Tunç Sipahi
Preobrajenski ve 'makas'
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:20 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:20
Preobrajenski’nin meşhur kitabını okumuş olanlar kitaba –hiç değilse bendeki Fransızca baskısına (Eugène Préobrazhensky, La Nouvelle Economique, 1965, Paris: EDI)- epeyice tartışma yazısının da eklenmiş olduğunu hatırlarlar. Bu tartışmalar hem politik, hem de entelektüel-iktisadi niteliktedir yani “ekonomi politik” tartışmaları denebilir. Özellikle para ve merkez bankası bölümlerinde Preobrajenski de pek net değildir ama, tartıştığı insanların çoğu havanda su dövdüğü için, yine de iyi sayılabilir. Polemikler ve 14. Kongre tutanaklarından (1925) bazı bölümler bize o dönemin “teknik olmayan” iktisatçı/ekonomi politikçilerinin vaziyeti hakkında bilgi verdikleri için (de) ilgi çekici belgelerdir. “Teknik olmayan” derken GOSPLAN ile ilgili işlere –o dönem için Kontrol Rakamları- katılmayanları kastediyorum.
“Makas” tartışmasında Preobrajenski’nin iki temel tezi şunlardır:
Birinci tez: Devlet açılan makası daha da açılmaya bırakırsa devlet sektörünün (sanayi) “ilk sosyalist birikimi” artar. Yani iç ticaret hadleri köylülüğün aleyhine dönerse devlet (sanayi) sektörünün birikimi daha fazla olur. Sembollerle ifade edip göreceli fiyat p=ptarım/psanayi dersek, p düştüğü zaman sanayide sermaye birikimi artar. Sanayide sermaye stokuna K (kapital) der ve K’nın zaman içindeki büyüme hızını dK/dt ile gösterirsek, sanayi üretimi ya tüketilir ya yatırılır varsayımı ile, dK/dt = I (yatırım) yazabiliriz. Bu durumda Preobrajenski’nin birinci tezi basit bir türeve indirgenebilir: dI/dp
Tarımdan sanayiye kaynak aktarın, yatırım yapın, “ilk sosyalist birikimi” böyle sağlayın. Bunu söylüyor.
İkinci tez: Makas açılıp sanayide sermaye birikimi (yatırım) artarken işçi sınıfının refahı azalmayacaktır. Yani “ilk sermaye birikiminin” yükü tamamen köylülüğe binmiş oluyor. İşçi-köylü ittifakının bozulmasına neden olmak ve köylü düşmanlığı gibi dönemin anti-troçkist polemik temaları bu teze dayandırılmıştır.
Bu iki temel tezi Sah & Stiglitz yıllar önce hem makale, hem kitap yazarak incelediler. Ve yeni nesil kalkınma iktisadına uzanan ilgi çekici sonuçlar çıktı. Nasıl? Sanayi proletaryasının ve köylülerin faydalarını (refahlarını) maksimize ettikleri bir modelde tarımda çalışanların (köylüler) bütçe tahdit denklemini p.Q = y1 şeklinde yazabiliriz. Q tarımsal (köylü başına) artık fiziksel ürün, y1 tarım sektöründe tüketilen sanayi malı, p göreceli fiyat ise, tarım işçisinin bütçe tahdidinin anlamı “tarımsal artığın değeri eşittir tarım sektöründe tüketilen sanayi malının değeri” olur. Sanayi işçisinin bütçe tahdidini “sanayide tüketilen tarımsal ürünün değeri eşittir sanayi işçisinin ücreti” şeklinde yazarsak p.x2 + y2 = w.L2 ortaya çıkar. V1 tarım işçisinin (köylünün) faydası ve V2 işçinin faydası ise dolaylı fayda fonksiyonu basit bir statik optimizasyonla bulunur ve aV1/ ap > 0 , aV2/ ap 0 sonuçlarına ulaşılır. İlk elde (a) Tarım çalışanının faydasının makas açılınca düştüğü (aV1/ap > 0) ve (b) Sanayi işçisinin faydasının makas açılınca arttığı (aV2/ap
Başka bir deyişle, şehirlerde tarımsal ürün kıtlığı çıkmaması için –1928’ de çıktığı gibi- köylülüğün tüketmediği tarımsal ürünün sanayi işçilerince satın alınıp tüketilebildiğini varsayıyoruz. Bu şart yerine gelmezse, denge bozulursa –tarımda tüketilmeyen tarım ürünleri şehirlerde ortaya çıkmazsa- kıtlık ve karaborsa oluşacaktır. Göreceli fiyat p ve reel işçi ücret haddi w’nin bu makro dengeyi koruyacak seviyede tutulması gerekiyor. Eldeki denklemlerle yapılabilen basit matematik işlemler sonucunda Preobrajenski’nin birinci analitik tezi dI/dp
