Recep Adıgüzel
Sınıfsal uykuda siyasal sayıklamalar!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:32 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:32
KENTİN SESİ - ZONGULDAK YAZILARI
48. Kütüphaneler Haftası kutlamaları programı çerçevesinde, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) sergi salonunda açmış olduğum kitap sergisine gelen dostlarla sohbet ediyoruz.
Bu güzel sohbetleri de kitap sergisine yoğun ilgi gösteren Zonguldaklı kitapseverlerle ilgilenmenin yanı sıra kitap satışlarından fırsat bulabildiğimizde yapabiliyoruz ancak!
Kitap sergisi sohbetlerimizin konuları çoğunlukla kitaplar ve kültür sanat üzerine olsa da, zaman zaman ülkemizde yaşanan siyasal ve sendikal konulara da uzanıyor…
Ülkemizde yaşanan siyasal süreç, bu sürecin beraberinde getirdiği gelişmeler ve sorunlar konusunda insanlarımızın kafalarının oldukça karışmış olduğu kanısının yüreğimde uyandırdığı sıkıntıyla başlıyorum yazıyı yazmaya…
Konuya açıklık getirmesi açısından, birkaç örnek olaya değinmenin yararlı olacağı sonucu çıkıyor ortaya.
Türkiye işçi sınıfı hareketinin otuz yılı aşkın bir süredir uykuya yatırılmaya çalışıldığı ülkemizde, sürekli yapılan “uyu!” telkinlerinin yanı sıra uygulanan azarlamalar ve öcülerle korkutma yöntemleri eşliğinde uykuya dalan işçi ve emekçilerin, dalmış oldukları bu derin uykudan uyanmamaları için gereken her şey uygulamaya sokuluyor.
Bu ülkede 1950 doğumlulardan başlayıp 1965 doğumlulara uzanan dinamik ve atılgan bir kuşak, ekonomik, siyasi ve sosyolojik açılardan sermaye sınıfının çıkarlarına ve sömürü düzenine vuracağı darbenin hesabı yapılarak, ağırlıklı olarak ülkemiz egemen sınıfları ve emperyalizm tarafından kurgulanan toplumsal tahrip politikalarıyla, sanki bilinçli olarak siyasal ve toplumsal yaşamdan tasfiye edilmiştir.
Bu toplumsal tahrip politikalarını kurgulayıp uygulayanlarda ABD emperyalizmi, NATO, TÜSİAD, Ordu ve Genel Kurmay Özel Harp Dairesi ile birlikte, o dönemin sömürü düzenine hizmet eden sendika konfederasyonları ve düzen partileridir…
Bu ülkede işçi sınıfı ve emek hareketinin uykuya yatırılması ne kadar sancılı olmuşsa, yatırıldığı bu derin uykudan uyanma sürecinin de bir o kadar sancılı olacağı görülmektedir.
Örnek olsun Son on yıldır sürdürdüğü iktidarını, dünyada yaşanan gelişmelerin ön açıcı yansımalarının yanı sıra, varlığını büyük oranda 12 Eylül faşist darbesine borçlu olan AKP diktatörlüğünün, 12 Eylül faşist darbesiyle hesaplaşması, yarattığı toplumsal ve sınıfsal sonuçların yaralarını onarması mümkün müdür?
Davanın iddianamesinden de anlaşılabileceği gibi özünde 12 Eylül’ü aklama davası olan bu uyduruk hesaplaşma davasına müdahil olan (aynı zamanda 12 Eylül faşist darbecilerinin zulmüne uğramış olan) solcularımıza, her boydan ve her soydan liberal takımına ne demeli?
12 Eylül faşist darbesi, sermaye sınıfının liberalleşme ihtiyaçları doğrultusunda işçi sınıfına ve emekçi halkımıza karşı yapılmıştır.
Günümüzde de 80 darbesiyle başlayan liberalizasyon sürecini, üzerinden geçen otuz ikinci yılın ardından liberal faşizmle tamamlama çabasındaki AKP diktatörlüğü de, emperyalizmin ve sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda ülkemizde ve bölgemizde işçi sınıfına ve emekçi halklara saldırıyor.
Günümüz siyasi koşullarında 12 Eylül davasına müdahil ve emek düşmanı Nazlı Ilıcak süprüntüsüyle yan yana olmak, AKP’nin kurumsallaştırmaya çalıştığı liberal faşizme ve AKP iktidarı tarafından revize edilerek, 12 Eylül Anayasasının yeni anayasa yutturmacasıyla yeniden karşımıza dikilmeye çalışıldığı sürece soldan katkı sağlamak anlamına gelecektir!
Ustalık döneminde oy oranını yüzde ellinin üzerine çıkaran AKP faşizminin, yüzde birlik oy oranlarıyla anılan solun desteğine ihtiyacı var mı peki?
Bu soru bazı okurlarımıza saçma ve akıl dışı gelebilir!
Fakat toplum psikolojisi ve sosyoloji bilimi de, ortaya çıkarmayı başardığı gerçeklere böyle saçma görünen veriler üzerinden ulaşabilmektedir.
Sol düşünce ve sosyalist devrimciler, her ne kadar bu ülkede anlamlı bir kitleselliğe ulaşamamışlarsa da doğruluk, dürüstlük ve kendini adama anlamında, bu topraklarda yaşayan halkların vicdan ölçütlerinde çok önemli bir yer tutmayı başarabilmişlerdir.
Liberal faşizmin ve AKP diktatörlüğünün İleri demokrasi beklentisi ve demokratlık yanılsamasıyla eteklerine tutunan solcuların desteğinde aradığı ve bulduğu da işte bu toplumsal sol vicdandır.
Çünkü bu ülke topraklarında yaşayan toplumsallığın belleğinde, (bazı solcu(!)lar tarafından erozyona uğratılmış olsa da) “Vicdan” deyince hala “sol” akla gelmektedir.
Faşist AKP vicdansızlığının, “Yetmez ama evet”çilerde ve 12 Eylül darbesini aklama davasına müdahil etmeye çalıştığı (12 Eylül ve sistemle hesaplaşmayı hedefleyenleri ayırırsak) tahrip olmuş solcularda aradığı ve arkasına takmaya çalıştığı bu “sol” vicdandır.
Eski de olsa, liberal de olsa Kendini hala “sol” diye tarif edenler, Türkiye işçi sınıfına, Türkiye emekçi halklarına ve bu topraklarda mücadele vermiş ve hala vermekte olan sosyalist devrimcilere karşı bu kadar vicdansız olma hakkına sahip değildirler…