Tunç Sipahi
Büyüyememe tuzağına doğru
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:15 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:15
Faiz dışı harcamalar vergi gelirlerinin üzerinde seyrediyor. Bütçeyi dengelemiş görünen kalem, mart ayında, vergi dışı gelir kaleminde görülen açıklanmayan artış oldu. Enflasyondan arındırılmış olarak bakarsak oranlar oldukça çarpıcı: Harcamalar tarafında artış sürüyor. Nisan da aynı desende devam ediyor. Nakit bazlı da öyle: Gelir azalıyor, harcamalar artıyor. Kamu harcamalarında frene en erken sonbaharda basılacak. Belki de hiç basılmayacak ve 2015 Haziran genel seçimlerine kadar böyle devam edilecek. Dönüyorlar, dolaşıyorlar, faiz indirimi ve iç talebi canlı tutmaya çalışmak, kamu harcamalarıyla büyümeye destek vermekten başka yol bulamıyorlar. Seçim kazanmanın garantili yolu olarak görülüyor.
Ne oldu? Sanayi üretimi ilk iki ayda artmaya devam etti. Tüketim harcamalarında sert düşüş beklenen ve tüketici güven endekslerinin hızla gerilediği bu dönemde yatırım tarafı iç talepteki yavaşlamaya cevap vermedi. Ve 3. ayda da momentum kaybı dışında durum değişmedi. İmalat sanayi içinde en fazla ağırlığa sahip olan gıda ürünleri imalatı Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre %7.1 arttı. Yılın ilk üç ayında imalat sanayi büyümesinde gıda üretiminin ve inşaat malzemelerinin katkısı yüksek. Gıda’da iç talebe bağlı olarak ilk çeyrek artışı %9.5 . Beton, çimento ve cam başta olmak üzere inşaat malzemelerinden oluşan diğer metalik olmayan minerallerde ilk çeyrek üretim artışı %10.2. Mart verisiyle beraber sanayi üretimi son 9 çeyreğin en yükseği: 2013’ün aynı dönemine göre %5.25 artış var.
Sanayi üretimi artışı uzun yıllardan beri GSYH artışının üzerinde seyrederken, 2013 yılında bu ilişki değişti. 2014’de normal ölçümm yapılırsa, büyüme sanayi üretiminin biraz altında seyreder. İlk çeyrekte %4-4.5 gibi bir büyüme rakamı çıkabilir.
Peki bu gerçek bir büyüme mi? Burada potansiyel büyüme hızı kavramı devreye giriyor. Büyüme modelleri büyümenin 4 faktöre dayandığını gösteriyor: Sermaye, Emek (işgücü), Beşeri Sermaye (nitelikli işgücü) ve teknolojik ilerleme. Sermaye birikimi tartışması çok eski olmakla beraber, akademik dünyada büyüme konusu Solow ve Harrod-Domar ile başladı veya yeniden alevlendi.
Solow’un orijinal çalışmaları önemli kısmı saf teknolojik ilerleme katsayısından oluşan “Solow artığını” (Solow residual), yani TFV’yi (toplam faktör verimliliği), büyümenin motoru haline getirdi. Bu durumda gelişmekte olan ülkeler için sermaye birikimi en önemli faktör olmaktan çıkıyordu. Sermaye birikimini tahtından indirmek demek aynı zamanda birkaç anlama gelebilir: (a) Tasarrufları artırmak o kadar da önemli değildir. (b) Sovyet tipi planlamaya-ağır sanayiye dayalı endüstrileşme gereksizdir Sonuçta “aşırı sermaye birikimine” yol açar. Buna “dinamik etkinsizlik” adı veriliyor. Önemli olan teknoloji, pratikte eğitim ve TFV’yi artırabilecek tüm diğer önlemlerdir.
Bu tezler 1961 yılında Korfu’da toplanan meşhur “sermaye tartışması” (capital controversy) kongresinde Hicks ve Kaldor tarafından eleştirildi. Solow’un büyümenin 7/8’ini TFV’ye, sadece 1/8’ini sermaye birikimine atfeden regresyon yöntemi mercek altına alınırken, “gelişmekte olan ülkelere düşük sermaye/hasıla oranlarıyla büyünebileceği-kalkınılabileceği mesajını vermek yanlıştır” denildi. Tartışmanın teknik noktası sermaye stoku K’nın nasıl ölçüleceğinde düğümleniyordu. Muhasebe kayıtlarında sürekli yeniden değerleme yapılmaz, teknolojik ilerlemenin yatırılmış ve makina-ekipmana dönüşmüş sabit sermayeyi nasıl “değersizleştirdiği” dikkate alınmazsa, K’daki gerçek artış algılanamaz görüşü savunuldu. Dolayısıyla Solow’un K’yı eksik/yanlış ölçtüğü, yeni sermaye serileriyle ulaştığı sonucun kökten değişeceği iddia edildi. 1960lar bu tartışmaların devamına sahne oldu.
Solow, daha sonra ölçümünü değiştirdi ve K ile TFV arasındaki ilişki daha normal bir hal aldı. Fakat TFV yine önemli olmaya devam etti. TFV’nin ölçümünün zor bir iş olduğunu hatırlayarak, elbette önemli olduğunu, fakat büyümenin kaynakları arasında tek bir faktörü aşırı vurgulamaktan kaçınılması gerektiğini söylemek gerekir.
Yapılan tam da budur. Hatta bu bile değil. Ya tamamen sermayeye dayanarak (K), ya da bundan ayrı görmek istersek, araziye/inşaata dayanarak (L, land) bir üretim fonksiyonu tasarlarsak ne olur? Uzun dönemde azalan getiri tuzağına düşülmesi kaçınılmaz.
Burası tuhaf bir ülke. Bu sene atlatılabilir ama gelecek ekonomik açıdan da meçhul.