Hafıza-i beşer

04/04/2008 Cuma
Hafıza-i beşer

Türkiye'de yaygın olarak dile getirilen "Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür" deyişi, deneyim birikimini yansıtıyor. Aşağı yukarı "insan hafızası (belleği) unutma illetine sahiptir; insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır; insan hafızası unutkandır" anlamında kullanılıyor. Mart ayında yaşanan olaylar hafızamızın bu halini iyice su yüzüne çıkardı. Milli Nizam Partisi geleneği ile Refah ve Fazilet partilerinin içinden gelen AKP, adı geçen partilerin başına gelenleri yıllardır unutmuş, bugün bile anımsamıyormuş gibi davranıyor. Liberaller de, bu unutmuşluk konusunda AKP'yi taklit ediyor. 

Bu arada, AB'li ve ABD'li yetkili dostlarımızın (!), bir ortaklık içinde AKP'nin kapatılma davasını "milli iradeye karşı bir olay" olarak yansıtmaya çabaladıkları görülüyor. AB/ABD'li dostlar niye böyle yapıyor?  Hafıza malullüğü konusu oralarda da mı geçerli, son zamanlarda onlarda da hafıza kaybı görülmeye mi başlandı, bizim hafıza malulü olduğumuzu iyi bildiklerinden mi böyle davranıyorlar, bilinmiyor! AB/ABD'li yetkililer, olay kendi ülkeleriyle ilişkili olunca hafıza gücü kazanıp olayların üstüne gidiyor, olay Türkiye ile ilişkili olunca birden hafıza malulü mü oluyorlar, anlaşılamıyor. 

Oysa, AB ülkelerinin pek çoğunda dava sonucu partilerin kapatıldığını ve şu anda 1-2 ülkede de parti kapatma davalarının sürdüğünü herkes biliyor. ABD'de de kapatılmış partiler olduğu ve büyük oy farkıyla seçilen yetkililerin başına gelenler biliniyor. Bunları, bize akıl veren yetkililer de biliyor. Örneğin, Richard Nixon 1974 yılında ikinci kez başkan olduğunda, Spiro T. Agnew de başkan yardımcısı olarak seçilmişti. Seçildikten bir müddet sonra, Agnew'ün 1967 yılında vergi kaçırdığı ortaya çıktı. Agnew başkan yardımcılığını bırakmak zorunda kaldı. Kimse, "Bu yapılan milli iradeye karşıdır" demedi. Onun yerine Gerald Ford başkan yardımcısı oldu. 

Nixon, yıllarca (ikinci kez kazandığı) seçimlerde yolsuzluk yaptığı suçlamaları ile yüz yüze kaldı. Bir namuslu gazetecinin titiz çabaları sonucu, Watergate olarak adlandırılan yolsuzluk ortaya çıktı. Kimse, "Bu yapılan milli iradeye karşıdır"düşüncesini aklından bile geçirmedi ve yolsuzluk sorgulandı. Yasa gereği, görevden alınması kararıyla karşı karşıya kalan Nixon, ABD başkanlığından istifa etmek zorunda kaldı ve Ford başkan oldu. Bir başka örnek ise ABD'nin önceki başkanı ve şu andaki başkan adaylarından Hillary Clinton'ın eşi Bill Clinton ile ilgili. 1990'ların sonlarında, Clinton'ın, ABD'nin başkanlık binası olan Beyaz Saray'ın Oval Ofisinde, bayan sekreter Monica ile halvet oldukları ortaya çıktı. Olayla ilgili olarak soruşturma açıldı. Soruşturma sırasında Clinton'ın doğru bilgi vermediği savı, mecliste kurulan bir komisyon tarafından incelemeye alındı. Kimse, "Bu bizim başkana yapılır mı, milli irade hiçe sayılıyor" gibi saçmalıklarda bulunmadı. Başkanın Monica ile ne yaptığı değil de (yalan söyleyip) toplumu kandırıp kandırmadığı uzun uzadıya sorgulandı. Komisyon, suçlu bulmadığı için Clinton başkanlık görevine devam edebildi. Ne ABD liberallerinin ne Nixon'un ne de Clinton'ın, bu suçlalar sırasında yasaları değiştirmek akıllarının ucuna gelmedi. 

Orada mali yolsuzluk ortaya çıkınca ve başka bir nedenle sanıksanız, hangi görevde olursanız olsun yargılanıyorsunuz. Suçluysanız siyasal yaşamınız bitiyor. Türkiye bir siyasal cennet bu açıdan; sanık olduğunuz davada arkadaşlarınız mahkum olmuş olsa da, milletvekili seçilmeniz yetiyor, yolunuz cumhurbaşkanlığına kadar açılıyor.

AB'li ve ABD'li yetkililerin neden böyle hafıza malulü oyununu oynadıkları, liberal bir yazarımızın, The Economist'ten aktardığını söylediği şu sözlerden anlıyoruz: "Dünyada Ak Parti'den daha Batı taraftarı ve ılımlı başka bir İslamcı parti yok. Ama şimdi bu parti gene kapatılmak isteniyor" (Taraf Gazetesi, 24 Mart 2008:2). Hem AB'nin hem ABD'nin ve hem de kimi liberallerimizin gerçek amaçlarını açıklayan Economist'e ne demeli bilemiyorum. Batı taraftarı olmak, bildiğimiz gibi, çağdaşlık, uygarlık, eşitlik, insan hakları, aydınlanma, laiklik, demokratiklik gibi genelde batıda gelişmiş değerlere sahip olmak değil, batının analmacı sömürüye yönelik isteklerine uymak anlamına geliyor. 

Bir hafıza maluliyetini daha yaşıyoruz. Bir üst düzey yetkilisiyle ilgili soruşturma açıldığında, hukuksal alışkanlıklar (teamül) gereği, yetkili geçici olarak görevden alınıyor. Bakanı sorumlu gösteren olaylarda, bakanın istifası isteniyor. Batıda bunun örnekleri sık sık görülüyor, ilgili hemen istifa ediyor. AKP hakkında dava açılınca, davanın selameti için, ilgilerin dava sonuna kadar görevlerinden ayrılmalarını istemeyi unutuyoruz. Hatta AKP ve liberaller tam tersini yapıyor: Anayasayı değiştirip yapılanların suç olmaktan çıkarılmasını isteyebiliyorlar! 

Bireydeki, hafıza malullüğünün bir türü Alzheimer hastalığı oluyor. Bireyin kendisini koruması kadar toplumsal Alzheimer'dan da korunmak gerekiyor. Beyni çalıştırmanın, okumanın, düşünmenin ve eleştirmenin hafıza malullüğünü önlediği biliniyor. İtaat, teslimiyetçilik, küreselleşme girdabına kendini kaptırmak ve batı taraftarı olmak hafızayı beslemediği gibi hem kişinin hem de başkalarının hafızasını malulleştiriyor. Aman dikkat!