Toplumsal yabancılaşma mı?

14/02/2020 Cuma
Toplumsal yabancılaşma mı?

Üç gün önce, “Türkiye’de 10 kişiden 7’si ‘dünya düzenini korumak için bazen askeri güç kullanmanın gerekli olduğunu’ düşünüyor. NATO üyesi 16 ülke içinde askeri güç kullanımını en fazla destekleyen üçüncü halk yüzde 71 ile Türkler oldu” (1) haberini okumuşsunuzdur. 

Bu konuda ABD halkı birinci olmuş. Askeri güç kullanımını en çok destekleyen ülkenin ABD olması insanı pek şaşırtmıyor. Çünkü bu ülke, yıllardır istediği zaman, istediği yerde ve de (dünya düzenini korumak için) askeri gücünü kullandığı biliniyor. Amerikan halkı da kendi özüne yabancılaştırıldığından ve yabancı ülkeleri sömürdükçe refah içinde yaşamayı benimsediğinden, Bush ve Trump gibi kişileri başa getiriyor. Ancak okuduğunu anlama ve basit hesap işlemi yapmada, düşünce özgürlüğünde, toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışında ve benzeri hemen her konuda dünya sıralamasında alt sıralarda kalan Türkiye’nin, askeri güç kullanımını benimsemede üçüncü sırada olması haberi, insanı çok şaşırtıyor. “Yurtta barış dünyada barış” anlayışını benimsemiş olanlar için, bu durum daha da şaşırtıcı oluyor. Ankete katılanların bu değerlendirmeyi, Türkiye’nin silahlı birliklerini, yıllardır Suriye topraklarında konuşlandırdığı ve bir bölümünü de son aylarda Libya’ya yönlendirdiği bir dönemde olması yaşanan şaşkınlığın hiddetini ve şiddetini artırıyor.

İnsan bu haberin gerçek olmadığını düşünüyor. Çünkü haber gerçekse, bu durum Türkiye toplumunun gerçeklerden koptuğu ve kendisine, az buz değil epey yabancılaşmış olduğu anlamına geliyor. 

Çünkü Türkiye, 97 yıl önce, hem de neredeyse 7 düvele karşı bağımsızlık savaşı vermiş bir toplum. Başka mazlum ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmaları yönünde, en azından onlara ilham vermiş bir ülke. Üstelik yıllarca Cumhuriyet sistemimizin en önemli değerlerinden biri olan “yurtta barış, dünyada barış” anlayışıyla yaşayan bir toplum. Bu anlayışı nedeniyle, on milyonlarca insanın öldüğü 2. Dünya Savaşı’na katılmamış. 

Ne oldu bize de, başka ülkelerin bağımsızlığına saygılı olan bizler, bu duruma getirildik? Yukarıdaki haber doğruysa, bu durum, toplumun bağımsızlık savaşı veren özüne yabancılaştığını gösteriyor. Ancak bu toplumun içinde yaşayanlar olarak, toplumun genelinde böylesine bir eğilim olmadığını bildiğimizden, bir kez daha bu anket haberinin gerçek olmadığı ve olamayacağı akla geliyor. Çünkü bu toplumun önemli bir bölümü aşağıda özetlenen gerçekleri biliyor:

