Bakanlıkta virüs

27/03/2020 Cuma
Bakanlıkta virüs

Koronavirüs nedeniyle okulların tatil edilmesi sonrasında bakanlığın başlattığı uzaktan eğitim uygulaması, bakanlığın iç yüzünü, bir anda ve bütün çıplaklığıyla tüm Türkiye’ye göstermiş bulunuyor. Bu uygulamadan, bakanlığın mutasyona uğramış bir virüs saldırısı altında kaldığı anlaşılıyor.

Bakan, uzaktan eğitim uygulamasında çocuklara idam sahnelerinin gösterilmesi konusunda, “Dersleri merkez alarak yüzlerce çekimin tamamını kontrol ettik. Bu yoğun süreçte üzülerek ifade ediyorum ki, görev dağılımında kendilerine güvenerek denetleme ihtiyacı duymadığım ekibin hazırladığı etkinlik saati görüntülerini ben de onaylamıyorum ve çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum. … Hepimiz için yeni ve zorlu bir süreç. Bu konuda sizlerin de anlayışınızı rica ederim. Gözden kaçırdığım birkaç dakikalık bir görüntünün üzerine titrediğim sisteme verdiği zararı konuşuyor olmanın ne kadar rahatsız edici olduğunu anlatamam'' diyor. Mutasyona uğramış virüsün bu açıklamaya bile bulaştığı görülüyor. Örneğin;

  • Bakan, eğitim profesörü olsa da, idam görüntüleri için “çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum” diyor. Bakanın bu açıklamasında açık ve net bir şekilde, “çocuklara uygun değildir” dememesi, bu açıklamayı yapmaya mecbur kaldığını gösteriyor. 
  • Bakan “Hepimiz için yeni ve zorlu bir süreç” derken, koronavirüsü kastediyor, bakanlığa girmiş olan virüsü değil. 
  • Bakan “Bu konuda sizlerin de anlayışınızı rica ederim” diyerek pek çok kişinin bu konuda “bakanın kandırıldığının” düşünülmesini sağlamaya çalışıyor. 

Böyle bir olay, Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı ya da İsmet Yılmaz’ın eğitim bakanlığı yaptığı günlerde yaşanmış olsa, bakanlığın kandırıldığını düşünmek mümkün oluyor. Çünkü bu kişiler, siyasetçiler; eğitim bilimci değiller. Oysa bugünkü bakan, öncelikle eğitim-öğretim birikimi bakımından eğitim bilimci. Ayrıca yıllardır özel okulculuk yapan bir kişi. Üstelik bakan Hüseyin Çelik’e, az buz değil üç yıl (2003-2006), Talim ve Terbiye Kurulu (TTK) başkanı olarak hizmet vermiş bir akademisyen. O yılların mevzuatı gereği, bakanlık müsteşarı ile TTK başkanı, eğitim-öğretim süreçleriyle ilişkili olan sorumluların başında gelen kişilerdir. TTK başkanlığı, eğitimci olmasa bile, görevi sürecinde eğitim-öğretim süreçleriyle ilişkili olan her konuyla birebir ilişkili olan bir görev olduğundan, bu görevi yürüten kişinin her konuyu ayrıntılarıyla öğrenmesini ve her konuyu titizlikle izleme alışkanlığı kazanmasını sağlayan bir görevdir. Dolayısıyla öğrencilik dışında 30 yıllık meslek birikimi, üç yıllık TTK başkanlığı birikimi, özel okulculuk birikimi ve 20 küsur aydır bakanlık deneyimi olan bir kişinin, bu konuda kandırıldığını düşünmek de biraz virütik bir olay oluyor.

Bakan açıklamasında, “Gözden kaçırdığım bir kaç dakikalık bir görüntü” derken idam sehpası görüntülerini kastediyor. Oysa bu tür görüntülerin gözden kaçacak görüntüler olmadığını herkes görüyor. Ayrıca;  

  • uzaktan eğitim uygulamasında ders aralarında “ilahi okutulması”, 
  • Eğitim İş Sendikası Başkanı’nın, öğrencilere uzaktan eğitim verilen “Eğitim Bilişim Ağı uygulamasında Ensar Vakfı bağlantısı bulunan kişilerin ders anlattığını” belirtmesi; 
  • bakanlığın Ensar gibi resmi olmayan kuruluşlarla işbirliği yapamayacağı yönündeki Danıştay kararına karşın bu tür işbirliğinin hâlâ sürdürüldüğü,

gerçekleri göz önüne alındığında, görüntülerin gözden kaçan bir durum değil belirli bir amaçla gerçekleştirilen bir olay olduğunu gösteriyor.

Batıda idam görüntüleri olayından çok daha hafif bir olay karşısında ilgili bakanlar anında istifa ederken, bizde hiçbir yetkilinin yaşanılan olumsuzluk üzerine istifa etmemesi bile, zaten virütik bir sonuç değil mi? 

Bakan istifa etmiyor ama 25 Mart akşamı sağlık bakanıyla birlikte yaptığı açıklamada, “Pedagojik olarak öğrencinin ruh sağlığını korumak için çalışıyoruz” diyebiliyor!

Aynı gece, okulların tatil edilmesi nedeniyle açlıkla baş başa bırakılan 80 bin sözleşmeli ücretli öğretmene ücret ödenmesi konusunda, Anayasayı, yasaları ve Danıştay'ın yasaklarına aldırmayan bakanın, “mevzuata” sığınması, vicdanlara da virüs bulaştığını gösteriyor. 

Bakanlığa musallat olan virüsün, evrim düşüncesini de, bilimsel anlayışı da, laikliği de, insan aklını da, doğayı da, vicdanları da, insanlığı da gıdım gıdım kemiren bir virüs olduğu görülüyor. Bu tür kemirmenin bakanlık uygulamalarıyla sınırlı kalmadığı, özellikle koronavirüs olayı nedeniyle yaşadıklarımıza bakınca topluma da yansıdığı görülüyor. 

Oysa bu virüsten korunmanın yolu çok basit: Korunmak için laik, bilimsel, kamusal ve parasız eğitim yetiyor. Bu tür eğitimi ancak, yalnız zenginleri değil, başta emekçiler olmak üzere tüm toplumu ve doğayı düşünen iktidarlar gerçekleştirebiliyor. 

[email protected]