Recep Adıgüzel
Zonguldak’ta yaşanan kar sıkıntısı ve doğum sancısı…
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:28 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:28
KENTİN SESİ - ZONGULDAK yazıları
Sanırım Zonguldak’ta yaşayan birçok insan da, benim gibi aynı şeyi düşünüyor…
Bu kentte yaşayan insanlar bir yandan kışlık yakacaklarını temin etmeye çalışırken, bir yandan da dondurucu soğuk havaya rağmen yağmayan “kar”ın sıkıntısını çekiyorlar. Yaşlısından gencine, yüzlerini pencerenin camına dayayıp, gözlerini gökyüzündeki bulutlara çevirmiş küçük çocuklara varana dek bir beklenti içerisindeler.
Havalar soğuyunca kalorifer kazanlarında, sobalarda kül oranı yüksek ve kalitesiz, yıkama tesislerinden geçmemiş kömürler yanmaya başladı.
Şehrin üzerini kara bulut gibi kaplayan kömür dumanından boğulmak üzere olan Zonguldaklılardan yaşça büyük olanlar, “Kar yağsa da, havanın mikrobu bari kırılsa!”, “Havada ki kül yere iner hiç olmazsa!” diye söyleniyor. Küçük ilkokul çocukları da kar yağdığında neşeyle kartopu oynamayı hayal ederken, belki de “Yanında okullar da bir iki gün tatil olursa, “Ooh!” değme keyfine…” diye düşünüyorlardır.
Bu kar beklentisini yolda ve caddede yürürken, dolmuşa, halk otobüsüne bindiğimde karşılaştığım insanların yüz ifadelerinde, pencerenin camında hafif bir yağmur tıkırtısı duyulduğunda hemen evlerin dış kapılarından sokağa fırlayan çocukların göğe dikilen gözlerinde hissedilir bir biçimde görebiliyorum…
“Yıllar geçtikçe iklimi değişiyor bu şehrin, son yıllarda kayda değer bir kar yağmıyor, belki de ileriki yıllarda buraya hiç kar yağmayacak!” diyor kapı önünde karşılaştığım komşum.
Zonguldak’ta hava sıkıntılı, onca soğuğa fırtınaya rağmen bir türlü kar yağmıyor. İnsanların çoğu, açıktan ifade etmedikleri gizli bir kar beklentisi içerisine girdiler…
“Bu yazı, sonuna kadar havayla cıvayla mı sürecek?” diye düşünmeye başladıysanız eğer, sözü hemen, “Haydi bakalım, hava, kar, fırtına meselesini siyaset fitnesine nasıl bağlayacaksın!” diye düşündüğünüz yere getiriyorum şimdi.
Havanın yanı sıra Zonguldak’ta hayat da sıkıntılı…
Geçmiş yıllarda birçok siyasi ve sendikal (sınıfsal) kavgalara tanıklık etmiş olan bu acılı ve mücadeleci kentin daracık caddeleri, son günlerde daha yeni ve sıcak kavgalara tanıklık edeceğe benziyor…
Sanırım, geçiş pek de kötü olmadı?
Sanki saha kenarında ısınma hareketleri bitmiş de, herkes maça çıkmaya hazırlanıyor gibi! “Bunu da nereden çıkartıyorsun?” diye soracak olursanız, görebildiğim birkaç gündem başlığı sıralayabilirim hemen:
1)- Kunduz ve çakalların başına üşüşmek için uygun zamanı beklediği kokmuş bir leş gibi, şehrin ortasında duran ucubeye çevrilmiş lavvuar kalıntısı ve ranta dönüştürülmeyi bekleyen kocaman boş bir alan.
2)- Rödevans yoluyla yapılan özelleştirmeler ve TTK (Türkiye Taşkömürleri Kurumu) bünyesinde hizmet satın alım yöntemiyle hayata geçirilen taşeronlaşma yetmemiş olacak ki, TTK Genel Müdürü tarafından sürekli gündeme getirilen Performansa Dayalı Ücret konusu.
3)- Özel maden ocaklarında ve taşeron şirketlerde, yıllardır köle gibi çalıştırılan işçilerin son yıllarda sıklaşan eylemleri ve işçilerin baca ağızlarından yayılarak Zonguldak ve Ankara’da ki yetkililerin kulaklarını tırmalayan “İşçiyiz, köle değiliz!”, “İşçiyiz, haklıyız kazanacağız!” sloganları.
4)- İhanet etmenin hırçınlığı ve gergin yüz ifadesiyle okulları dolaşan, çürüyen beynini suçluluk duygusunun kurtları kemiren ve kendini sendikacı sanan bir zavallının, olur olmaz konularda belden aşağı vuruşlarla (AKP’nin hukuğu guguğa çevirdiği yöntemlere yaslanarak) rakip bile olamadığı emek mücadelesi veren başka bir sendikaya (Eğitim-Sen) saldırması.
