Din öğretimi (II)

15/02/2008 Cuma
Din öğretimi (II)

Dünyanın her yerinde aileler, genelde huzur, barış ve sağlık içinde yaşamak; çocuklarını "iyi" bir insan ve yurttaş olarak yetiştirmek ve onlara iyi bir gelecek sağlamak amacındadırlar. Aile içi din öğretimi, inançlarıyla ilgili temel bilgiler yanında, çocuğu ahlaklı ve iyi insan yapacak bilgi ve tutumları içerir. Alevi-Sünni, Hanefi-Şafii, Müslüman-Hıristiyan/Musevi, Musevi-Hıristiyan gibi farklı inançlardaki çiftlerin oluşturduğu ailelerde de, dini öğretilerin temeli, insanın ahlaklı ve iyi insan olmasına yönelik ortak değerlerdir.

Laik devletler, insanların din dahil her türlü öğrenme isteklerini karşılayacak olanakları sunmakla yükümlüdür. Laik olmayan devletlerde ise, bir inancı tüm bireylere dayatacak dini öğretim yapılır. Örneğin İran'da Şii, Yemen'de Şafii ve Suudi Arabistan'da da Sünni-Vahabi öğretisinden başkasına izin verilmez.

Devlet gerçekten laik ise, inançlar arasında bir ayrım yapmadığı için, herhangi bir inanç öğretisine girişmemektedir. Laik devlet din öğretimi yapmaya kalktığında da, işler çatallaşmaktadır. Laik devletlerde bireyler ya da özel kurumlar din öğretimi yaptığında da sorunlar olabilmektedir. 

3 Mart 1924'te, Şer'iye ve Evkaf Vekaleti kapatılıp Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB) kurulması ve medreseler kapatılırken din hizmeti verecek görevlileri yetiştirmek üzere 29 medresenin imam hatip okuluna ve birinin de ilahiyat fakültesine dönüştürülmesi, hem günün koşulları hem de devletin o yıllarda laik anlayışa geçmemiş olması nedeniyledir. 1920 sonlarında Arapça ve Farsça derslerine son verilmesi, okullardaki din derslerinin kaldırılması ve 1924'te açılan okulların 1930'da kapatılmasının bir nedeni, 1928 yılında laikliğin benimsenmiş olmasıdır. 

1949'da ilahiyat fakültesi ile Kur'an kurslarının açılması ve ilkokullara seçmeli din dersi konması ise, toplumun dinini unuttuğu için değil, II. Paylaşım Savaşı sonrasında yeşeren sol düşüncelere karşı toplumun din ile meşgul edilmesi içindir. II. Paylaşım Savaşından sonra, pek çok ülkede yürütülen bağımsızlık savaşları ve eski sömürgelerin birer birer bağımsızlığını kazanması, "sol" düşüncenin hızla yayılmasına neden olmuştur. Anamalcı ABD, sol ve ulusal uyanışı engellemek için, sosyalist düşüncelerin kaynağı olan Rusya ve Çin'in güneyindeki Müslüman nüfusun yoğun olduğu ülkelerde  "yeşil kuşak" projesini uygulamıştır.

ABD, İran petrollerini 1950 başlarında millileştiren Başbakan Musaddık'ı devirip öldürtmüş ve ülke Şah eliyle mollaların cenneti haline getirilmiştir. Demokrat Parti, 1950 başlarında, olaylara eleştirel yaklaşan Köy Enstitülerini kapatırken, çağdaş din adamı yetiştirme kılıfı adı altında imam hatip okullarını açmıştır. Ortaokullara seçmeli din dersini koymuştur. Saidi Nursi ile sıcak ilişkiler içine girmiştir. Türkiye'nin küçük Amerika olması hedeflenmiştir. Bütün bunlar, toplumun din ile meşgul edilip sömürülmesi amacıyladır. İmam ve hatip yetiştirmek için kurulan bu okullar, öğrenciye fıkıh, tefsir, siyer ve hadis gibi derslerle İslam şeriatının öğretildiği, öğrencilerin, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yer alan bilimsel ve çağdaş değerlerle yetiştirilmesine özen gösterilmediği okullardır. İmam hatiplerle Kur'an kursları, genelde kolaylıkla cemaatlerin ve tarikatların eline geçmiş, cumhuriyetin temel ilkeleriyle bağdaşmayan kurumlara dönüşmüş, siyasetçiler sayesinde de, laik ve bilimsel okullara bir seçenek olarak geliştirilmişlerdir. 

