Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

İslami finansın sefaleti: Kâr ve faiz

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07

İslami finans kavramının ortaya çıkışında, metropollere göç eden ve düşük gelir gruplarındaki insanlara alternatif bir dayanışma ve ticaret ağı sunma saiki vardı. Dinci ideolojiyle birleşen İslami finans girişiminin temel düsturu, teorik ya da pratik düzlemde hiçbir anlamı olmayan “faiz değil, kâr payı” ifadesi oldu.

İslami finans veya İslami iktisat (Islamic economics) 20. yüzyılın ürünü kavramlar. Bu konu üzerine detaylı yayınları olan Profesör Timur Kuran’a göre fikrin kaynağı Hindistan ve çıkış tarihi 1940’lar. Başlangıçta bir kimlik vurgulaması gibi olsa da, 30-40 yıl içinde katılım bankacılığı hızla yayıldı ve 2000’li yıllarda Türkiye’de de mali istem içinde daha önemli hale geldi.

İSLAMİ ‘ALT EKONOMİ’
Kuran’ın yıllar önce Journal of Economic Perspectives’de İslami iktisat ile ilgili bir özet yazısı da çıkmıştı. 1995 tarihli ve “İslami İktisat ve İslami Alt Ekonomi” başlıklı bu makalesinde Profesör Kuran, islami bir sosyal dayanışma zinciri ve bir alt ekonomi oluştuğunu ifade ederek, bu alt ekonominin metropollerde zaten mevcut din dışı kapitalist ilişki ağlarına dahil olamayan göçmen ve düşük gelir gruplarındaki insanlara alternatif bir dayanışma ve ticaret ağı sunduğunu ifade ediyordu. Bu alt ekonominin ayrıca kapitalist ilişkilerin yozluğundan dolayı “suçluluk duyanlara” da bir rahatlama imkanı sağladığı da belirtiliyordu. Asıl önemli olan, “aşırı faiz” in (riba, usury) haram olması -ki her tür faizin mi haram olduğu, değilse hangi faizin haram olduğu bu konularda araştırma yapanlar arasında tartışmalı bir konu- ve/fakat tüm reel faizlerin de riba gibi değerlendirilerek islami kesimlerde genel olarak reel faizin -enflasyonun üzerindeki faiz- haram olduğunun söylenegelmesidir. Profesör Kuran’ın aktardığı ciddi bir argümana göre, bu tasarruftan maksat “rant-arayıcı ekonomik faaliyetler” yerine “risk alıcı ve girişimci faaliyetlere” teşvik vermektir. Yani rekabetçi ve verimlilik kaygısı güden, yeni ürün geliştiren ve risk alan dinamik iktisadi aktörlerin oluşturduğu bir piyasa ekonomisi amaçlanıyor olsa gerektir. Riskin paylaşımında kontrat yapan her iki tarafın da adil bir şekilde riski paylaşmaları gereği de ifade edilmiş bulunuyor.

HANGİ KâR PAYI?
Profesyoneller arasında genel kabul şu: “Faiz değil kar payı (veya nema)” dağıtıyoruz diyen finans kurumlarının aslında faiz dağıttıkları, çünkü kendilerinin de risk almayarak diğer din dışı finans kurumları ile aynı yatırım araçlarına yatırım yaptıkları görülüyor. Hemen bir IMF çalışmasını örnek gösterebilirim: Serhan Cevik ve Joshua Charap’ın 2011 tarihli, “Malezya ve Türkiye’de Geleneksel ve İslami Banka Mevduatlarının Getirisi” başlıklı makalesi. Buradaki ölçümlere göre geleneksel bankacılıkta ve İslami finans/katılım bankacılığında getiriler aynı seyri takip ediyor. Getiriler uzun dönemli ilişki içinde (eş-bütünleşme, co-integration) Granger nedenselliği geleneksel banka mevduat faizlerinden katılım bankacılığına doğru ve faizlerin ve “faiz değil kâr payının” volatiliteleri de yüksek korelasyon içinde. Bu çalışmaya göre Türkiye’de konvansiyonel faize verilen bir standart sapmalık şokun “kâr payı” üzerindeki etkisi Malezya’dan da fazla. Doğru veya yanlış: Genel kabul getirilerin paralelliği yönünde. Ancak burada değinmek istediğim teorik saptama daha farklı bir noktaya işaret ediyor.

“Faiz haram, kâr helal” ifadesinden maksat rekabetçi ve iktisadi açıdan etkin bir piyasa ekonomisi yaratmak ise -ki bence en ilginç argüman islami iktisadiyatın bir “rant-arayıcı davranışa” yol açmaması gerektiği ve bu amaçla “genel olarak reel faizin haram” (sadece ribanın değil) ilan edildiği tezidir- bu slogan teorik bir tutarsızlıktan ibarettir. Burada reel faizin bugün tüketmeyerek tasarruf etmenin, yani tüketimi erteleyerek beklemenin getirisi olabileceği veya reel faizde de bir risk öğesi bulunabileceği noktalarına temas etmek istemiyorum. Belirsizlik karşısında seçişi işin içine katmadan da, aşağıdaki nedenden ötürü, bu tez tutarsızdır: Tam rekabetçi bir piyasa ekonomisinde uzun dönem dengesinde -sermayenin ve emek gücünün kira payları dışında- kâr sıfırdır.

