Tunç Sipahi
Kaldor-Kalecki: Tasarruflar
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:13 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:13
Hem Sraffa'da, hem de Pasinetti ile temsil edilebilecek diğer İtalyan neo-Rikardocularında tasarruf ücretlerden sağlanmaz: Yani ücretliler tüm gelirlerini tüketir. Milli gelirin ücret ve kardan oluştuğu bir modelde -faiz, rant vb gelirler kara dahil edilmiştir- kapitalistler hem tüketir, hem tasarruf eder. Bu tasarruflar yatırıma dönüşür. Yatırım talebi I = P.s, burada P kar, s tasarruf eğilimidir. İşçilerin -genel olarak ücret geliri elde eden herkes- tasarruf eğiliminin pozitif olduğu modeller de vardır, fakat uzun yıllar bu tip bir kestirimin genel geçer olduğu düşünülmüştür.
Gini katsayısıyla yüzde 20'lik dilimler halinde ölçülen düşük gelir gruplarının -en alttaki yüze 20 ve ondan sonra gelen iki "alt orta sınıf" dilimi- tasarruf açıklarının olması zamanla gelirlerinin artmadığı anlamına gelmeyebilir. Nitekim hem gelir olarak, hem de dolaylı refah etkisi olarak bu katmanların durumunun iyileşmiş olduğu söylenebilir. Son 12 yılda en alttaki grubun göreceli konumu değişmezken, sonraki iki dilimin refahı (a) reel olarak yılda yüzde 5 mertebesinde artan sosyal harcamalar ve transferler (b) banka kredilerinin 2001 krizi sonrası hızla artışı ve krediye erişimin kolaylaşması (c) altyapı yatırımları (d) vergi sisteminin dolaylı vergilere ve özellikle talebi düşük elastikiyetli olan ürünlere konan vergilere dayanması (e) uzun süren kur etkisi, i.e. TL'nin değer kazanmasından dolayı ithal ürünlerin fiyatlarının düşmesi, mal ve hizmet kalitesinin artması gibi faktörler bu katmanların hanehalkı borçluluğunu hızla artırarak tüketmesine neden olmuştur. Arka arkaya seçim kazanan ve uzun süre iktidarda kalmasına rağmen fazla yıpranmayan iktidarın ekonomi politik temeli bu gelişmelerde yatmaktadır.
Hanehalkı borcununun kullanılabilir gelire oranındaki aşırı hızlı artış, gelir artsa bile, Türkiye deseninde bu katmanların gelecekte de pozitif tasarruf eğilimi göster(e)meyebileceklerine işaret ediyor. Bu tablo düşük gelir gruplarında küçük olan zamanlar arası ikame oranının gelir arttıkça da artamayabileceğini, yani bu grupların tasrruflarının gelir artışına esneklğinin düşük olabileceğini ima ediyor. Bu oran (hane halkı borcu/kullanılabilir gelir) yüzde 55.2 ve gelişmekte olan ülkelerin bazılarından iyi. Ama bu oran 2002 yılında yüzde 4.7 idi. Artış hızı çok yüksek. Bu rakamlar borcu değil, alacağı olanları da içeriyor. Servet dağılımı gelirden de kötü olabilir. Sadece borcu olanların -borç karşılığında gelirinden başka teminatı olmayanların- borcunun kullanılabilir gelirlerine oranı daha da yüksek.
Tasarruflar sadece kardan -yani, basit bir modelde yaşamadığımıza göre, kar-yüksek ücret-temettü-faiz-rant-varlık fiyatlarındaki artış vb gelirlerden veya servet artışlarından- sağlanıyorsa, yüksek büyüme yıllarından sonra artan gelir seviyesinin üst gelir gruplarında daha da yüksek tasarruf oranına yol açması beklenebilir. Fakat bu oran zaten yüksek olduğu için daha fazla artması servet etkilerine ve/veya doğrudan gelir dağılımında en yüksek dilim lehine bozulmaya dayalı gerçekleşebilir. Bu mümkün müdür? Alt orta sınıfları krediyle genişletilmiş gelirlerini devr-i daim şeklinde tüketmeye ve bu yolla refah sağlamaya -sürekli borçla gelen standart artışı, üst dilimiyse çok daha yüksek bir servete kavuşturmaya yönelik gelişmeler esasen dünyada son 40 yılda olduğu için, pek de sürdürülebilir görünmüyor.
Hanehalkı borcunun mukayeseli olarak düşük seviyede olması artış hızının yüksekliğiyle birlikte değerlendirilmelidir. Aksi takdirde henüz gidilecek çok mesafe olduğu ve penetrasyon oranının düşük kaldığı iddia edilebilir. Kültürel kodların emeklilik fonu davranışlarında bile önemli olduğunun gösterilebildiği bir gelişmekte olan ülkeler evreninde bu kadar hızlı artışın momentum kaybına yol açmaması düşünülemez. Esasen hanehalkı borcundaki en yüksek artış hızları 2003-05 yılları arasında yaşanmış bulunuyor. Tüketici kredilerinin ve özellikle konut kredilerinin çok düşük bazdan başlaması ilk yıllardaki muazzam artış hızlarını kısmen açıklıyor. Diğer nedenler krediye kolay erişim ve faiz oranlarındaki sert düşüştür.