5)- Sosyal demokrat(!) bir Belediye Meclisi Üyesinin, bir gazeteciye küfürlü hakaret etme cüretini kendinde bulması. (Bulunduğu makama halk tarafından seçilmiş birisinin, halktan birisine ya da kamu görevi yapan bir gazeteciye karşı hiçbir koşulda böyle bir hakkı olamaz.)
6)- Bir taşeron işçisinin ifadesine göre Belediye İş Sendikası Zonguldak Şube yöneticilerinden birisinin, sendikaya üye olmak isteyen bir taşeron şirket işçisine “Sizin kafanızı kim karıştırıyor, başınız belaya girer işinizden olursunuz!” demesi. İşin aslı böyle midir değil midir bilmiyorum, eğer doğruysa emek mücadelesi açısından hastalıklı (sarılık) bir durum.
7)- Zonguldak’ın “Kara Bela”larının (Demir Madencilik’ in sahibi kardeşler), olur olmaz her yerde, çevrelerine ve yollarına denk gelen insanlara daha sık ve kaba şiddetle saldırıyor olmaları.
Bu başlıkların yanı sıra, daha şimdilik tespit edemediklerim de cabası…
Tüm bu yaşananlar karşısında, yaşanan olayların muhatapları bir biçimiyle kendilerini savunuyor, tepkilerini ortaya koyuyorlar.
Performansa Dayalı Ücret konusunu Meclis gündemine taşıyan CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk “TTK Genel Müdürü tarafından gündeme getirilen teklif uygunsuz ve anayasanın 2. maddesine aykırıdır.” GMİS (Genel Maden İşçileri Sendikası) adına Genel Başkan Eyüp Alabaş da açıklanan haliyle bu konunun mevcut yasalarla çelişkiler taşıdığını ve GMİS tarafından kabul edilemez olduğunu açıklıyor. Doğru Yol Partisi Zonguldak İl Başkanı, “TTK’ da ağalık dönemi mi başlıyor?” diye soruyor.
Saydığım bu konu başlıklarıyla ilgili, sesi çıkmayan seçilmiş politikacılar, bu kentte gazeteci olduğunu düşünenler, atanmış yönetici ve yetkililer ne düşünüyorlar merak ediyorum…
Zonguldak’ta yaşayan emekçi (“Zonguldak Halkı” demiyorum, çünkü genel anlamıyla “halk” tanımlamasının içerisine, emekçi halkı sindirerek-uyuşturarak sömürenler de giriyor) insanlar geçmişi Osmanlıya kadar dayanan ve Cumhuriyet’in kuruluşuyla devam eden uzun madencilik tarihlerinde az sıkıntı, az acı çekmediler.
Şimdilerde de Bir yandan Zonguldak’a bir türlü yağmayan “kar”ın sıkıntısını yaşarken, belki de bir yandan da, ana rahmindeki gelişim sürecini tamamlayan emek mücadelesinin doğum sancısını yaşıyor…
Maskeli balolar hamamının ortasındaki mücadele taşı ısınıyor, bakalım elini kimler sokacak taşın altına?
Zonguldak’ta elini ısınan taşın altına, kim kimin için sokacak?
Ya da türlü laf cambazlıkları ve yalnızca kendilerinin bilebildiği (kendilerinden menkul), ipe sapa gelmez (herhangi bir felsefi ve siyasi disipline uymayan) analiz ve iddialar öne sürerek, ısınan mücadele taşını teğet mi geçecekler?
“Zamanı gelince hep birlikte göreceğiz!”
Yıllardır Zonguldak yerel gazetelerinde köşe yazısı yazanların yazılarını okurum. Bazıları yazılarında, yaşamın yıpratan gerçekleri ile ilgili hiçbir çözümleme ve iddiada bulunmazlar. Onlar açısından en önemli sorun, ileriki süreçte kimlerin yükselişe geçeceği ve toplaya bildiği verilerle yapılacak ilk seçimlerde (bu herhangi bir seçim olabilir: genel ve yerel seçimler, sendika, dernek vb. kuruluşların kongreleri) kimlerin şanslı olabileceğini tespit edebilmek ve kamerayı fotoğraf makinesini kapıp kazanma şansı yüksek olanın peşine takılmaktır…
Yukarıda tırnak içine aldığım, “Zamanı gelince hep birlikte göreceğiz!” şeklindeki çözümleyici(!) vecize de böyle köşeci yazar ve gazetecilere aittir.
Onlar işlerine gelmeyen olayları ve gelişmeleri görmüyor, hayatın soğuk gerçeklerine uzak, paranın sıcak hışırtısına yakın duruyorlar…
Bu bitirici sözü, “kullanım hakkı yine onların olsun!” ama bir yazıda olsun ben de kullanmak istiyorum: Bakalım kar ne zaman, nereye ve kimlerin damına yağacak? “Zamanı gelince hep birlikte göreceğiz!”