Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Cumhuriyet, aydınlar, burjuvazi

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04

Burjuvaziyi beğenmiyoruz. Bu sınıfı yetenekli bulmuyoruz. Ama tarihimize burjuva devrimlerinden, Cumhuriyet’ten başlıyoruz. Mecburen çünkü Mustafa Kemal’den bir adım gerisi sosyalistler için mümkün değildir. Evrensel ölçülere göre hiç var olmamış, Cumhuriyet’in kurulduğu günden beri tek gün dahi ayaklarının üzerinde duramamış, varlığı devlete bağlı -ve galiba hep öyle kalacak- bir burjuvazinin sadece Marx’ın “Duchess of Sutherland” (1853)’te Proudhon’a yaklaştığı yoruma layık olduğu, Das Kapital’in bütününü hak etmediği yerde ne söylenebilir? “Duchess” yorumu gerçi Kapital’de de vardır ama sadece bir paragraf. Daha ileri analize gerek yoktur. Teknoloji geliştiren bazı girişimcilerin varlığı kaideyi bozmaz. Burjuvazinin “yenilikçi, girişimci, teknoloji üreticisi, çığır açan sınıf olarak tarihini” başkaları yazsın. Sanayi devriminden geçmedi bu ülke. Burjuvazi Aydınlanma’yı da, Cumhuriyet’i de taşıyamadığı için bu noktadayız.

Peki aydınlar ne olacak? Intelligentsia’sı olmayan entelektüellere ne diyeceğiz? Aydın öncelikle birkaç yabancı dili bilmekle aydın olur. Musiki ve matematik de ayraçtır. Böyle başlar. Ama böyle bitmez. Klasik eğitim almayanlar, “ideolojik” retrospektiflere sapanlar, olgu karşıtı tarihçiliğin doruğuna çıktılar. Oysa ki olay o kadar karmaşık değil: Türkiye’de yaşanmış aydınlanma öncelikle Osmanlı aydınlanmasıdır. Cumhuriyet’in aylarca tartışılarak kurulduğunu, bu fikrin zaten “havada” olduğunu anlamak istemeyenler Mustafa Kemal öncesinde de atalarımızın İstanbul’da fiilen tek eşli olduğunu, hatta ilgili bir yasanın 1917’de geçtiğini de bilmezler. Kız liseleri açılmakla kalmadı, kızların üniversiteye gidebilmeleri sağlandı ve kadınlar devlet memuru olma hakkını da kazandı. Gökten zembille inmedi Cumhuriyet.

Tıpkı Osmanlı’nın esasen çok ciddi bir “örfi” yönetim damarına da dayandığını kavrayamadıkları, başka türlüsünün imparatorluk kavramıyla çeliştiğini görmedikleri gibi. Ve Osmanlı aydınlanmasının bir devlet geleneği olduğunu, zorunluluk olarak doğduğunu, bugünden bakarsak yaklaşık 200 yıllık geçmişten bahsettiğimizi, Kemal Paşa’nın son halka olduğunu anlayamadıkları gibi. Batılılaşmanın zorunlu olarak kısmen de olsa (gerçek) Aydınlanma’yı ithal ettiği bir dünyada, gecikmenin son demek olduğu bir tarih kesitinde, neden bu işi bizzat devletin başlattığını, 200 yıllık felaketten sonra başka çare kalmadığını da anlamazlar. Bırakalım siyasal teolojide İtalyan geleneğinde 13. yüzyılda başlayan laiklik-özgürlük-birey-halk özdeşliklerini kavramayı, dünyayı bu kadar ters görenin zorunlu olarak başka çıkarlara hizmet edeceğini de anlayamazlar. Tıpkı İttihat ve Terakki’yi Londra’nın gözünden, ki Londra da zaten kısmen yanlış anlamışa benziyor, gördüklerini anlamadıkları gibi. Solumtrak zır cahil sürüsü de 20. ve 21. yüzyıllarda olmuş ve olacak tek emperyalizmin, kapitalizmin emperyalizminin def edilmesinin ana konu olduğunu anlayamazlar. Birinci Dünya Savaşı bir paylaşım savaşıydı ve paylaşılacak en önemli coğrafyalar arasında bu topraklar geliyordu. Boğazlar burada, 20 Yüzyılın birinci stratejik malı olan petrol bu bölgede. Savaşa kaçınılmaz olarak girildi ve 1913-14 ordu modernizasyonu olmasaydı, yani İttihatçı subaylar Balkan ve Trablusgarb savaşlarından ders almasalardı, Osmanlı ordusu, İngilizlerin beklemiş olduğu gibi, hiç tutunamazdı.

Peki ya Cumhuriyet? Nasıl bir Cumhuriyet Aydınlanma’yı incelterek ileri taşır ve nasıl bir insan bu Cumhuriyet’in yurttaşı olur? İnsanı neler “insan kılığında dolaşanlardan” ayırd eder? Bilim -hurafe değil Tam Bağımsız Ülke taraftarlığı -emperyalist uşaklığı değil Emeğiyle geçinmek -başkalarını sömürmek değil. Herhangi bir inanç ancak ve ancak böyle bir aklın oluşması sonrasında bu aklı taşıyan eşit, özgür ve kardeş yurttaşlar tarafından bir gönül gözü rafineliği olarak tevarüs edilebilir. Tersi insan aklının kaybedilmesidir ve aklı olmayanın kalbi de olmaz. Aklı ve kalbi olan katılımcı, özgürlükçü ve eşitlikçi yurttaşlara sosyalist diyoruz.

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları