Din öğretimi (III)

14/03/2008 Cuma
Din öğretimi (III)

Çocuklarımızı, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletine özgü gerekli bilgilerle donanmış bireyler olarak yetiştirmeden, onların özgür bireyler olmalarını sağlamadan imam hatip okullarında onlara hadisleri, tefsiri ve kelamı öğretiyoruz. Kur'an kursları ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde, başka inançlar yokmuşçasına yalnız tek inancı dayatıyoruz. Diğer inançları ve dinleri öğretmediğimiz gibi, zaman zaman onları küçümsemeyi de elden bırakmıyoruz. Bu kurumlarda ve derste, cumhuriyet sistemi aleyhinde öğretilerde bulunulduğu da biliniyor, bu tür konular sık sık haber oluyor. Camilerdeki vaazların bir bölümünde olduğu gibi bazı kitap ve makalelerde de, "din" konusunda aklı başında Müslüman'ı bile şaşkınlığa düşüren ve çileden çıkaran yalan yanlış pek çok yayın yapılıyor. 

MEB'in Talim ve Terbiye Kurulu 1980 sonlarında ve 1990 başlarında çocuklara/okullara önerdiği kitaplara göre, örneğin, "Sol ayağın üstüne oturup sağ ayağını dikmek, el ile ve hem de üç parmak ile yemek yemek, ekmeği ve eti bıçakla kesmemek" gerekiyor. "Yüksek masalarda yemek mekruhtur: yemekten sonra elleri yalamak sonra silmek" gerekiyor. "Boynuna altından bir gerdanlık takanların kıyamet günü boynuna ateşten bir gerdanlık" takılacağı açıklanıyor. "Şarap içenin üç kez dövülmesi, ıslah olmaz dördüncü kez içerse, katledilmesi" öğütleniyor. "Radyo ve televizyonun izlenmesi haram" olarak gösteriliyor. "Ancak zulüm, günah ve ahlaksızlığın fazlalaştığı anlarda yağmurların azalacağı ya da kıtlık" olacağı yazılıyor (Güncel, 13 Mayıs 2001, http://www.ntvmsnbc.com.tr/news76823.asp?cp1=1). 

7-8 akademisyen tarafından yazılan ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1996 yılında yayımlanan "Türk eğitim sistemi: Alternatif perspektif" adlı kitaba göre, laik eğitimi savunma düşüncesi, "Vahyin bütünleştirici ve birleştirici imkanından kafaları, kalpleri ve eğitimimizi mahrum eden zihniyet"tir (s.120) ve "Dini olan motifleri milli kültürden çekip çıkardığınız zaman geriye bir şey kalmaz. Bu da dinden bağımsız bir milli kültür olamayacağını gösterir" (s. 127).

Akademya dergisinin Ekim 1996 nüshasında, bir yazar, Cumhuriyet devrimini gerçekleştirenler için, "Osmanlının ayak takımı olarak nitelenebilecek bir avuç çapsız, fikirsiz ama gözükara ve ne kadar olabilirse o kadar halk düşmanı" dır ve Cumhuriyet aydınları için de, "Kemalist ve antikemalistleriyle birlikte hepsi laik, hepsi Batıcı, hepsi İslam düşmanı olan tersinden devşirmelerdir" diyor. 

Radyolarda şu sözler söylenebiliyor: "Kim tarikata girmemişse, tarikatın dışındaysa onun gideceği yer cehennemdir; zelzele Allah-ı Teala'nın bizi cezalandırmasıdır ve sadece bu cezayı hak edenler o cezayla ölürler; zelzele neden olur? İdarecilerin zulmü, yönetilen halkın fuhuşu yüzünden" (Cumhuriyet 11 Eylül 2000).

