Recep Adıgüzel
Sıcak bir mart ayının ilk günlerinde GMİS, AKP, “Yük” ve Hamdi Uçar
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:31 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31
Zonguldak en soğuk kış mevsimlerinden birisini yaşıyor. Son yılların kış aylarında Zonguldak yine soğuk olurdu, yağan kar da birkaç günlüğüne şöyle bir üfürüp geçerdi…
Fakat bu yıl hiç de öyle olmadı. Kar yağışını sevenlerin gözleri, Zonguldak’ı kaplayan karın beyazlığına doydu bu kış.
Soğuğa çok dayanıklı olanlarımızın bile kuyrukları titredi.
“Eeee! Yazıdaki başlık neyin nesi o zaman?” diyenler olacaktır elbet.
Kış mevsiminin aksine, mart ayının toplumsal ve siyasal gündemi oldukça sıcak geçiyor şehrimizde…
3 Mart Kozlu, 7 Mart Armutçuk grizu katliamı anmaları, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlaması derken, AKP İl Başkanı Hamdi Uçar’ın açıklaması düşüyor haber sitelerine. Bir de GMİS’ in Abant’ta düzenlediği ‘beş yıldızlı’ eğitim semineri…
Ah bu aklımın gem vuramadığı yüreğim, yüreğimin dizginleyemediği dilim! Bu yaşıma kadar ne geldiyse acısıyla tatlısıyla hep onların Doğrucu Davutluğundan geldi başıma…
Bazı dost ve arkadaşlarıma göre de aklımı doğru kullanamamamdan!
Lafı uzatmadan, şu soğuk mart ayında içinizi kızdıracak konuya gireyim hemen.
Bu konulara belki lafı uzatmadan girilebilir de, fakat bir zemin düzenlemesi yapmadan da girilebilecek gibi görünmüyor! Belki de birlikte düzenleyebiliriz o zemini… Ne dersiniz?
O zaman şöyle başlayalım: “Yaşamaya çalıştığımız bu ülke hangi sistemle yönetiliyor?” diye sorulacak olursa, bu ülkedeki çoğu insanı bilemem ama ben buna hiç düşünmeden “kapitalizm” diye yanıt veririm.
Kapitalizm de sınıfların var olduğu sermaye sınıfının egemenliği altında işçi sınıfı ve emekçilerin sömürüldüğü siyasi ve iktisadi bir sistemdir. Dolayısıyla emek–sermaye çelişkisi vardır, geniş anlamıyla emekçiler ve sermayedarlar arasında (burjuva kurum ve aktörleri tarafından ne kadar gizlenmeye çalışılsa da) bir mücadele, bir savaş vardır.
Bu savaşta Ocak ayında 62 ve Şubat ayında 42 kayıp verildi. Sadece 2012’nin ilk iki ayında 104 emekçi öldü.
Ekmek kavgası veren, çocuğunu büyütmek, okutmak için ölümüne çalışan 104 insan bu savaşta kaybedildi.
İş kazalarından söz ediyoruz.
3 Mart’larda, 7 Mart’larda bir günde verdiğimiz yüzlerce kayıptan söz ediyoruz.
Neredeyse bir cephe savaşında ölenlerin sayısı kadar insanın yaşamını yitirdiği bir savaştan söz ediyoruz.
2009 yılında 1171 ve 2010 yılında 1434 işçi, geçmişten günümüze on binlerce işçi kaybedildi bu savaşta.
İş kazalarıyla, meslek hastalıklarıyla, iş güvenliğinin ve işçi sağlığının görmezden gelindiği bu sermaye düzeninde işçiler ölüyor.
Evet, bu bir savaş. İşçinin alın terinin ‘ganimet’ olduğu, işçinin alnındaki ter damlalarının altın damlacıkları gibi görüldüğü bir savaş.
Sermaye kazandıkça işçilerin kaybettiği, işçiler kazandığında sermayenin kaybedeceği bir savaş.
Bu savaş da, yalnızca silahlı güçler ve silah kullanılarak yürütülmez. Adaletsiz burjuva hukukuyla, her şeye deva olduğu söylenen ileri(!) demokrasi masalıyla, kendi bireysel çıkarından başka bir şey düşünmeyen politikacısıyla, sendikacısıyla, kitle iletişim araçlarıyla, görsel-işitsel medyayla ve amansız bir propagandayla yürütülür.
Bu ülkede, sömürenler ve sömürülenler vardır.
