Tunç Sipahi
Kaldor-Kalecki: Tasarruflar
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:13 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:13
Krediler 2003 yılından başlayarak hızla artıp, daha önce pek olmayan tüketici ve konut kredileri de hızlanınca, artan cari açık ve dış borç stokuyla beraber tasarruflar da azaldı. 2008 yılında tasarruflar dünyanın en az tasarruf eden bölgesi Sahra Altı Afrika’dan yüksekti şimdi düşük. O bölgede tasarruflar son 6 yılda 6 puan arttı (milli gelire oran olarak) Türkiye’de düştü. Yani tasarruflar yetersiz. AKP öncesinde de düşüyordu: Ama artık düşük tasarruf oranı çok göze batar hale geldi. Nasıl artırılır diye düşünüyor. Biz başka türlü bakalım.
1980’lerde CJE’de (Cambridge Journal of Economics) bazı Keynesçiler, post-Keynesçiler ve neo-Rikardocular arasında yaşanan tartışmalarda tasarrufların otonomluğu tekrar gündeme gelmişti. Keynes, bir özdeşlik olarak, yatırımların tasarruflara eşit olduğunu yazmıştı. Açık bir ekonomide yatırımlar iç ve dış tasarruflara eşit oluyor. Ancak bu bir özdeşlik. Özdeşlik her zaman diliminde tasarrufların yatırımlarla el ele gittiği anlamına gelmemekte. Büyüme-yüksek tasarruf-yüksek yatırım oranı ilişkilerine bakarak yüksek korelasyon elde edilen durumlarda da, korelasyon nedensellik ima etmediği için, ya nedenselliğin yönü ya da başka faktörlerin rolü gündeme geliyor.
Bu konu bizi derhal Kalecki’ye götürüyor. Bazen Keynes’ten önce Keynesçiliğin özünü formüle eden iktisatçı olarak nitelendirilen Polonyalı iktisatçı (i) yatırımların tasarruflardan bağımsız olduğunu (ii) yatırımların gecikmeli olarak yapıldığını öne sürmüştü. Buna göre yatırımlar (a) “normal” sermaye stokuyla cari sermaye stoku arasındaki farkın (b) cari gelirle “normal” gelir arasındaki farkın artan ve doğrusal olmayan bir fonksiyonu olarak formüle edilir. Yatırım, otonomdur ve tasarruflar yatırımlara uyum sağlar. “Gönüllü” tasarruflar yatırımları finanse etmeye yetmiyorsa, ya “zorunlu” tasarruflar devreye sokulur, ya da başka finansman-kredi olanakları kullanılır.
Yatırımlar neye dayanır peki? Çalışmalarda faiz oranı –sermayenin maliyetinin kardan düşük veya yüksek olması, GSYH beklentisi, kamu yatırımlarının seviyesi, dış ticaret vb değişkenler hassas bulunuyor. Basitçe beklenen kar akımına bağlıdır diyebiliriz.
Aslında burada Keynes öncesi, örneğin 1930 yılında Melbourne’da çarpan-hızlandıran etkilerinden bahseden Prof. Giblin gibi pek bilinmeyen, “klasik” bir görüşü de görüyoruz: Bu kurguda tasarruflar otomatik olarak yatırıma zaten dönüşüyor. Fakat yatırım kararları tasarruflara bakarak alınmıyor.
Kalecki çizgisi, Kaldor-Kalecki iş çevrimi modelleri halinde, 1990’lardan itibaren tekrar ilgi odağı oldu. Bize iki farklı şey söylüyor: (1) Tasarrufları artırmak yatırımları artırmayabilir -hepsi otomatik olarak yatırılsa bile, bu sefer de diğer finansman imkanları kullanılmayacaktır çünkü yatırımlar dışsaldır. Tasarrufları artırmanın en önemli sonucu cari açığı azaltmak olabilir, ki bu sonuç doğrudan doğruya “absorption approach” tarafından bize verilen bir sonuçtur. Cari açığı elastikiyet yaklaşımı veya zamanlar arası ikame yaklaşımı daha iyi açıklıyorsa, bu sonucun şiddeti azalabilir. (2) Yatırım fonksiyonunun iki argümanında doğrusal olmayan ve gecikmeli olması bize tasarruflardan bağımsız –ama finansman imkanlarına bağımlı- bir kompleks dinamik verir. Parametre değerlerine çok hassas ve doğrusal olmayan bir modelde dengeler birden fazla olabilir, çatallaşabilir, kararlı bir yörüngede seyreden iş çevrimi aniden başka bir yörüngeye girebilir vb.
Planlamayla yönlendirilen karma ekonomilerde görülebilecek otonom yatırımla kalkınma hamlelerine uyuyor görünmekte. Cari açık azalabilir çünkü yatırımlar tasarruflardan bağımsızsa tasarruf artışı ek yatırıma yol açmaz. Finansman biçimi değişebilir. Bu da önemli elbette. Diğer taraftan Kaldor-Kalecki “tasarruflar artınca sorun çözülür” yaklaşımının fazla basit olduğunu bize hatırlatıyor.