Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Rosa Luxemburg

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

Önemli miydi? Sermaye Birikimi kitabı önemliyse, Buharin de, Tugan-Baranovsky de, Kalecki de, hatta bambaşka bir alanda yazılar bırakmış Dmitriev de önemliydi. Güncel mi? Söylemek zor ama belki AB’nin güney kuşağı ülkelerinin AB’nin kuzeyi tarafından, Luxemburg argümanıyla, kapitalizmin derinleşmediği bir tür iç pazar olarak kullanıldığı iddia edilebilir. Veya son 20 yılın Çin’i bir laboratuvar sunabilir.

Lenin’in açıkça taraf olmaktan uzak durduğu konu “emperyalizm ve sermaye birikimi” tartışmasıydı. Peki realizasyon (gerçekleşme) sorunu veya pazar sorunu emperyalizm analizinde ele alınması gereken temel teorik sorun mudur? Hem Hobson’un, emperyalizmi bir dış pazar sorunu olarak ele alışı, hem Luxemburg’un tartışmalı yaklaşımı hem de Buharin’in cevabı ve Hilferding’in dış pazar ve korumacılık temasını kartelleşmeyi hızlandıran bir mekanizma olarak görmüş olması, pazar sorununun “saf teoride” temelde yer alması gerektiğine işaret ediyor. Emperyalizm kuramının sadece pazar sorununa indirgenmesi elbette ki düşünülemez çünkü bu konu kapitalizmin, kapitalist olmayan bir üçüncü sektörün (üçüncü şahısların) yokluğunda sonsuza kadar kendisini yeniden üretip üretemeyeceği, Marx’ın yeniden üretim şemalarının bu amaçla kullanılıp kullanılamayacağı tartışmasıdır. Mantıksal olarak, kısmen de kronolojik olarak, emperyalizm literatürünü önceler. Aslında bir eksik tüketim tartışmasıdır ama bütün eksik tüketim tezlerinin dönüp dolaşıp “üçüncü şahıslara” bağlanmasından ve Hobson’un emperyalizm/eksik tüketim bağını açıkça kurmasından ötürü, tartışma dolaylı yoldan emperyalizme bağlanmış oluyor. Oldukça geç bir tarihte bile Buharin’in Luxemburg’a cevap niteliğinde bir çalışma yayınlaması (Buharin, 1925) konunun önemli görüldüğünün kanıtı sayılabilir. En azından 1920’lerin Sovyetler Birliği’nde, “Luxemburg mu, Hilferding mi” bağlamında bir anlamı var. Bu cevap, hem 1913 tarihli Sermaye Birikimi’ne hem de Luxemburg’un hapiste yazdığı 1915 tarihli -ilk defa 1921’de yayınlanan- Anti-Kritik’e cevap niteliğindedir. Bu konuya Varga üzerinden, 1929 etrafındaki tartışmalarla geri döneceğim.

Aslında bütün sermaye birikimi, eksik tüketim/aşırı üretim tartışmasında orijinal argüman Tugan-Baranovsky’den gelmişti. Tugan’ın tezinin sadece Marksizm içi değil, genel olarak iktisat kuramında -büyüme teorilerinde- önemli bir yerinin olduğu genel kabul görüyor. Naum Jasny, Tugan’ı “tüm zamanların en büyük Rus iktisatçısı” sayıyor. Tugan’ın hem iş çevrimi kuramı, hem eksik tüketimin eleştirisi niteliğindeki genişleyen yeniden üretim şemalarından yola çıktığı piyasa-denge kuramı hem de sektörler arasında farklı hızlarda büyümenin krizin nedeni olduğu yaklaşımı -ve kredi hacminin kriz kuramındaki önemine yaptığı vurgu- Keynes ve Kalecki dahil, pek çok iktisatçıyı etkilemiş görünüyor. Luxemburg’un Anti-Kritik’te öne sürdüğü gibi “bir bütün olarak emperyalizm özel bir birikim yönteminden başka bir şey değil” ise, emperyalizm ve sermaye birimi teması gerçekten de kuramın kalbi olmalıdır.

Luxemburg’un Sermaye Birikimi’nde Tugan’ı eleştirdiği bölümün -ve hemen önceki bölümlerin- Tugan’ın konunun özüne potansiyel olarak zamanından ileri bir bakışla yaklaşmış olduğunu tam ortaya çıkarmadığı söylenebilir mi? Bazı çalışmalar Tugan’ın yaklaşımının yeniliğini vurgulayarak ortaya çıkan dinamiğin -genişletilmiş yeniden üretim veya denge koşullarının araştırıldığı, genellikle Tugan’ın Marksist literatürde eleştirilmesine yol açmış olan, sadece üretim araçlarının üretildiği sektörün sürüklediği büyümenin pazar sorununa yol açmadan limitte sonsuza kadar devam edebileceği, sermaye birikiminin “üçüncü şahıslara” veya emperyalizme ihtiyaç duymayacağı koşullar- von Neumann patikasına yakınsadığı görüşüne değinerek geçiyorlar. Johann von Neumann’ın, 1946’da İngilizceye çevrilen 1937 tarihli klasiğinde erişilen maksimal büyüme oranının varsayımlarının bir “köle ekonomisine” denk olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu doğruysa Tugan, Dmitriev’in bambaşka bir açıdan -mikroekonomi veya değer teorisi açısından- değinmiş olduğu olasılığa işaret etmiştir.

Luxemburg argümanı, Arthur Lewis’in “sınırsız işgücü arzıyla büyüme” teziyle akrabadır. Belki de Çin, bu tarz bir bakış için Güney Avrupa’dan daha fazla malzeme sunuyor. 1990’ların ortasından itibaren Çin, Tugan-Baranovsky’nin sektörel büyüme hızları eşitsiz hale gelmedikçe (disproportionality thesis) sonsuza kadar devam eden genişleyen yeniden üretimi, limitte tüketimsiz üretim, limitte von Neumann büyümesi için bulabileceğimiz en iyi örnek midir?

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları