Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Recep Adıgüzel

Maden İşçilerinin eli ve yüreği Van’a uzandı

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26

Bu haftaki yazıma, günlerdir beynimi kemiren bir soruyla başlamak istiyorum. “Türkiye nereye gidiyor?”

Bu soruya, daha önce yazmış olduğum yazılarımda yanıtlar aramaya çalışmış, olaylar bu kerteye gelmeden önce yaşanabilecek akıl dışı olaylara dikkat çekmeye çalışmıştım.

Eminim bu soru, benim gibi birçok insanın da beynini kemiriyor!

İki hafta önce ülkemizin güneydoğusundan gelen PKK saldırısı ve 26 asker insanımızın canını yitirdiği haberiyle sarsıldık ve üzüldük.

Bazı yurttaşlarımızda da bu üzüntü ve sarsıntı kine, öfkeye ve intikam duygusuna dönüştü…

Ülkemizin il ve ilçelerinin cadde ve meydanlarında, saldırı sonrası ölen asker insanlarımız için dualar okundu, tekbirler getirildi ve PKK lanetlendi.

Bu gösterilere birçok siyasi örgüt, dernek ve sendikanın yanı sıra üniversiteli gençler, lise öğrencileri ve daha çocuk yaştaki ilkokul-ortaokul öğrencileri de katıldı. Bu miting ve yürüyüşlere, pedagoji özürlüsü idareciler tarafından salıverilen öğrencilerin küçücük yürekleri tekbir sesleri, kin ve öfke dolu savsözlerle ve intikam duygularıyla doldu.

Zonguldak’ta yapılan yürüyüşü, yaşadığım üzüntü ve kaygıyla izlerken düşündüm “ülkemiz ve ülkemiz insanı nereye gidiyor?”

“İnsanlarımız, milliyetçi ve şoven duygularının kabarıp şirazesinden çıkmasıyla, bir kin ve öfke nöbetine girmişler. O anda önlerine yanlışlıkla bir Kürt, kendilerinden farklı düşünen başka birisi çıksa linç edecekler…

Ve Zonguldak yürüyüşünde tanık olduğum akıl çağrıcı bir örnek Madenci Anıtı önünde toplanan kalabalık yürüyüşe başlarken, şişmanca birisi hemen yanımdan geçen vatandaşın birisine tekme tokat vuruyor. Bir yandan da “Yürüyüşe katılanlar siyaset yapıyormuş ha!” diyerek adamın arkasından
küfürler savuruyor. Adam can havliyle kalabalığa karışarak, zor bela kurtarıyor kendini.

Hakkari ve Çukurca’da yaşanan saldırı olaylarının hemen ardından acı bir haber daha düşüyor TV ekranlarına Van’da 7.2 büyüklüğünde deprem…
Meydana gelen depremde kaç ölü, kaç yaralı var belli değil. Enkaz altında kalan kaç insan kurtarılmayı bekliyor? Enkaz altında, kan kaybından ölmek üzere olan kaç Türk, kaç Kürt, kaç Laz, kısacası hangi ırktan kaç insan var? Belli değil!

Fakat Van depreminin hemen ardından internet ortamında, bazı sitelerin sayfalarına düşen haberler ve yorumlar, içerik ve söylemleriyle depremden de beter!

“Acaba!” diyorum…

Acaba bu soruyu bu vahşi ve acımasız saldırıları düzenleyenler ve onları lanetlemek adına düzenlenen yürüyüşlere mitinglere katılanlar da kendi kendilerine soruyorlar mı?

“Nereye gidiyoruz?”

Kafanızda bu soruya bir yanıt aramaya ve bulmaya çalışıyorsanız eğer faceebok ve twitter’da kısa bir gezinti yapmanız, kahvehanelerde ve birahanelerde birkaç sohbete kulak misafiri olmanız yeter de artar bile…

Irkçı, milliyetçi ve şoven politikaların sonucunda, insanlık dışı bir “akıl tutulması” yaşanıyor toplumumuzda…

Ancak Zonguldak’tan Van’a uzanan, maden işçilerinin emekçi elleri ve insan sevgisiyle çarpan yürekleri rahatlatıyor içimizi. Yaşanan depremin hemen ardından yola çıkıyor, TTK (Türkiye Taşkömürleri Kurumu) kurtarma ekibinde yer alan 91 maden işçisi. Van depreminde enkaz altında kalan 7 canı kurtarıyor, enkaz altından çıkarılan 47 cansız bedeni de ailelerine teslim edip, kardeşlik duygusunu omuzlarında büyüterek dönüyorlar Zonguldak’a…
Sevgi, saygı ve alkışlarla karşılanıyorlar Zonguldak halkı tarafından.

Bu arada sermaye sınıfının hizmetindeki hükümet tarafından, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i ve Arap’ı ile tüm topluma uygulanan her türlü sömürü, baskı ve şiddet göz ardında kalıyor, değişen gündemlerin gölgesinde kalarak güme gidiyor…

Benim bakış açımdan bu ülke halkı, kapitalist sistemin sömürü politikaları doğrultusunda, “ezenler- ezilenler, sömürenler-sömürülenler” şeklinde, sınıfsal olarak zaten bölünmüştür.

BSM (Büyük Sermaye Meclisi)’de çıkarılan yasa ve kararnamelerle, alınan yeni zam ve savaş kararlarıyla bu şiddet ve bölünme artarak sürmektedir.
Bilinmeli ki bu ülkede işçileri sömüren patronlarla patronlar tarafından sömürülen işçiler, hak yiyen ezenlerle, (hangi ırktan olursa olsun) hakkı yenilen ezilenler kardeşçe duygular içerisinde olamazlar!

Çünkü sömürünün, haksızlığın ve eşitsizliğin olduğu her yerde zorunlu olarak savaş, baskı, taciz ve şiddet vardır!

Fakat hangi etnik ve dini kimlikten olursa olsun ve dünyanın neresinde olursa olsun, ezilenlerin ve sömürülenlerin kaderi birdir.

Bu ülkeye ve dünyaya gerçek anlamda barış düzenini getirecek olan ise tüm halklardan insanlarıyla ezilenlerin, sömürülenlerin birliği ve sınıf kardeşliği, eşitsizliğe ve sömürüye karşı verecekleri mücadeleleri olacaktır.

Anlaşılması ve savunulması gereken de budur!

Recep Adıgüzel 'ın Son Yazıları