Eğitim Bilim dergisinin Aralık 2001 nüshasında, tüm hekimler, kalp hastalarına ve yüksek kolestrolu olanlara kırmızı et yememelerini önerirken, bir yazar, Hz. Muhammed'in "Et, dünya ve ahrette yiyeceklerin efendisidir" dediğini vurgulayarak et yemeyi özendiriyor. Bir başka yazar, "Peygamberimizin tavsiye ettiği, yaşadığı zamanın şartları içinde iyi ve geçerli olan tedavi araçları, uygun kullanıldığında insanlara hiçbir zaman -faydasından daha fazla- zarar vermez; zarar verecek olsaydı Allah, Peygamberini uyarır, insanlara zarar verecek bir tavsiyede bulunmasını engellerdi" diyebiliyor. Yine bir başkası, iyi yazı yazmanın bir koşulu olarak "dua" etmeyi önerebiliyor. 

Diyanet İşleri Başkanlığ'nın (DİB) 1984 yayını olan "Gurbetçinin el kitabı"ında E. Sanay, dinsizlik, "Her türlü faziletsizliğin doğmasına ve yayılmasına ve bunun sonucu olarak da ahlaki düşüncelerin kaybolarak toplumun bozulmasına" neden olur diyebiliyor ve "Yehova Şahitleri, Babilik ve Bahailik" gibi kimi inançları sapkın inanç olarak niteleyebiliyor! 

Yukarıda örneklenen ve henüz AKP ortalıkta yokken gerçekleştirilen bu tür da yanlış öğretiler hızlanarak devam ediyor. Bu tür öğretilerden geçenler, gerçek özgürleşmenin, bireyin özgürleşmesiyle başladığını göremiyor, birilerine bağımlı olmayı ve onların peşinden hiç düşünmeden gitmeyi özgürlük sanıyor.

Bu öğretilerden geçenler, DİB'in, yayınlarındaki çarpıtmalarını, "Kabuklu deniz ürünleri yemek ve taşıyıcı annelik dinen uygun değildir" demesini doğru sanıyor. Sözde liberaller de, bir tepkide bulunmuyor ve "Laik bir ülkede bu nasıl iştir" demiyor. DİB, yayınlarına, fetvalarına bir tepki görmeyince de hızını alamıyor, "Hukuk karar verirken bize danışsın" diyebiliyor.

Bu tür öğretilerden geçenler, okuduğunu/duyduğunu akıl süzgecinden geçirmezse, bırakın ılımlısını, köktenci İslamcı bile olabiliyor. Bu tür öğretilerin nedenini hiç soruşturmuyor. Kolayca türbanlaşıyor, Çanakkale savaşının gökten inen yeşil sarıklı dedelerle kazanıldığına inanıyor. Karşılaştığı sorunların çözümünü bilimsel bulgularda değil, dini kaynaklarda arıyor. Depremin işledikleri günahlar nedeniyle olduğunu, itfaiyenin söndüremediği yangını, bir şeyhin bir bardak suyla söndüreceğini sanıyor.

Biraz okuyup düşünenler, sosyal güvenlik yasa tasarısı yasalaşırsa, sağlık hizmetlerinin giderek daha pahalıya mal olacağını, parası olmayanın sağlık hizmeti alamayacağını, ücretlilerin 9 bin günlük iş yaşamına ulaşamayacağını ve emeklilik hakkını kazanamayacağını, emekli ücretlerinin giderek azalacağını görüyor ve bu taslağa karşı çıkıyor. Dinci öğretilerden geçenler, inanç ticaretiyle oyalanıyor, başbakanın, taslakla ilgili gerçekleri açıklayan sendikacılara "Yalan söylüyorlar" diyerek iftira atmasına kanıyor. Kendisini ve geleceğini sömürecek gelişmelere, "kaderim" diyerek kayıtsız kalıyor. 

İnsan aklının değer kazanması için, öncelikle bireyi özgürleştirecek eğitim gerekiyor. Bu nedenle, insanı özgürleştirecek eğitimden kaçan AKP'den kurtulmak şart oluyor.