1960'larda, Endonezya'da bir milyon solcu katledilmiştir. Mısır'da Arap milliyetçiliğini öne çıkaran Devlet Başkanı Nasır'ın önüne, bir Amerikan petrol şirketinin desteklediği "Müslüman Kardeşler" çıkarılmıştır. 1960'ların ortasında, Demirel'in, Adalet Partisi'nin (AP) başına ve sonra da iktidara gelmesi desteklenmiştir. Demirel, kızların imam hatiplere alınmasını sağlamış, seçmeli din dersini liselere sokmuştur. Ecevit-Erbakan koalisyon hükümeti, mesleki ortaokulların 1972'de kapatılması sonrasında imam hatiplere giden öğrenci sayısı yüzde 70'ler oranında azalınca, imam hatip ortaokullarını yeniden açmıştır. Demirel'in MC hükümetleri döneminde (1975-1980 arasında) 237 imam hatip ortaokulu açılarak bu okulların sayısı neredeyse beşe katlanmıştır. 

1970'lerde Doğu ve Batı Pakistan olan ülke ikiye ayrılmış, doğudaki Bangladeş adıyla bir şeriat devleti olmuş, batıdaki Pakistan adını almış, laik lider Zülfikar Ali Butto devrilip oraya da şeriat düzeni getirilmiştir. Sol gelişmeler, Filistin'de HAMAS ile, Cezair'de FİSK'le, Afganistan'da da ABD destekli İslamcı Bin Ladin ve Hikmetyar'la engellenmiştir. Benzer gelişmeler Hıristiyan dünyasında da vardır. Tanzanya liderinin 1960'larda, "Hıristiyanlar geldiğinde bizim elimizde topraklarımız onların elinde İncil vardı; bir müddet sonra gördük ki, İncil bizim elimizde ama topraklar onlara geçmiş" sözü olayı gayet açık bir biçimde özetlemektedir. 1980'lerden sonra, anamalcı sömürünün güçlenmesine paralel olarak tüm dünyada da dincileşme hızlanmıştır. Afrika'da ve Bosna'da yaşanan vahşetler hep din üzerinden yaşanmıştır. Laik Saddam rejimi önce İran'a karşı ABD tarafından desteklenmiş, sonra Kuveyt'e saldırtılmış, önce Körfez Savaşı ile yıpratılmış ve sonra da 2003 yılında işgal edilerek mezhep kavgasının içine sokulmuştur.  

12 Eylül darbe hükümeti, din dersini Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla Müslüman-gayrimüslim herkes için zorunlu yapmıştır. 1983'te,imam hatiplilere Harp Okulu dışında kalan yükseköğretim alanlarına girme hakkı vermiştir. Eğitim-kültür yaşamında Türk-İslam sentezini (itaatkar ve Allah'a kul olacak insanların yetiştirilmesini) öne çıkarmıştır (Beş yıllık kalkınma planı özel iktisat komisyonu raporu: Milli kültür, 1983). ANAP, yabancı dille öğretim yapacak Anadolu imam hatip liselerini açarak, imam hatiplerde "çok programlı lise" ve yabancı dil ağırlıklı "süper lise" uygulamasına geçerek bu okulları gözde okullar haline getirmiştir. Bu gelişmeler, Demirel'in eğitim bakanlarından ve onlarca imam hatip açan Nahit Menteşe'ye (1977- 1978) bile, "Trenin raydan çıkması 1980'de, 12 Eylül'ü gerçekleştirenler döneminde oldu. Rusya'nın komünist tehlikesi karşısında ABD'nin isteğiyle bir ‘yeşil kuşak' teşekkül ettirdiler" (İmam hatip dosyası, Sabah Gazetesi, 4 Mayıs, 2004) dedirtecek noktaya gelmiştir. 

Ülkenin dincileşmesi için elinden geleni ardına koymayan ve 1987'de, "Tevhidi Tedrisat Kanunu'na ters düşüyor diye, din eğitiminden vaz mı geçilecek? Böyle isteyenler, Tevhidi Tedrisat Kanunu'nu, ne ise o kanunun esasları, din eğitimini de içine alacak şekilde düzeltmeleri lazımdır... Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değil ki... Şayet Kuran kursları veya din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, o yanlış olan din eğitimi değildir; Tevhidi Tedrisat Kanunu'dur" (Atatürk'ün kurduğu İslam devletiymiş, Cumhuriyet Gazetesi, 4 Mart 2000) diyen Demirel'in bile son türban değişikliğini şiddetle reddetmesi, bir bakıma dini öğretimin de ne duruma geldiğinin bir göstergesidir. Cezayir'in milli eğitim bakanlarından Prof. Dr. A. Cabbar, "İrtica ile özelleştirme aynı dönemde gündeme geldi" (Aydınlık, 11 Ekim 1998) derken de yeşil kuşağın sonuçlarını özetlemektedir. 

Türkiye'de, anamalcı sömürü yoğunlaştıkça din öğretiminin de insanları, birilerinin inancına göre yaşamaya yönelten bir içeriğe büründüğü açıktır. Amaç dini öğretilerle bireyin özgürleşmesini sınırlamaktır, onun fikri, vicdanı ve irfanı hür olarak yetişmesini engellemektir.