Bu gerçek: Bu ülkede yaşayanların tümü Müslüman, tümü ulusalcı, tümü Atatürkçü, tümü Türk-Kürt-Laz-Çerkez- Çingene de olsa değişmez.
Ta ki bu sömürü düzeni değişene, insana saygıya dayanan eşit ve özgür bir emekçi düzeni kurulana kadar…
Yaptığı basın açıklamasında AKP İl Başkanı Sayın Hamdi Uçar TTK’ ya işçi alımı konusunda "Hazineye yük istemiyoruz!" diyor. Bu sözü doğru da olabilir, fakat hazinenin sahibi oysa tabi! Hazine, “Bu milletin, hepimizin!” mavallarını bir kenara bırakacak olursak eğer, bizlerde gerçek anlamda sermaye sınıfının olan hazineyi, gerçek anlamıyla milletin (işçilerin, köylülerin) hazinesi yapmaya çabalıyoruz.
Peki, Zonguldak’ta eski bir dikiş emekçisi (terzi) olarak sana ve senin gibilere ne oluyor?
Peki, kanıyla canıyla kömür, kömürle de katma değer üreten maden işçisi, bu ülkenin hazinesine yük olur mu? Maden işçisine "Yük!" diyen Sayın Uçar zamanın ANAP yöneticileri ve işadamı İshak Alaton gibi, maden işçileri için "Kambur mu?" demek istiyor? Maden işçilerini bu ülkenin sırtında "kambur" olarak görenler neredeler şimdi? Fakat Zonguldak ve maden işçileri hala buradalar, Sayın Uçar biraz da bu gerçeği bilerek ve görerek konuşmalı diye düşünüyorum.
Sayın Uçar AKP'de siyasete başlayalı beri belki ekonomik gücün oldukça artmıştır bilemem!
Bu sömürü düzeninin sahibi sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda da düşünebilirsin, fakat ekonomik gücün hatırı sayılacak kadar artmış olsa bile, sen hala bir burjuva değilsin!!!
Bu çıkmaz yolda daha çok ilerlemen, ya da gerçekten olman gereken emek cephesine dönmen için hala zaman var yani!
Amma velâkin maden işçilerine "YÜK!" demek, bu ülkedeki zenginliğin kaynağı olanları hor görmen bunu oldukça zorlaştırıyor. Hazineye gerçekten yük olan, bankaları, hortumcuları, ihale soyguncularını, basiretsiz kurum yöneticilerini görmezden gelirsen, maden işçileri de bunu değerlendirip düşünürler sanırım...
Zaten Maden işçileri bu gibi konuları sağlıklı düşünebilsinler diye, GMİS’ in eğitim ve örgütlenme çalışmaları sürüyor. GMİS’ in, Abant da düzenlediği ve Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Başkan Danışmanı Dr. Fikret Sazak “Temel Sendikacılık Kavramları”, Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik, “Çalışma Hayatı ve Sendikacılık Hareketinin Güncel Sorunları”, Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkan Danışmanı Turhan Oral’ ın da “GMİS Tarihi” konularında eğitimci olarak katıldıkları işyeri temsilcileri eğitim seminerinde 123 işyeri temsilcisi ve sendika yöneticileri, içerik olarak ‘beş yıldızlı’ bir eğitim aldılar.
GMİS İşyeri temsilcileri eğitim süresince almış oldukları bilgileri, bilince dönüştürüp işyerlerindeki işçi arkadaşlarına aktarabilirlerse, eğitim çalışması ancak o zaman amacına ulaşmış ve maden işçilerinde olaylara sınıfsal bir bakış açısının oluşmasına katkısı olacaktır.
Aldığınız %50 oy oranı, bir zamanların ANAP'lıları gibi sizleri de yanıltıyor ve körleştiriyor olabilir!
Sizler başarı sarhoşluğuyla yanılıp körleşirken, işçilerde biraz olsun bilinçlenip gözleri açılırsa…
On yılın üzerinde bir süre ülkeye hükmeden ANAP'tan geriye ne kaldı Zonguldak'ta? İnsanlarla yaptığım sohbetler arasında dinlediğim ve duyduğum, iyisiyle kötüsüyle bir Veysel Atasoy ve bir Zeki Çakan ismi ve en önemlisi 90 madenci grevi ve 91 büyük Ankara yürüyüşü.
Peki diğerleri, o zamanların figüranları, dalkavukları neredeler şimdi?
Seni en son kertede kimler bağrına basar, düştüğün günlerde sana kimler sahip çıkar?
Bu gerçekleri bir düşünmek lazım galiba!