Tunç Sipahi
ABD hegemonyasında bir dünya olmayacak
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10
Tolkien, Karanlıklar Lordu kara tahtı üzerinde “tek yüzüğü” kalıba dökerken ve aynı anda “tek yüzükten” farklı –ama yetersiz- güçleri olan üç yüzüğü Elf krallarına dağıtırken, Elflerin dünyaya yeni bir şekil vermeye çalıştıklarını düşünmemizi sağlayacak en küçük bir imada bulunmaz. Tolkien’in evrenini oluşturan kitapları öylesine karıştırmış bir okur bile, kitabın, Batı dünyasında 60 yıldır sahip olduğu inanılmaz derecede yüksek popülariteye rağmen, sıradan imgelerin uçuştuğu bir portföyü şöhret imalatçısı kliklere pazarlamaya çalışan, fantazmagorik göndermelerle aşırı yüklenmiş ve benzerlerinden ayırt edilmesi güç bir roman olmadığını itiraf edecektir. “Bunları daha önce de görmüştük” dedirtmekten çok uzak, tam tersine yeni bir roman türüne öncülük edebilecek işaretlerle oya gibi işlenmiş, üniversitede bir “düzyazı nasıl yazılmalı” kürsüsü olsaydı kürsünün programında devrim yaratabilecek ilginçlikte bir yapıttan söz ediyoruz.
Elf krallarının Orta Dünyaya nizam vermek gibi özel bir amaçları olmadıysa bile, sihirli güçleri olan 7 kâhinin de yardımıyla –Gri Gandalf bunlardan biri- ayakta tuttukları düzene, Tolkien’in bin bir türlü tuhaf yaratıkla doldurduğu topraklara, harmoni ve amaç aşılayabilecek kadar bilge olduklarını kabul etmeliyiz. Geçmiş zamanların rüyadan uyanmaya yazgılı dünyasının uyanmaya mahkûm olduğu bir rüyaya dalmış olduğunun açıkça ifade edilmemesi, yazarın bize sunmaktan kaçınmadığı hoş bir nüans ve sembolik dünyasının yetişkinler için tasarlanmış olduğunun işareti olarak algılanabilir. Eski zamanlarda bile Gölgelerin hep bir yerlerde var olduğunu, belki bir ilk günahın hiç söz konusu olmadığını, çünkü zaten insan yüzlü bir altın çağın hiç var olmamış olduğunu derhal hissedebiliyoruz. Ne kaybedilmiş altın çağ vardı, ne de Sauron’un hikâyesi başlarken Elf kralları dünyaya yeniden şekil vermeye çalışıyorlardı.
Teşbihte hata olmaz: 2000 yılında Bush iktidara getirilirken âleme nizam vermeye hevesli başka güç yoktu. AKP iktidara getirilirken –Derviş-Özkan-Cem hareketinin yola dahi çıkmamasına karar verilirken eş zamanlı olarak Türkiye’nin asla AB üyesi olmaması kararı alınmıştır- âleme nizam verme gücünü kendilerinde görenler uzun zamandır hazırlanan laboratuar deneyini başlatıyordu. ABD’de Cumhuriyetçiler öznesiz ve ereksiz bir süreç gibi görünen bir politikalar demetinin üzerine geldiler. Ciddiye alınır projesi olanlar da zaten sadece bizzat kendileriydi. Proje o kadar belirgindi ki, politikayla pek ilgilenmeyen sıradan izleyicilerin dahi ABD’nin militer güç odakları ve iş dünyasının güçlü lobileri tarafından yönetildiğini anlamama lüksü kalmadı. Amerikan yönetimi daha biçimsel ama daha az soyut, stratejik bakmaya daha eğilimli ama olasılıklara dayalı çıkarımlara daha az tutkun ve yerleşik siyaset bilimi ekollerinin göz bebeği olan ince diplomasiye sıcak bakmayan bir yönelime girdi. Daha iyi planlanmış, iradiliği ve amaçları aşikâr ve taktiksel olmaktan çok stratejik nitelikte yeni bir vizyonun oluşmakta olduğu belki doğruydu. Ama bu süreçte karar verenlerin giderek daha az temkinli davranmaya başladıkları da görülüyordu.
Seyirciler İki Kule’den Orta Dünya’ya uyuşturucu bir esansın yayılmakta olduğunu dolambaçlı bir şekilde anlamaya başladılar. İronik biçimde, daha kısa olan kule (Avrupa) 2000’lerin ilk yarısında daha sağlam zemine basıyor gibi göründü. Ama bu yanıltıcıydı. Diğerinin mukayese kabul etmez siyasi etkinliğinin ve askeri gücünün yanına yaklaşabilmesi söz konusu değildi. Lakin zamanla akıllıca tasarlanmış ve çatlaksız bir büyük plan gibi görülen yeni vizyonda eksik kalan bir halka olduğu ortaya çıktı. Olumlayarak ya da karşı çıkarak, yeni moral iklimi benimseyerek veya içine sindiremeyerek, Orta Dünya’nın halkları Lordun cazibesine kapılmaya ve “tek yüzüğün” gücüne inanmaya başlamışlardı ki, zayıf halka gözle görünür hale geldi.
11 Eylül sonrası hiçbir şey aynı değildi ve aynı kalamazdı. Çünkü SSCB sonrası ara dönemin bitişiydi 11 Eylül. Suriye’nin direnişi sonrası da hiçbir şey eskisi gibi olamaz. 2011 başından beri gördüğümüz simülasyonların aşırı esnek, doğaçlama tarzında oluşu önemli bir işarettir. Mutlak hegemonya arayışı sonuçsuz kalacak: ABD bu işi beceremeyecek. Zaten tek bir güç sembolü, çatlaksız bir ideoloji, her şeyi yerli yerine yerleştirecek “tek bir yüzük” arayanlar 20. yüzyılda aradıklarını asla bulamadılar. Ölümlü insanlar bir yana, Tolkien’in Kara Lordu bile siyaset ve ekonominin labirente benzeyen karmaşık sorunlarını çözerek, yönetim gücünü evrensel bir kontrol mekanizmasının –bir mutlak zekâ- akıcı muhteşemliğine dayandırmayı başaramamıştı. En azından, romanda öyle.