çizgili sınırı üzerinde duran bir “hal”.

Küme açık olduğu için “sınır-kavram”, istisna hali, kümeye dahil değildir. Bu hal, hukukun sınırında durma halidir. Anayasa değil, ama tüm hukuk sisteminin “sınırında”, ona ait, ama ona dahil olmayan ve hukukun normuna, kuralına anlam veren bir istisna hali söz konusu.

“Egemen”, bu halin “ne” olduğuna karar vererek, işte tam da o halin söz konusu olduğunu saptadığı anda, istisna halinde ne yapılacağını da iradi bir tercihle ortaya koyandır. Bu noktada hukukun herhangi bir evrensel (tümel) normu egemeni bağlamaz çünkü tam da bu bağlamama halidir ki egemeni egemen yapar. Elbette Schmitt için zaten tümel-evrensel-normatif bir hukuk anlayışı benimsenemez, o ayrı.

İstisna hali basitçe bir sıkıyönetim ilanı veya olağanüstü hal değildir. Bundan çok daha fazlası olup, devletin içinde çatışmanın olduğu ve/veya bir sistemik beka sorununun saptandığı yerde ortaya çıkar. Schmitt, daha önceki kitabında, anayasanın içinde hareket eden veya anayasayı sadece geçici olarak askıya alan “görevli (komiser) diktatör” ile “egemen diktatör” arasında ayrım yapmıştı.

Egemen olan siyasi güç, zaten egemenliğini anayasaya bağlı kalmayarak gösterir. Hukuka ait ama dahil olmayan sınırda duran “egemen” anayasayı ortadan kaldırabilir veya değiştirebilir. Komiser tipi diktatöre ilk örnek Amerikan iç savaşı sırasındaki Lincoln olarak verilirken, 1921-1922 yıllarında değil, ama 1933 sonrası iktidardaki Hitler Schmitt’in egemeninin mutlak örneği haline geldi.

Burada klasik bir karşı devrimcilikten daha ince bir pozisyon bulabiliriz. Schmitt Batı aklının teolojinin kavramlarını dünyevileştirmesinin atılmış en önemli adım olduğunu teslim eder. Zaten modern dünyada bu kavramlara ancak sekülerleştirilmiş hallerinde başvurulabilir. Mesela egemen adeta “zuhur eder”. Bir Hobbes dünyası ufukta belirdiği zaman -anarşi, kaos, herkesin herkesle savaşı, yaygın ve kalıcı iç savaş- “egemen” ortaya çıkıp kılıcını atabiliyorsa, bunun adı “mucizedir”.

Edmund Burke nasıl teolojinin kavramlarını siyasi analize geri çağırdıysa, Marx bile nasıl “ilk birikimi” Hıristiyanlıktaki “ilk günaha” benzettiyse, Schmitt için de egemenin belirişinin mucizevi olduğunu söylememiz gerek.

Schmitt bir realist olduğu için -auctoritas, non veritas fecit legem (Hobbes)- “yasayı (egemen) güç yapar, gerçek değil”. Bunun ima ettiği şey egemenin, bizzat egemen olduğu zaman ve egemen haline geliş eylemiyle egemen olduğunun anlaşılacağı, farkedileceğidir. Bu durumda, iktidarda olmayan Hitler “egemen” olamazdı. Egemen olduğu ancak iktidara gelince anlaşılabilirdi. İktidara gelip, “istisna hali” olduğunu ilan edip, ülkeyi kaostan çıkaracağını söyleyerek Kahverengi Gömleklileri (SA), yani eskiden kullanmış olduğu paramiliter faşist sürülerini terörle zaptederek işe başladığı anda Hitler, Schmitt için, artık “egemendi”. Cumhurbaşkanı Hindenburg için de öyle olmalı çünkü istemeye istemeye başbakanlık verdiği Hitler’e bu kararından dolayı tebrik telgrafı çeken de Mareşal Hindenburg idi. Yükselen, kurtarıcı, mucizevi bir gücün “egemen” olduğunun tanınması denebilir.

İnsanın “istisna haline” -herkesin herkesle savaştığı durum bu halin bir uç örneğidir- maruz kalmadan hukuk yapabileceğine inanmayanlar için Schmitt hala destek malzemesi sunuyor.

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları