Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Elysium

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07

Elysium Romalıların cennete verdiği isimdi. Dün gece seyrettiğim filmin adı da bu. Bugünden işaretlerini gördüğümüz bir geleceği anlatıyor. Elysium adını verdikleri ve dünyanın yörüngesine yerleştirdikleri bir satelitte suni bir ekosistem kuran zenginlerin, egemenlerin havası kirlenmiş, suyu zehirlenmiş bir dünyada, köle olarak olmasa bile, pleb olarak çalıştırdıkları yurttaş olmayan insanları nasıl sömürdüklerini anlatıyor. Onlar Elysium’a gelemezler. Denerlerse uzay araçları düşürülür. Gelebilirlerse ya öldürülürler, ya geri gönderilirler. Zaten böyle olmaya başladı: AB’ye şimdilik belli bir göçmen akışına izin verilmesi, kimsenin istemediği işlerde asgari ücretin altında ücretlerle kölelik yapacak göçmenlere ihtiyaç olduğu için. Brezilya’da yüksek duvarlar ardında özel korumalarıyla yaşamıyorlar mı? Sonunda dünyalarını da ayırıp, başka bir gezegenden yönetmeyi ve sömürmeyi neden denemesinler?

Burada emperyalizmin mantıksal sonucunu, kapitalizmin insanlığı nereye götüreceğini görüyoruz. Buna benzer çok film var: Batı, böyle bir geleceğin olabileceğini popüler kültüre yerleştiriyor. Emperyalizmin bile mümkün olmadığı, kapitalizmin kendi kendisini yediği bir film daha vardı. İnsanlar bir salgın sonucunda ağırlıklı olarak vampirlere dönüşmüşlerdi. Tek mallı bir dünyadan bahsediyorduk kan. Bu tek malı bileşik mal veya zorunlu ihtiyaç malı/temel mal olarak Sraffacı bir çizgide düşünebiliriz, tek mallı bir toplulaştırılmış neoklasik modelde de ele alabiliriz. Dünya nüfusunun sadece yüzde 5’i insan, geri kalanları vampir ve vampirler sadece kanla beslenebiliyorlar. Vampirler birbirlerinin kanıyla beslenirlerse ölüyorlar: Yani insan kanına ihtiyaçları var. Fakat insan nüfusu azalıyor ve insanlardan kan sağılarak çiftliklerde üretilen kan vampir popülasyonuna yetmiyor. Giderek azalan kotalar ve bir narh sistemi var. Acilen kan arzını artırmaları veya ikame mal olarak yapay kan üretmeleri gerekiyor. Talep arzın çok üzerinde. Üstelik kan bulamayan fakir vampirler -sosyal vampirizm gereği veya düzeni iyi kötü sürdürmek için dağıtılan- tayınlar sürekli azaltıldığı için dönüşüyorlar. Kan bulamayan vampir bir süre sonra vampir yiyen bir canavar haline geliyor. Lümpenleşen ve saldırganlaşan “düşmüş” vampirler vampir polisi tarafından yok ediliyorlar.

Bu tek mallı basit ekonomi politik evreni elbette ki ayrıca bir piyasa evreni. Piyasa ilişkilerinin bütün bölüşüm boyutu, yani net sınıfsal boyutu, bu tek temel malı olan yapıda aşikar ve şeffaf biçimde görülüyor. Söz konusu tek malın talebiyle arzı arasındaki mesafenin açılması, yani aşırı talep fonksiyonunun limitte sonsuza gitmesi, fakir vampirlerden başlayarak vampir ırkının ölmeye başlaması demek. Ayrıca özel sektöre bırakılmış olan kan üretimi ve arzının düzenli sağlanabilmesinin önünde bir engel daha belirebiliyor. Tek malı arz eden şirketin hissedarları sermayelerini geri çekebiliyorlar. Sermaye malı da zaten sayıları azalmış insanlar: Bunlar beşeri sermaye/nitelikli işgücü -aynı şey. Üretim sekteye uğrayınca eldeki stoklar hızla azalıyor ve vampir imparatorluğunun bekası zamana karşı yarışa dönüşüyor. İnsan kanına ikame mal olarak yapay kan kısa sürede seri üretilebilirse vampirler yaşayacak. Saf insan kanı tam anlamıyla “lüks mala” dönüşecek ama onun da talebi elbette sıfırlanmayacak. Vampirler karşısında insanlar asla rahata eremeyecekler.

Kan emperyalizmi bu noktada tek çözüm olabilirdi. Yani ihtiyaç duyulan şey yeni piyasalar, yeni kaynaklar ise bunun yolu belli. Fakat vampirlik filmde evrensel ve global bir hale dönüşmüş durumda. Yani başka ülkeleri işgal ederek kan elde etmek artık mümkün değil her yer aynı durumda. Dolayısıyla Luxembourg argümanı, doğru bile olsa, bu evrende uygulanabilir değil bu aşama çoktan geçilmiş.

Vampir filminde kahraman, biraz da rastlantılarla, vampirlikten kurtularak insan olmaya geri dönüşün yolunu buluyor. Önerisi kesin çözüm olarak vampirliği ortadan kaldırmaya yönelik. Ancak vampir imparatorluğunun efendileri, hatta vampir olmaya alışmış -eskiden insan olan- popülasyon bu çözümü isteyecek mi? Kurtuluş yolunu göstermek kurtuluşu sağlamaya yetebilir mi? Kan bulamazsa tükenecek ama bulurlarsa sonsuza dek yaşayabilecek olan vampir kitleleri insanlığa geri dönüşü kabul ederlerse tek mallı bir ekonomiden çok daha fazla karmaşıklık, belirsizlik, teknoloji, çalışma içeren çok mallı bir ekonomiye, insan olmanın bütün zayıflıklarını -ölümlü olmak, hastalıklar, kazalar vb.- yeniden benimseyerek geçmeyi isteyecekler mi?

Oysaki Elysium daha basit: İnsanlar kurtulmak istiyor. Ve film tam da emperyalizmden bahsediyor. Geriye dönerek koloniyalist pratikleri açıkça “iç kolonilere” uygulamaya başlayan bir emperyalizm bu. Bu emperyalizmde, güney Avrupalılar bile kuzey Avrupalıların kölesi olur. Elysium, çok daha az karmaşa içeren, emek-değer teorisinin hala geçerli olduğu, köleden çok az farkı kalmış plebin yaşama hakkının bile patrici tarafından çalındığı durağan bir dünya tarif ediyor. 200 yılllık stabiliteden bahsediliyor. O kadar ki, Elysium’da ölüm bile gerçekleşmiyor olabilir. Oysa ki dünyada, kırık bile zor iyileştiriliyor. O kadar sermaye birikimi, o kadar teknolojik ilerleme... Sonunda gelinen dünya bir Roma İmparatorluğu dünyası.

Bu, aynen olur. Kapitalizmden kurtulmalıyız.

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları