Süleyman Demirel

19/06/2015 Cuma
Süleyman Demirel

Rahmetli olması üzerine Demirel hakkında yazılıp söylenenleri okuyunca, insan ister istemez, “Yoksa ben başka ülkede mi yaşıyorum” diyor. Onun, kendisini protesto etmek için yürüyenlere, “istediğiniz kadar yürüyün hiçbir işe yaramayacak” anlamında söylediği, “Yollar yürümekle aşınmaz” sözü bile, onun demokratlığının göstergesi olarak kullanılıyor. İnsan, onun, “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” sözünün bile demokratiklik göstergesi olarak kullanılacağından korkuyor.

Tabii ki, Türkiye’de birçok yatırımın gerçekleşmesini sağlayan Demirel’in rahmetli olması üzücü bir olaydır. Ancak, gerçeklerin üstünü de örtmemek gerekir. Bir gerçek, Demirel’in beklenmedik bir şekilde ve gökten zembille inercesine Adalet Partisi (AP) başına geçmesi ve lakabının, adını son çalıştığı Amerikan şirketinden alan “Morrison Süleyman” olmasıdır. Sonradan bu lakap unutulmuş ve “Çoban Sülü” öne çıkmıştır. İkinci gerçek, Demirel’in, 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarıyla piyasacılığını ve başbakanlıkları zamanındaki eğitim politikalarıyla da (aşağıda özetleneceği gibi) gericiliğini kanıtlamış bir siyasetçi olmasıdır.  Bu nedenle Demirel’in demokrasi havarisi, yoksul-halk-köylü babası olduğu söylemleri içi boş söylemlerdir. O, olsa olsa AKP’lilerin ağababasıdır. O başbakanlık yıllarında hiçbir zaman Çoban Sülü olmamış, neredeyse tüm uygulamalarında Morrison Süleymanlığını göstermiştir.

Demirel, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en aydınlanmacı ve demokratik nitelikteki 27 Mayıs Anayasası’na başbakan olduğundan itibaren en çok karşı çıkan kişidir. Bu bağlamda onun, “Anaysa bu millete bol geldi” sözü ünlüdür. Bu nedenle, 12 Mart 1971 askeri muhtıra sonrasında, çoğunlukta olduğu mecliste, askerlerin de desteğiyle (öğretmenlerin sendika kurma hakkını, TRT’nin özerkliğini, diğer demokratik hakları kaldırarak) Anayasanın oldukça daraltılmasını sağlamıştır.

Başbakanlığının ilk yıllarında, seçmeli din dersi liselere girmiş, kızların imam hatibe alınmasına başlanmış, örnek ve örgüt gibi Türkçe sözcüklerin okullarda kullanılmasını yasaklayan genelge çıkarılmıştır. Seçmeli din dersine girmeyenler, çeşitli yollarla dışlanmış, en çok sürgünü Atatürkçü öğretmenler yemiştir. En büyük işçi eylemleri ve öğretmen boykotları onun zamanında olmuştur. Demirel’in en çok kızdığı kesim, ona Morrison Süleyman adını takan, Amerika karşıtı ve bağımsızlık yanlısı, 19 Mayıslarda Samsun’dan bağımsızlık yürüyüşleri başlatan gençlik olmuştur. Üniversite gençliğinin örneğin, “Üniversitenin halka dönük olmasını istiyoruz, ... üniversite halkındır, halka hizmet yönünde yetişeceğiz. ... Aldığın fen kültürü seni halka ne kadar yaklaştırıyor, senin çağdaş bilim anlayışındaki yerin nedir… Eğitimine emperyalist Amerikan yönetmenlerinin sokulu olduğu bir ülkede güllük gülistanlık üniversiteler olabileceğini düşünmek olanaksızdır. Onun için biz öğretim sisteminin halka dönük biçime sokulmasını istiyoruz” (bkz. S. Onat, S. Üniversite olayları ve Demirel, Sega Yayınları, 1968) ve benzeri sözleri onu ve AP hükümetini iyice çileden çıkarmıştır.

Bu nedenle Demirel, bu üniversite gençliğine karşı, Komünizmle Mücadele Derneği, Milliyetçi Öğretmenler Derneği ve günümüzün AKP’li önderlerin çoğunun yetiştiği Türk Talebe Birliği ile 12 Eylül darbesi sonrasına damga vuracak olan Türk-İslamcı Aydınlar Ocağı gibi gerici kuruluşları desteklemiştir. Örneğin Alanya’da öğretmenlik yaptığım o yıllarda, bir AP Antalya milletvekilinin yakını öğretmen, işlediği bir suçtan “Antalya ili sınırları içinde çalışamaz” cezası almış olsa da, orada Milliyetçi Öğretmenler Sendikası’nın şubesini açınca Antalya Milli Kütüphane müdürü yapılmıştır.

Demirel’in içişleri bakanı Sükan, solcu öğrencileri kastederek, “İti, kurda kırdıracağız” demiş ve bu düşüncesi uygulamaya konmuştur.  Demirel’in başbakanlığında öğretmen yetiştiren okullarda sağ-sol çatışması başlamıştır. 16 Şubat 1969 günü, ABD 6. filosunun İstanbul’a gelmesini protesto edip “ABD defol!” diyen bağımsızlık yanlısı ve sömürü karşıtı gençlere, gerici gruplar, hükümet desteği ile saldırıp “Kanlı Pazar” olarak anılan bir vahşet yaşatmıştır. AP’li vekillerin çoğunlukta olduğu meclis, 27 Mayıs sürecinde idam edilen Menderes, Polatkan ve Zorlu kastedilerek ve “Üç bizden, üç sizden” denerek, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamını onaylamıştır. 

Demirel, 1975 yılında Türkiye’yi iyice sağ-sol çatışmasına sokan ilk Mili Cephe (MC) hükümetini kurarken, “Tanrı şimdi Türkü korusun” diyerek beyaz oy veren AP Siirt milletvekili İdris Arıkan’ı, bir daha milletvekili yapmamıştır.

Demirel, 1975-1980 yılları arasında kurduğu iki MC hükümeti ile bir azınlık hükümeti zamanında, 3-4 yılda, önceki 25 yılda açılmış 40 kadar imam hatip okulu sayını 300’lere çıkarmıştır.

YÖK, “Anarşi ve Terör” adlı bir kitabı 1985 yılında tüm öğretim elemanlarına göndermiştir. Bu kitapta, Nurcuların devlet kuruluşlarında kadrolaşmayı amaçladıkları; eğitim kurumlarına büyük önem verdikleri; Süleymancıların Kur’an kursları adı altında hurafelerden söz ettikleri, Atatürk ve rejim hakkında aleyhte faaliyette bulundukları; Nakşibendilerin şeriat düzenini getirmeye çalıştıkları ve benzeri tehlikelere işaret edilmiştir. Bu kuruluşların hepsi Demirel iktidarında palazlanmış kuruluşlardır.

1969’da bakanlık merkez örgütünde çalışmaya başladığımda, Talim ve Talim Terbiye Kurulu başta olmak üzere bakanlık, çağdaş ülkelerdekine benzer, genelde aklı başında ve deneyimli eğitimcilerin çalıştığı bir örgüttür. Bu örgüt, örneğin Talim ve Talim Terbiye Kurulu, Demirel’in tasarrufları sonunda ve 12 Eylül 1980 öncesinde, önemli bir bölümü sıvalı paçalarla ve takunyalarla ofislerinden abdest almaya giden ve gösteriye dönüşen namaz kılan bir kurula dönüşmüştür.

Demirel, T. Özal’ın gericiliğe prim verdiği yıllarda onunla yarışırcasına, “Tevhidi Tedrisat Kanunu’na ters düşüyor diye, din eğitiminden vaz mı geçilecek? Böyle isteyenler, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu, ne ise o kanunun esasları, din eğitimini de içine alacak şekilde düzeltmeleri lazımdır... Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değil ki... Şayet Kuran kursları veya din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, o yanlış olan din eğitimi değildir; Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur” (bkz. I. Kansu, Atatürk’ün kurduğu İslam devletiymiş, Cumhuriyet Gazetesi, 4 Mart 2000) diyebilen bir kişidir.

Bir başka gerçek de, aynı Demirel’in, Cumhurbaşkanlığı sırasında, laikliğe sahip çıkıp türbanlılara, “İsteyen Suudi Arabistan’a gitsin okusun” demesidir. Son yılların cumhurbaşkanlarına bakıp, göreceli hoşgörüsüyle, kıvrak zekası ve güçlü hafızasıyla, cuk oturan fıkraları ve “Benzin vardı, şeker vardı, şerbet yapıp biz mi içtik” türünden söylemleriyle, pek çok muhalifinin bile onu aramasıdır.

Allah rahmet eylesin.  

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI