Derin Devletin Eğitimde Derinleşmesi

05/09/2008 Cuma
Derin Devletin Eğitimde Derinleşmesi

Derin devletin, temelde kontrgerilla ve gladio gibi ABD'ye, sömürüye ve serbest piyasa düzenine karşı oluşan düşünsel ve siyasal hareketleri önleme işlevi gördüğü biliniyor. ABD'ye yakın ülkelerde derin devletin bu uğurda nice canları yok ettiği de biliniyor. Derin devletin, yok etmeyle karşıtlarını tüketemediğini anladığı ve yok etmeye devam ederken eğitim alanında da derinlik kazandığı görülüyor. Bu derinleşme, 1980'lerde diğer ülkelerde paralı eğitim ve eğitimin özelleşmesi yanında, sözde okulların demokratikleştirilmesi ve etkinleştirilmesi için yerelleşme furyasıyla başlıyor. Bir kaç yıl içinde bu furyaların meyveleri görülüyor: Özel okullar tüm dünyada yaygınlaşıyor. Müslüman dünyasında da dini öğretim yapan özel okullar hızla artıyor öğretim giderek dincileşiyor. Özel okullar çoğaldıkça, eğitimin parası olanların hakkı olduğuna inanmaya başlayanların, serbest piyasa düzenini benimseyenlerin ve ABD hayranlarının sayısı artıyor. Bencillik, girişimcilik ve köşe dönmecilik pirim yapıyor.

Türkiye'de derinleşme hem açıktan hem çaktırmadan pekişiyor. 12 Eylül açıkça ve hem de halkoyuyla din dersini zorunlu yapıyor, 1970 yılında Anayasa Mahkemesi'nin kapattığı özel yüksekokulları vakıf aracılığıyla açıyor. ANAP, okullarda sorgulayıcı evrim kuramı yerine kabulcü yaratılış söylemini yeğliyor, imam hatipleri bilimsel eğitimin seçeneği haline getiriyor, çocuklara dinci kitapları öneriyor, paralı eğitimin ve özel okulculuğun önünü açıyor, eğitimde cemaatçi kadrolaşmayı başlatıyor. AKP yerelleşmeyi şimdilik ertelemiş olsa da, eğitimin paralı olmasında ve özelleşmesinde tüm dünyadakine benzer gelişmeler yaşanıyor. Özellikle cemaatlerin açtıkları özel okullar ve dershaneler her yere yayılıyor. Pek çok özel okul yurt dışına öğrenci gönderme fabrikası gibi çalışıyor. AKP'nin eğitim bakanı, cumhuriyet tarihinde özel okullara en çok destek veren hükümetin bakanı olmaktan büyük kıvanç duyuyor eğitimin amacı, "AB'de çalışacak insan gücünü yetiştirmektir" diyor. AKP, Dünya Bankası ve AB kaynaklı ilköğretim programını tercüme ederek, öğrenci merkezli ve yeniden yapılandırmacı söylemleriyle ve girişimci öğrenci yetiştirme hedefiyle uygulamaya başlıyor. Eğitimin dincileşmesi için, Danıştay'ın iptal ettiği pek çok yolları deniyor yatılı bölge okulu mezunlarının imam hatiplere yönlendirilmesi ve kutlu doğum haftalarının kutlanması gibi Danıştaylık olmayan uygulamaları hayata geçiriyor.

Türkiye'de derin devletin eğitimde derinleşmesi, eğitimin özelleşmesiyle sınırlı kalmıyor değişik boyutlarda ve içerikte devam ediyor. Parasız olan devlet okulları, önceleri belli etmeden son yıllarda ise açıkca özel okul gibi çalışıyor: Okullar, gereksinim duydukları (ve de çok daha fazlasını) fakir fukaranın sırtından çıkarıyor, öğrencilerden kayıt parası alıyor. Okullarda kadrolu hizmet elemanlarının 3 kuruşa yapacağı işler 10 kuruşa taşeronlara yaptırılıyor. Bunun bedeli de öğrenciye yansıtılıyor. Kayıt parasıyla, karne parasıyla, diploma parasıyla öğrenci velileri sıkboğaz ediliyor. Biraz parası olan aileler, özel okullara kaçıyor. Açlık ya da yoksulluk sınırında yaşayan büyük çoğunluk içinde çocuğunu okuldan alanlar ya da cemaatlerin şefkatine(!) sığınanlar artıyor. Özetle, olaylara eleştirel bakma ve gerektiğinde hak arama gizilgücü taşıyan çocuklar ya öğrenim dışına itiliyor ya da ABD'nin istek ve beklentisine karşı çıkmayacak "ılımlı İslamcı" haline getiriliyor.

Devlet, izinsiz açılan (ki bunların büyük çoğunluğunu Kuran kursları oluşturuyor) eğitim kurumlarına verilen cezayı azaltıyor kaçak kursların açılmasını teşvik ediyor. 10-12 yaşındaki kızların tümünün türbanlı olduğu, röportaj yapılan kızların "Namaza kalkmıştık" dediği, enkazdaki tespih görüntüsünün televizyona yansıdığı, ailelerin, "cennete gittiler, bize cennet kapısını açacaklar" dediği 18 cana mal olan mekanı, koca Konya valiliği toplama İngilizce kursu olarak yutturmaya kalkıyor. Çocuğunun ölümünü bile sorgulamayan aileler örneğinden, kaçak kursların ne işe yaradığı ve devletin bunları neden kolladığı açıkça belli oluyor.

İstanbul valiliği, izinle kurulan, ne yapıyorsa herkesin gözü önünde yapan cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmaya çalışan bazı kurumları "amaçları dışında çalışıyorlar" diyerek sık sık inceleme altına alırken, burnunun dibindeki kaçak Kuran kurslarını görmüyor. Aşağıda açıklanacak olan olay, dini öğretimin nasıl bir derinlik kazandığını gösteriyor.

Bir anaokulu öğretmeni, 4-5 yıl önce, bir öğrencisinin kardeşi doğduktan 7-8 ay sonra aileye tebriğe gidiyor. Adına X diyeceğimiz çocuk, odanın ortasında kendi kendine oynarken, çay-kahve yapmak için mutfağa giden annesi bir ilahi mırıldanınca sallanmaya başlıyor. Çocuğun sallanması artınca anaokulu öğretmeni heyecanla annesine koşuyor ve durumu anlatıyor. Annesi, "Merak etmeyin bir şeyi yok, zikrediyor" diyor. Bu öğretmen geçenlerde X ve annesiyle karşılaşıyor. Anne, "Öğretmen Hanım, X okumayı söktü, hatim duasından geliyoruz" diyor. Öğretmen, "O yaştaki çocuğa okumayı nasıl öğretiyorlar" diye sorunca anne, "Ya topluca ya da birebir öğretiyorlar bizimki birebir öğretim gördü" diyor. Bu olay dağ başında geçmiyor. Yasal olarak Kuran kursuna ilköğretim 5. sınıftan sonra gidilmesi gereken bir dönemde ve de İstanbul'un göbeğinde yaşanıyor. Bu arada X'lerin sayısı her geçen gün artıyor.

Devletin istihbarat örgütleriyle güvenlik güçlerinde cemaatçi kadrolar yaygınlaştıkça, çocukların 7-8 aylıkken değil, doğar doğmaz zikre başlamaları kimseyi şaşırtmayacak.

[email protected]