  • 19 Ağustos 1953'te ABD-İngiltere, İngiliz petrol şirketini millileştiren İran’ın Başbakanı Dr. Muhammed Musaddık'ı, (dünya düzenini korumak için) öldürüyor. İran’da şeriat düzeninin kurulmasına kapı açıyor. 
  • ABD, 1961-62’de (dünya düzenini korumak için) Küba’yı istilaya kalkışıyor. Zamanın Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Kruşçef’in müdahalesiyle istiladan vazgeçiliyor ve o günlerden bugünlere kadar devam eden ABD ablukası başlıyor.
  • General Suharto (dünya düzenini korumak için) ABD desteğiyle 1967 Eylülünde darbe yapıyor ve dünyanın en fazla üyesine sahip komünist partisini yok ediyor. Endonezya’nın bugün bir şeriat ülkesi olmasının yolunu açıyor. 
  • Şili’de demokratik seçim sonucu iktidara gelen Salvador Allende, bakır madenlerini devletleştirince (dünya düzenini korumak için) ABD’nin piyonu genelkurmay başkanı Pinochet’nin 11 Eylül 1973’te yaptığı darbeyle öldürülüyor. 
  • 1971-1973 yılları arasında Pakistan cumhurbaşkanı ve 1973’ten itibaren de başbakan olan Zülfikar Ali Butto, 1977 yılında (Kenan Evren’in “Kardeşim” dediği) General Ziya ül Hak tarafından ABD desteğiyle (dünya düzenini korumak için) yapılan askeri darbe sonucunda devirip 1979’da idam ediliyor. Pakistan’ın bugün şeriat ülkesi olmasının kapısı açılıyor. 
  • Gulbeddin Hikmetyar, 1977 yılında Sünni anlayıştaki Hizb-i İslami örgütünü kuruyor. ABD’nin yardımıyla Pakistan’da yetiştirilen silahlı güçlerle (dünya düzenini korumak için) Sovyet yanlısı Afganistan hükümetini devirip başbakan oluyor. Şeriat rejimini getiriyor. 2001’e kadar ABD, onları “özgürlük savaşçıları-freedom fighter” olarak tanımlıyor. Hikmetyar’ın şeriatı ABD aleyhine dönünce, bu kez ABD Afganistan’ı işgal ediyor. 
  • ABD, (dünya düzenini korumak için) Saddam’a askeri yardım yaparak İran üzerine salıp yıllarca savaştırıyor. Saddam ABD’nin istekleri dışına çıkınca, (dünya düzenini korumak için) ve de Irak’a demokrasi getirmek için, “nükleer silahı var” deyip Irak’ı işgal ediyor. Üç parçaya bölüyor, Irak’ın laik düzenini yok ediyor, iç huzur diye bir şey bırakmıyor ve hâlâ orada insanlar birbirini öldürüyor. 
  • ABD, (dünya düzenini korumak için) Mısır genelkurmay başkanına, devlet başkanı Mübarek’i tutuklatıp yerine dünyanın en radikal dinci örgütlerinden biri olan Müslüman Kardeşlerin lideri Mursi’nin gelmesini sağlıyor. Mursi’nin şeriatı kısa sürede ABD’yi rahatsız edince,  yine (dünya düzenini korumak için) aynı genelkurmay başkanına Mursi’yi devirtip hapse attırıyor.
  • ABD, ‘Kaddafi Barış Ödülü’ almış Türkiye’yi de arkasına alarak, (dünya düzenini korumak için) Kaddafi’yi devirip öldürüyor. Ülkeyi kaos içine sokmuş bulunuyor. 
  • ABD, laik Suriye rejiminden rahatsız olunca, düne kadar Esat ile birlikte tatil yapanları da arkasına alarak, (dünya düzenini korumak için) Esat’ı devirmek üzere dinci radikal örgütleri ve muhalifleri kullanıp Esat’ı devirmeye çalışıyor.   
  • ABD, (dünya düzenini korumak için) Filistin halkının haklarını yok saydığı gibi Müslümanların duygularını da yok sayıp Kudüs’ü İsrail başkenti olarak ilan ediyor.

Anket sonuçları doğruysa, Türkiye toplumunun yukardaki gerçekleri yok saydığı anlamına geliyor. Toplumun bir bölümünün yukarıda özetlenen gerçekleri bilmediğini ya da bu konularda gerçek dışı bilgilenmiş olabileceğini varsaysak da, söz gelimi Esat, Gaziantep’te 5-10 askeri gözlem noktası kurmaya kalksa ya da ABD (dünya düzenini korumak için) Türkiye’ye müdahale etmeye kakışsa, Türkiye halkının yeri göğü alt-üst edeceği biliniyor. Bu tür konularda çok duyarlı olan halkın, başkalarının bağımsızlığına saygı göstermeyip bazen askeri güç kullanımının gerekli görmesi mantıklı gelmiyor. 

Hele bu anket olayının, 2 Ekim 1992’de bir tatbikat sırasında Türkiye’nin Muavenet zırhlısını batıran, Irak işgalinde 4 Temmuz 2003’te Türk askerinin başına çuval geçiren, 1-2 ay önce Barış Pınar harekatı sırasında Türkiye’ye şiddetle karşı çıkan ve tehdit mektubu yazan ABD’nin, şimdi Türkiye’yi Rusya ve Suriye ile savaşa kışkırttığı günlerde ortaya çıkması, hiç mantıklı olmuyor. 

Türkiye toplumunun sağduyusunu bu denli kaybetmeyeceği gerçeğinden hareketle bu anket olayında bir bit yeniği olduğu olasılığı artıyor. Araştırma örnekleminin ağırlıklı olarak yandaşlardan seçilmiş olabileceği, yanıtın manipüle edilip / eksik verilip gerçeği yansıtmadığı, askeri gücün uluslararası-BM gücü olabileceği akla geliyor. Dünya düzenini korumak için (!) geçmişte yaşananlar anımsanınca, bu haberin tamamen uydurma bir haber olması olasılığı da artıyor. 

Bu anket haberi uydurma bir haber olsa da, gerçek bir haber olsa da, durumun yeterince vahim olduğu görülüyor. 

[email protected]


https://tr.euronews.com/2020/02/11/turkiye-de-dunya-duzeni-icin-askeri-g...