Din öğretimi (I)

08/02/2008 Cuma
Din öğretimi (I)

Öğretim olayı, öğreten kaynak ile öğrenen canlı arasındaki etkileşim sürecinin bir sonucudur.  Öğreten kaynak, genellikle insandır. Ancak, örneğin kitap okurken de, müze gezerken de, ören yerlerini dolaşırken de bir şeyler öğreniriz. Gösteri yürüyüşlerine katılma, grev yapma ve kar fırtınasına yakalanma gibi bir olayın parçası olanlar da, bir olayı yaşayanlar da, o olaydan bir şeyler öğrenirler. Kısaca yaşam en zengin öğretim kaynağıdır. Dolayısıyla insan öğretim kaynağı olabildiği gibi yerine göre nesneler de, olaylar da,  birer öğretim kaynağı olarak işlev görebilirler. Öğretim kaynağının niteliğine, öğretimin kasıtlı olup olmamasına ve öğrenmenin bilerek ve kasıtlı olup olmamasına bağlı olarak öğretim ve öğrenmeler farklı biçimlerde ve farklı adlar altında gerçekleşir. 

Nesnelere ve olaylara dayalı öğretimlerde öğreten kaynağın (nesnenin/olayın) bir öğretme amacı yoktur. İnsanların kaynaklık ettiği öğretimlerin önemli bir bölümü, bilerek ve isteyerek yapılan öğretilerle gerçekleşir. Bilenler bilmeyenlere, büyükler küçüklere, aile büyükleri çocuklarına, komşular birbirlerine, eğitim kurumlarında da öğretmenler katılımcılara bir şeyler öğretirler. Okullarda ve eğitsel etkinlik olarak adlandırılan süreçlerde, belirli hedefler doğrultusunda planlı ve programlı bir öğretim yapılır. Kurumsal öğretimde, konunun uzmanları bulunup kullanılır. Kurum dışında gerçekleştirilen öğretiler ise, kurumsal olmaktan çok kişilerin ya da kimi toplulukların belirleyici olduğu öğretilerdir; kişinin ya da topluluğun kendi birikimleriyle ve amaçlarıyla sınırlıdır. Aile içinde çocuğa öğretilen şeyler de ailenin birikimiyle, ailenin sahip olduğu değerlerle, göreneklerle, inançla sınırlıdır. 

Öğretimlerin bir boyutu din ve inanç öğretimiyle ilişkilidir. Din öğretimi, aile içinde olur, tapınaklarda yapılır ve eğitim kurumlarında gerçekleştirilebilir. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler, konunun uzmanına danışarak ve okuryazar olanlar da, ilgili yayınları okuyarak dini bilgilerini geliştirebilirler. 

Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık dinleri gibi göksel (semavi) dinlerin ortaya çıkmasından sonra ve bugüne kadar geçen zaman içinde, insanların büyük çoğunluğunun edindiği dini bilgiler genellikle aile içinde edindikleri öğretilerle sınırlı olmuştur. Bu dinlerin ortaya çıktığı yüzyıllarda pek çok toplumda okul yoktur. Okullar açılmaya başladıktan sonra, yaklaşık olarak 5-6. yüzyıldan 15-16. yüzyıla kadar, okullarda ağırlıklı olarak dini öğretim yapılmıştır. Ancak o yüzyıllarda ve hatta 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar okula gidenler, toplumun ancak çok küçük bir kesimini oluşturmuştur. Örneğin, kimilerinin özlemle andığı ve de hatta hayranlık duyduğu Osmanlı zamanında Müslümanlar arasında ağırlıklı olarak dini öğretimin yapıldığı sıbyan okulları ile medreselere gidebilenler de toplumun sınırlı bir kesimidir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1927'de yapılan nüfus sayımına göre, okuryazarların oranı yüzde 13 kadardır. Din konusunda derinlemesine bilgi edinilen medreselerde de sınırlı sayıda öğrenci vardır. 1924 yılında kapatıldığında 600 yılı geçen bir tarihi olan medreselerde okuyan öğrenci sayısı hepi topu üç bin kadardır.  

İslamlıkta camiler din öğretimi açısından önemli bir öğretim kaynağıdır. Ancak camilerin genelde kadınlara kapalı olduğu, Osmanlıda camisi olmayan pek çok yerleşim yerinin bulunduğu ve camiye sürekli gidenlerin sınırlı sayıda olduğu unutulmamalıdır. Osmanlıda din öğretiminin üçüncü kaynağı tarikatlar, tekkeler ve zaviyelerdir. Bu kaynaktan din bilgisi edinenler de toplumun çok sınırlı bir kesimidir. Bugün Türkiye'de 7-8 milyon okuryazar olmayan yetişkin vardır. Okuryazar olmayanlar okula gitmediklerinden ya da gidemediklerinden Din Kültür ve Ahlak Bilgisi dersini de görmemişlerdir; büyük çoğunluğu kadın olduğu için camiye de gidememişlerdir. Yine de kimse bu insanlara dinsiz/inançsız diye bakmaz ve bakamaz. Hatta okuryazar olmayanların bir bölümü öğrenim görmüşlerden çok daha dindar da olabilir. Dolayısıyla Osmanlıda olduğu gibi günümüzde de, Müslümanlığın korunmasının ve sürdürülmesinin temelinde aile içi din öğretim vardır. 

Dini inançların günümüze kadar sürmesi, diğer toplumlarda da okullarda yapılan dini öğretim nedeniyle değil, aile içindeki dini öğretiler nedeniyledir. İstatistiksel veriler, İslam toplumlarındaki okuryazar oranının tüm dünyada diğer ülkelerin gerisinde olduğunu göstermektedir. O toplumlar da, yaşamlarında gerekli olan dini bilgilerini genellikle aile içinde öğrenmektedirler. 1920'lerden 1990'lara kadar din öğretiminin 70 yıl yasak olduğu, kiliselerin ve tapınakların kapatıldığı, birkaç kuşak insanın herhangi bir dini öğretimden geçmediği ülkelerde bile dini inançların sürmesi, aile içi öğretimin varlığı ve etkisi nedeniyledir. 

Ülkemizde Hanefi inancı dışında kalan Hambeli, Şafii ve Maliki gibi Sünni-İslam inancında olan insanlarla Sünni olmayan Müslümanlar için, inançları doğrultusunda okullarda verilen hiçbir dini öğretim olmadığı gibi inançlarını öğrenecekleri tapınakları da yoktur. Bu kesimler, inançları ve dinleri ile ilgili bilgileri aile içinde öğrenip kuşaktan kuşağa aktarmaktadırlar. Ülkemizde yaşayan Hıristiyan ve Museviler kendi tapınaklarında din öğrenimine devam edebilseler de, inançlarına uygun din adamı yetiştirecekleri okulları yoktur. Bu kesimlerin temel dini öğretileri de aile içi öğretimle sınırlıdır. 

Din adamı yetiştiren okulları olmayanlarla kendi inançlarına uygun tapınakları bulunmayanlarda oldu gibi, inançlarına uygun tapınakları ve din adamı yetiştirme olanakları olan halkların büyük çoğunluğu da, çocuğun tüm yaşamında gerekli olacak temel dini bilgileri, aile içinde yapılan dini öğretimle, genç kuşaklara aktarmaktadırlar. 

Din öğretiminde, sorun, aile içi öğretimin dışına çıkıldığında başlamakta ve yaşanmaktadır.