Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tunç Sipahi

Carl Schmitt günümüze mi bakıyor?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:12 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:12

Schmitt’in dünyasındaki tartışmalar sadece hukukçular veya siyaset bilimciler arasındaki tartışmalar değildi. Bunlar açıkça sağcı ve açıkça anti-sosyalist, anti-komünist bir dünyada, merkez sağın bizzat kendisi olmak üzere olan Alman aşırı sağının dünyasında gerçekleşiyordu.

Fikirler silah değeri taşıyordu çünkü Schmitt’e göre “bütün hukuk duruma göre oluşur”. “Durum” gerçek ve pratik seçeneklere dayanır ve hiçbir önceden yazılmış norm (anayasa) olası durumların hepsini önceden görüp, her özel vakada ne yapılacağını kurala bağlayamaz. Zaten bu “durumsal” hukukun çizdiği politik alanda rakipler değil, düşmanlar vardır -tanıdık geliyor mu? Bu nedenle de hukuku egemenin iradi tercihi yapar.

Bizzat egemenin kendisi anayasada önceden öngörülemeyeceği için -Schmitt’e göre anayasa veya toplum sözleşmesi egemenin kral veya cumhurbaşkanı veya bir başka kamu görevlisi olacağını söyleyemez, egemenin egemenliğini ilan etme anı -egemenliğini gerçekleştirdiği, kendisini açımladığı moment- egemen gücün anayasal bir güç olmak zorunda olmadığını ilan etme anıdır. Haliyle (egemen) güç bölünemez: Kuvvetler ayrılığı söz konusu bile olamaz.

Schmitt’in egemeninin basit bir diktatör olmadığını görüyoruz. Hatta diktatör olması zorunlu değil. Kendisini yasaların ve hatta anayasanın üzerinde gören bir egemen, diktatör olmadığını düşünebilir. Olup olmadığını belirleyecek olan “durum” ilan ettiği “istisna halinin” gerçekte var olup olmadığıdır.

Diktatör olmadığını düşünen “diktatör”, gerçekten “egemen” ise, kendi hakkındaki bu düşüncesini kabul ettirebilir: Önderdir, rehberdir, kurtarıcıdır ama olağanüstü yetkilerine rağmen diktatör değildir. Eğer gerçekten düzeni restore ediyor, istikrarı sağlıyorsa, yukarıda kısaca özetlenmeye çalışılan sağcı hukuk mantığı içinde hukukun hem içinde, hem dışında olabilir. Çünkü “istisna hali” bir “zorunluluk” halidir. Ve zorunluluk halinin yasası (hukuku) olmaz: Necessitas non habet legem.

Burada soru şu: “Egemen” gerçekten de tahayyül ettiği gibi zuhur eden bir kurtarıcı, düzenin ve istikrarın yegane koruyucusu, devletteki çatışmayı sona erdirecek otorite midir? Mevcut “durumda” egemen olacak, “istisna halini” ilan edip gereğini yapacak ve bunu kabul ettirecek gücü var mıdır? Egemen olduğunu iddia eden otorite (kişi veya parti veya hareket ama kişide -Prens’te- cisimleşmiş olmalı) “mucize” olduğuna başkalarını ikna edebilecek midir?

Burada hareket-parti-dayanak-kitle Schmitt’in 1934 yılında eklediği “kurumsal hukuk” -yani Alman Volk’u (halkı)- da olabilir. Bu durumda hukukun bir temeli de tanımlanan bir “halk” olacaktır. Almanya örneğinde ari ırktan olmak, başka örneklerde belli bir mezhepten olmak vb bu “halkı” tanımlamak için kullanılan çağrının özünü oluşturabilir. Bu şekilde tanımlanmış “halk”, içinde çelişki barındırmaz: Yani çok seslilik vb gereksizdir.

Haliyle, “egemenin” bölünmez iradesinin desteği ve yansısı olan bu tahayyül edilmiş küme egemene kayıtsız şartsız itaat etmekle yükümlüdür. Etmezse egemen onu kahredecektir çünkü etmezse egemen değildir. İstediğiniz kadar ari ırktan gelin, Hitler’e itaat etmezseniz “Volk” içinde değilsiniz, artık Alman sayılamazsınız. Buradan diğer örnekler oluşturulabilir, benzer zihniyet dünyaları derhal tanınabilir.

Dayandığı güçler olmadan bir egemenin zuhur edeceğine inanmayacağımıza göre, söz konusu güçlere “sizi (bizi) sadece ben kurtarabilirim” dediği zaman inandırabilecek midir?

Olağanüstü durum var, “istisna hali”, beni tanımıyor musunuz, ben oyum, “egemenim, mucize kurtarıcınız”. Çağrı budur.

Mümkün müdür?

Tunç Sipahi 'ın Son Yazıları