Şöyle düşünebiliriz: Emekgücünü kiralayanlar bunun karşılığında bir ücret, üretim araçlarını kiralayanlar da bunun karşılığında bir getiri elde etsinler. Makinaları parasal sermaye olarak kiralıyorsak söz konusu getirinin adı (reel) faizdir. Tam rekabetçi ve etkin bir ekonomide serbest giriş vardır, çok sayıda firmanın rekabeti sonucunda iktisadi kâr, teorik bir modelde, sermayenin kirasına ya da reel faiz haddine kadar düşecektir. İsterseniz matematiksel olarak önemsiz epsilon kadar bir “kâr” tasarlayabilirsiniz. Bunun dışındaki saf iktisadi kâr bu modelde dengede sıfırdır. Yani mevcut yegane kâr reel faize eşittir. Sermayeyi kiraya verenler ile yatırımı yapanlar aynı insanlar ise, bu modelde kâr denilebilecek yegane marj reel faizle aynıdır. Aynı insanlar değilse de, iktisadi kâr marjı dengede çok düşüktür. Dolayısıyla rekabetçi bir piyasa ekonomisinin kanonik genel denge modelinde “faiz haram, kâr helal” demek hiç bir anlam ifade edemez. Tabii ki tam rekabetçi olmayan endüstriyel yapılarda reel faiz artı ciddi bir kâr marjı vardır. Ancak değişik derecelerde tekelcileşmiş piyasalardaki bu (tekelci) kâr bir tür rant olarak da görülebilmektedir.

Faiz haram, sömürü helal mi?
“Faiz haram, kâr helal” ifadesiyle bir tür tekelci kâr da helal kabul ediliyorsa söylenecek bir şey yoktur çünkü başka tür bir ranta cevaz verilmektedir. Ayrıca eksik rekabet piyasaları -değişik derecelerde- iktisadi etkinlikten uzak piyasalardır. Bu durumda, “faiz haram, kâr helal” diyerek bir iktisadi etkinlik arayışına girildiği tezini savunmak güçleşmektedir. Gerçi tam rekabet modelinin teoremleri limitte gerçekleşmektedir ancak bu tarz bir ekonomik ideal denge amaçlanmıyorsa, o zaman da “rant-arayıcı davranışa karşı” olmak amacıyla “faiz haram” diyoruz tezinin bir hedefi kalmamaktadır. Bu tür tutarsız ve dolambaçlı sloganlar yerine, “biz tam rekabeti işletecek hukuki çerçeveyi çizmek ve işletmek istiyoruz, yani rekabet yasası ve/veya anti-tekel yasalarla piyasanın endüstriyel organizasyonunu düzenleyeceğiz” demek ve yapmak gerekir.

KâRIN KAYNAĞI SÖMÜRÜDÜR
Şu noktaya da işaret etmemek insanın elinden gelmiyor. Rekabetçi bir genel denge modelinde, emek-değer teorisi çerçevesinde, kâr haddi sadece ve sadece sömürü haddi pozitif ise pozitiftir. Bu tarz bir modelde kârın kaynağının sömürü olduğu gösterilebiliyor: Yani kâr oranı, ancak ve ancak sömürü oranı pozitif ise pozitiftir. Modellerin anlamı tartışılabilir, ancak argümanlar net ve analitiktir -matematiksel ispat şeklinde. Modelin varsayımları çerçevesinde ispat açıktır. Burada konuya bu kadar girebiliyorum. İlgilenen okurlar kendi başına ilginç bir literatür olan Walrasçı Marksizme ve özel olarak şu kitaplara bakabilir: Michio Morishima, Marx’s Economics, Cambridge University Press, 46-55 ve John E. Roemer (1981), Analytical Foundations of Marxian Economics, Cambridge University Press.
Morishima bu teoreme Temel Marksiyen Teorem adını vermişti. Olayın orijini Okishio-Shibata çizgisinde yatıyor -başka iki Japon iktisatçısı. Gazete yazısında adetten değildir ama meraklı okur için en kısa hikaye: Takashi Negishi (2004), “Kyoto School of Modern Economic Theory”, The Kyoto Economic Review (2004)

Sonuç olarak: Rekabetçi modellerde kâr ve faiz hem ayrılamaz, hem de kâr zaten reel faize eşittir. Dolayısıyla “faiz haram, kâr helal” demek pratik iktisadi bir anlam ifade etmediği gibi, teorik bir anlam da ifade etmez. Ayrıca “kar helal” demek de her zaman adil olmak iddiasıyla bağdaşmayabilir çünkü, emek-değer manasında, sömürüsüz kâr olmayabilir. Elbette, mantıken herhangi bir adalet kuramına göre sömürünün adil olduğu gösterilmek istenebilir, bu mümkündür. Ve yapılmamış değildir. Mesela emek-değer dışı sömürü kuramları için John E. Roemer (1982), A General Theory of Exploitation and Class (Sömürü ve Sınıfın Genel Teorisi), Harvard University Press’e bakılabilir. Ancak ilgili çevrelerin bu işle iştigal edeceklerini pek sanmıyorum.

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları