Tunç Sipahi
2014 model toplum mühendisliği
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:12 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:12
Toplum mühendisliği daima sağın işi olmuştur.
Bunun anlamı bu işin daima devletin, en azından devletin bazı unsurlarının, işi olmasıdır. Bu ülkede devletin –en azından genel olarak- sağda olmadığı kaç gün sayabilirsiniz? “Burjuva devleti” falan demiyorum. Bizzat aktif olmadığı, bizzat faşist, aşırı sağcı, dinci üretmediği ve/veya koruyup kollamadığı kaç gün vardır? Bugün 50 yaşında olan birisi 50 gün sayabilir belki. Daha iyimserleri 3 ay, 5 ay diyebilir. O kadardır.
Ama şimdi, 2014 yılında, manzara değişik. Toplum mühendisliğinin görünür aracı siyasi muhalefet, meclisteki muhalefet haline gelmiş durumda. Bu durum mesela Eylül ayında bu kadar belirgin değildi. Kürt hareketinin düalist tarzı benimsemesi de artık kanıksanır oldu. Ne demek bu? Bir taraf “süreç ilerliyor ama hızlansın artık” derken, başka bir yerin “bu iş bitti” demesi hiç de çelişen açıklamalar değil. Bu, bir siyaset yapma tarzı. Sürecin bütününde Kürt hareketi hala payandadır. İktidarın portföyündeki tek kart bu karttır.
Kalıyor CHP ve MHP. MHP yerinden kımıldamamayı, nedenlerini tartışmak bana düşmez, stratejik bir tercih olarak benimsemiş durumda. Burada Kurosawa’nın 1980 tarihli filmi Kagemusha (Gölge Savaşçı) akla gelebilir. Filmde ölen shoguna benzerliği nedeniyle yerine geçirilen bir köylüye, gerçek shogun olmadığı komutanlar ve diğer soylular tarafından anlaşılmasın diye, asla konuşmaması söylenir. Ama bir an gelir ve savaş meclisinde konuşmak zorunda kalır. Adam konuşur ve der ki: “Dağ kımıldamaz”. Önce şaşkınlık olur, sonra bunun “askeri deha” olduğu keşfedilir. Ordunun konumu iyidir, kımıldamaz, saldırıya geçmezse düşmanın işi zordur. Nitekim ordu bekler, düşman saldırır ve ağır kayıplar vererek çekilmek zorunda kalır. MHP, teşbihte hata olmaz, “dağ kımıldamaz” stratejisini uyguluyor olabilir. Bekle, hareket etme, oylar zaten yavaş yavaş artıyor. Oy açısından haklı çıkabilirler.
CHP görünürde daha aktif. Ve bütün aktivite devletin ve düzenin bekası için. Normaldir, bu partinin işi budur zaten denebilir. Ama burada bir tuhaflık var. Korunmak istenen düzen AKP’nin kısmen kurmuş olduğu düzen. Tamamen kuramadan gitmekte olduğu için -CHP irade gösterebilmiş olsaydı çoktan gitmişti- dağılan bir yapı var ortada. Rejim yıkıldı ama yenisi kurulamadan yıkılışta kullanılan alet kısmen kadükleşti. Yenisi yıllar önce tasarlandığı şekliyle kurulamayacak. Çünkü ABD bu işi modifiye etmeye karar verdi ve içerideki irade de -ki aslında iradeden çok araçtı- çuvalladı. Ne kazanırsak kardır diyenlerle, aman kontrol dışına çıkmasın, aman halkın iradesi netleşmesin diyenler ne demiş oluyorlar?
Bir: Bu işin düşündüğünüz şekilde orta yolu yoktur. Sonuç muhtemelen zaten orta yol olacaktır, o ayrı. Ama sizin orta yol zannettiğiniz şey “merkez” değildir: Son 12 yılda aşırı derecede sağa kaydırılmış bir merkezin “ortasını” bulmak istiyorsunuz. Bu, her şey sabit kalsın, sadece en feci uygulamaları iptal edelim -örneğin 4+4+4, örneğin sağlıkta bazı işler, örneğin internet vb, buradan yürüyelim demektir. Olamaz. Yapılamaz. “Feasible” değil. Çünkü, iki: Bütün ekonominin yeniden yapılandırılması şart. Bir dönem kapanıyor ve bu saptama kritik önemde.
Bugün nereye baksam “Güney Kore örneği” laflarıyla dolu. Kolay mı? “Örnek olabilir mi, çok mu iyi ki Kore değip duruyoruz?” bile demiyorum şu an için. Mükemmel bir örnek olsa ne olur? Benzer bir üretim yapısına ulaşmak için kökten değişim gerekir. Bütün dincilerin bütün eğitim pozisyonlarından atıldıkları, bütün üniversitelerin bunlardan arındırıldığı, eğitimde imam hatiplere sembolik bir yer dışında asla yer olmayan, tüm KOBİ yapısının devlet desteği, devlet destekli teknolojik atılım merkezleriyle, ama kendi sabit sermaye yatırımlarına da ihtiyaç duyacak şekilde dönüştürülmesi gerekir. Yatırımlar, imalat sanayisinin yeniden yükselişi, tasarruf-tüketim dengesinin yeniden kurulması, teknolojik ilerlemeyle artan verimlilik, ihraç edilen ürünlerin teknolojik içeriğinin hızla artırılması demek. Kadınların işgücüne katılımının yüzde 29’dan yüzde 50’lere çıkacağı bir toplumsal devrim demektir bu eş anlı olarak. Asla dincilerle olmaz. Dincilerle bu ülke sadece felaketine koşar.
Yani, “aşırı sağdaki merkezin” ortalamasını alamazsınız. Merkezi “normalleştirmek” için dahi hızla sola kaymak mecburi. Bu iş sadece bir kişinin ve etrafının gitmesine bağlanamaz.
Bu, siyaset falan değil, düpedüz aymazlıktır. Ama bu, aynı zamanda, 2014 model toplum mühendisliğidir. Toplumu “bak gitmez ha yoksa” diyerek pasifize etmek işin mühendislik yanı. Ama gerçekten de “normalleştirme” peşindeyseniz, bu kesmez.
Sorunun kökünde iki kelime yatıyor: Emperyalizm ve burjuvazi.
“Toplum mühendisliği” mi yapacaksınız? İhracat üssü mü olacaksınız? Düşük cari açıkla yüksek büyüme hızı mı istiyorsunuz? “Normalleşme” mi istiyorsunuz?
Önce burjuvaziyi değiştireceksiniz. Buyurun burjuvaziyi değişime ikna edin. Aşırı miyop bölmelerini temizleyin, arıtın. “Yeni burjuvazinin” sözcüsü siz olun görelim.
Bunu başarmak için önce denemeniz lazım. Deneyip de başaramazsanız, kamuculuk kendisine sizin en “kamucunuzun” bile hayal edemeyeceği kadar geniş bir alan açacaktır.
Mevcut haliyle toplum mühendisliği eskisiyle aynıdır: Daima sağın işi olmuştur.