Şimdi ikinci teze aynı yöntemle yaklaşalım. Bu teze göre makas açılıp birikim artarken (p düşerken) işçilerin refahı azalmayacaktır. Köylülerin refahı ise azalıyor çünkü “ilk sosyalist birikim” yoktan varolmuyor: (aV1/ap > 0) ifadesi bunu gösteriyor. Aynı sembollerle ifade edersek Preobrajenski’nin ikinci analitik tezi (V2: sanayi işçisinin refahı) dV2/dp
Fakat dolaylı fayda fonksiyonu ve elastikiyet formüllerini kullanarak dV2/dp > 0 sonucuna ulaşıyoruz. Yani, p düşerse –makas açılırsa- sanayi işçisinin refahı da azalacaktır. Bu sonucun çıkmasını sağlayan temel mekanizma “tarımsal ürünün arz ve talep eşitliği şartıdır”. Başka formalizasyonlarda bu denge şartı postüle edilmediği için farklı sonuçlar çıkmıştır. İç ticaret haddi p ve sanayide ücret haddi w arasındaki ilişkiyi bu makro denge şartına bağlı olarak kurarsak, yani arz-talep dengesi korunacak ise –alternatifi mal kıtlığı/miktar tayınlaması (quantity rationing) olacaktır- tarım aleyhine makas açmanın sanayide de reel ücretleri düşüreceğini görürüz. Yani? Açık: Uzatılmış bir NEP’te en kolay uygulanabilir politikalardan biri olan iç ticaret hadleri politikası işçi sınıfının da refahını düşürecektir.
Bu çok önemli bir sonuçtur.
Kısa notun çıkarımları şöyle özetlenebilir:
(1) Preobrajenski’nin bir analitik önermesinin doğru, ikincisinin ise yanlış olduğu sonucu çıkıyor. Burada analitik iktisat bir sürü malumatın arasına sıkışmış açık seçik önermeleri bulup çıkarıp test etmemizi sağlamaktadır.
(2) Zamanında troçkistlere karşı kullanılmış olan köylü düşmanlığı temasının pek bir temelinin olmadığı görülüyor. Aslında Preobrajenski’nin çerçevesinde kısa vadede işçiler için de durum pek iyi olmayabilirmiş. Köylülüğün sırtına ekstra yük vurmak argümandan çıkmıyor. Preobrajenski o tarihte “hem köylülük hem de işçi sınıfı ilk birikimin yükünü taşıyacak” demiş olsaydı daha mı çabuk gözden düşerdi dersiniz?
(3) “Makas” probleminin yapısı açıktır: Kolonileriniz yoksa birikim –sosyalist etiketi de yapıştırılsa- ya köylüden ya işçiden, ya da her ikisinden gelecektir. Denge varsayımı ile her ikisinden de geldiğini gördük. Denge bozulursa da tarım ürünü kıtlığı doğacaktır. Ki zaten 1927 Ocak Plenum tutanaklarında açıkça görüldüğü gibi tarımda kolektivizasyon daha önce de başlayabilirdi. Stalin biraz daha beklemeyi tercih etti veya siyasi dengeler o yöndeydi.
(4) Denge önemli bir kavramdır: 1920'lerin tasviye edilerek öldürülen ilk Sovyet iktisatçılarından bir bölümünü, örneğin Groman ve Bazarov'u, Buharin'i ve Kondra'tev'i tümüyle haksız sayamıyorum. Zamanında kullanılan bütün siyasi argümanları bilmekle beraber, iktisadi argümanlarla çelişen siyasi tezlerle hareket etmek zorunda kalınırsa, doğacak çatlağın daha sonra ortadan kaldırılmasının kolay olmadığını –ex post- düşünüyorum.
Ne önemi var, biz siyasete bakalım denebilir. Olabilir ama yeter mi? Sadece siyasetle yaşanır mı? Ne sadece ekmekle, ne de sadece siyasetle yaşanır.
Mesela ekonomi politiğin dışında bir sosyalizm tanımlanabilir elbette: Ama bu tarzda tanımlanan bir sosyalizmin kabul görmesi mümkün müdür? Başka türlü söylersek, insanlık böyle bir post-scarcity (nedret ötesi) toplumu tanımlama lüksüne ulaştı mı? Ulaşmadıysa yukarıdaki tarzda, kipte, analitik tarihsel anlatı veya doğrudan ekonomi politik modunda düşünmeye devam edeceğiz. Ulaşınca iktisadı bırakır, felsefeye yoğunlaşırız.