Tunç Sipahi
Kurumlar ve büyüme: Uzun dönem
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:11
Uzun dönemde iktisadi büyümeyi en çok etkileyen faktör nedir ve neden bazı uluslar diğerlerine göre sistematik olarak daha fakir kalırlar? Bu konudaki klasik görüşler Smith-Ricardo, Montesquieu ve Weber, ve –elbette- Marx’a kadar gidiyor. Böylece, coğrafya anahtar olabilir –Montesquieu kültür –din dahil- uzun dönemli ekonomik performansı belirleyebilir –Weber üretim ilişkileri üretici güçlerle/teknolojiyle beraber bir toplumun üretim kapasitesini belirler –Marx. Ricardo bu faktörlere aşikar biçimde bir servet ve gelir bölüşümü öğesi –ve bir dış ticaret bacağı- eklerken, Adam Smith teşvik mekanizması, rekabet ve pazarın büyüklüğü faktörlerini öne çıkarmıştı.
Modern iktisadi büyüme kuramlarının orijini, adeta “ilk günah” gibi, 1920’lere, 1924-25’in Sovyet planlama tartışmalarına ve ilk matematiksel büyüme modelini Lord Keynes’in yönlendirmesiyle 1928 yılında 26 yaşında iken yazan Frank Ramsey’e kadar gidiyor. Neoklasik gelenek Solow büyüme modeli ve akrabası olan Cass-Koopmans-Ramsey büyüme modeline ve modern dinamik makroekonominin diğer “yük atı” Samuelson-Diamond üstüste binen kuşaklar modeline dayanıyor. Yeni modellerde beşeri sermaye de klasik işgücü, sermaye, verimlilik gibi üretim faktörlerine ekleniyor olsa da, aslında tüm modeller uzun dönemde büyümeyi ne belirler sorusuna büyümenin kendisine çok yakın, totolojik cevaplar veriyor.
Acemoğlu ve diğerleri 10 yılı aşkın süredir analizin kalbine kurumları yerleştiriyor. Çalışmalarının analitik özü bazı makalelerinde ifade ettikleri şekliyle aşağıdaki şemada özetlenebilir. Burada t zaman demek ve t+1, t döneminden sonraki döneme işaret ediyor.
Bu yapıtaşını daha “eski” bir jargonla, 19. yüzyılın ikinci yarısında klasikleşen bir terminolojiyle yeniden ifade etmenin mümkün olduğunu düşünüyorum.
Hukuk ve siyasi iktidar “hukuki üstyapı” ve “siyasi üstyapı” olarak da adlandırılabilir. İkisi beraber üstyapıyı oluşturuyor. Üretim ilişkileri ve üretici güçler de yapıyı oluşturuyor. Bu tercümeyi kabul edersek Acemoğlu ve diğerlerinin şeması üstyapının altyapıyı belirlediği bir mekanizmaya dönüşüyor. Yeniden üretim süreci, yani sistem dinamiği, iki durum değişkeni tarafından niteleniyor: Sınıflar ve başlangıçtaki gelir-servet/kaynak dağılım.
Bu şema üstyapının altyapıyı belirlediği bir mekanizma olarak görünüyor ve bir tür “politik Marksizm” çağrışımına sahip. Bu son terim ünlü Fransız Orta Çağ tarihçisi Guy Bois tarafından 1980 civarında onun kadar ünlü tarihçi ve sosyal bilimci Robert Brenner’i eleştirmek için söylenmişti –meşhur “Brenner Tartışması” sırasında. Benzeri kavramların analitiği üzerine en önemli siyaset felsefecilerinden müteveffa Gerald Allan Cohen’den (Oxford) ve Hegel’in Tarih Felsefesi kitabından yola çıkan bir dizi türetme ve detaylı bir tartışma yürütülebilir, ama sanırım gerekmiyor. “Eski fikirlerin” zorunlu olarak “eskimiş” olmadığını gösteren ve onların modern bir dilde yeniden üretilebileceğine işaret eden yenileştirme projelerine dikkat çekmekle yetiniyorum.
Peki bu şemada gelecek nerede? Yani bu dinamiği sürekli kendisini yeniden üreten bir tuzaktan kurtaracak olan nedir? Durum değişkenlerine gelecek “şokların” kaynağı nedir? Kurumsal değişim nereden gelecek? Bu sorunun Türkiye gibi bir geçiş dönemi ekonomisi için önemli olduğuna kuşku yok.
Bir geçiş ekonomisi uluslararası dışsal şokların ekonomik kurumların işleyişini kadük hale getirdiği ve iktisadi kurumları belirleyen siyasi güç dengesini değiştirdiği bir ekonomidir. Alternatif olarak, bir geçiş ekonomisi siyasi kurumların, yani sosyal sınıflaşma konfigürasyonunun, içsel olarak değişmeye yüz tuttuğu ve bunun büyük ölçekli bir siyasi depremle ortaya çıktığı bir ekonomidir. Üstyapının ve yapının artık birbirlerine uymamaları değişim için yetmez. Uyumsuzluğun derecesinin, yani iktisadi kurumların etkinsizliğinden kaynaklanan ekonomik performans yetersizliğinin dayanılamayacak boyuta gelmiş olması da gerekir. Yeni doğan güçlerin ergenliğe ulaşması değişimin ana taşıyıcısı gibi görünebilir, ve değişim son tahlilde politiktir, ama ateşleme mekanizması faklı olabilir. İşin özü şudur: sosyal farklılaşma üstyapıdan yapıya giden bir zincir başlatır. Burada yeni olan tez değişimin zincirin herhangi bir halkasından başlayabileceğinin söylenmesidir.
Peki, gerçekte ne oluyor? Değişimi taşıyacağı düşünülen, kendisine misyon yüklenen politik aktörler her seferinde yetersiz veya amaçla uyumsuz görünüyorlar. ‘Kronik aktör (taşıyıcı) yetersizliği sürüyor’ manasında başlangıç noktasından çok da uzağa gidemediğimizi düşünenler çıkabilir: Tartışmalı bir konu.