Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Recep Adıgüzel

İşçi sınıfı mücadelesinde sorunlar, görevler ve olanaklar

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:30

KENTİN SESİ - ZONGULDAK yazıları

Dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeler sonrasında, işçi sınıfının yapısal değişimlere uğraması ve sendikal örgütlülük alanında yaşadığı sorunlar yeni bir mücadele anlayışını dayatıyor.

Ülkemizde yapılan 12 Eylül liberal faşist darbesi, işçi sınıfının kazanılmış haklarını budamak ve işverenlere “gülebilecekleri” bir siyasal ortam hazırlamak için her türlü baskı ve işkence yöntemine başvurmuştu.

Ülkemiz emekçileri ve emekçilerin siyasal-sendikal örgütleri, 12 Eylül ve sonrasında her alanda fütursuzca saldırılara maruz kalmıştı.

Ülkemiz emekçileri ve işçi sınıfı, otuz yıllık süreçte sendikal ve sosyal haklar bakımından büyük kayıplar yaşadı ve geriledi.

Sendikal ve siyasal olarak öncüsüz bırakılarak hakları budanan işçi sınıfı, her işkolunda işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından tüzük ve yönetmeliklerde yapılan değişikliklerle, işyeri denetimlerinin gerektiği gibi yapılmaması sonucu sağlıksız ve güvencesiz iş ortamlarında çalışmak zorunda bırakıldı.

İş kanununda yapılan değişikliklerle ve patronların iş kanununa uymaları konusunda işçilere yapılan her türlü baskı ve haksızlığa göz yumulurken, işverenlerin her türlü hukuk dışı uygulamalarına da, sermaye sınıfının hizmetindeki adalet sistemi ve kolluk güçleri tarafından destek olunmuştur.

Yukarıda sıraladığım haksızlıklar, bencileyin bir emek dostunun sıraladığı kuru iddialar değildir…

Ülkemizde yayınlanan gazete ve dergilerde çıkan haberlere şöyle bir göz gezdirenler işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin eksik uygulanması, işyerlerinde dayatılan üretim zorlaması nedenleriyle yaşanan iş kazaları ve yaşanan bu iş kazalarında yaralanan, sakat kalan ve hayatını kaybeden işçi haberlerini okuyarak bu acı gerçekleri görebilirler.

Çalıştığı işyerinde bir sendikaya üye oldukları için işten atılan işçilerle, haksız işten atmalara karşı işten atılan işçilerin başlattıkları direnişleri ve bu direniş eylemlerine jandarmanın, polisin ve belediye zabıtalarının müdahale ettiği haberlerini okuyanlar görebilirler.

Ülkemizde yaşanan bu adaletsizlikleri kamuya bağlı işyerlerinde, özel ve taşeron şirketlerde çalışan işçilerin maruz kaldığı sömürü ve haksızlıkları görmeyenler ya da görmezden gelenler, her koşulda kapitalist sermaye sınıfına hizmet edenlerdir.

Dolayısıyla işçi sınıfına ve işçi sınıfı mücadelesine şaşı bakanlardır!

Emperyalist-kapitalist sömürü sisteminin hizmetindeki düzen partileridir. Bu partiler tarafından üretilen ırkçı şoven politikalara, insanların dini inançlarını siyasallaştırarak sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışan dinci gericilere destek olanlardır!

Yaşanan bu sorunlar karşısında, işçi sınıfının haklarından yana olanların yapması gerekenler ve görevleri bellidir…

En öncelikli görev burjuva partilerinin sermaye sınıfına hizmet eden, her türlü kafa bulandırıcı politikalarına ve propagandalarına karşı mücadele etmek ve bu siyasi partilerin işçi ve emekçilerin kafalarında yarattığı kafa karışıklığını gidermektir.

İşçi ve emekçiler arasında suni ayrılıklar yaratan, etnik ve dini kimliklere dayalı siyasetin alanını daraltmak, bu gibi siyasi söylemlerin gölgede bıraktığı emek-sermaye çelişkisini gündeme taşıyarak, her alanda “işçilerin ve emekçilerin sınıfsal kardeşliğini” yaygınlaştırmaktır.

Yurdumuzun neresinde ve hangi işkolunda olursa olsun, yaşanan en küçük sendikal örgütlenme girişimine sahip çıkmak ve dayanışma içerisinde olmaktır.

Sendikal hareketin yaşadığı sorunlar ve zaaflar, emeğin ve işçi sınıfının yanında olanları yanıltmamalı, işçi sınıfı içerisinde mücadeleyi örgütleyip yükseltecek olan işçi önderlerini yılgınlığa sürüklememelidir…

Çünkü yaşanan tüm sorunların yanı sıra, bu olumsuz süreç, tüm olumsuzluklarına rağmen içerisinde mücadele olanaklarını da barındırmaktadır.

Yurdumuzun her alanını puro-kapitalist yöntemlerle piyasalaştırmaya çalışan AKP iktidarının meclise sunduğu “Toplu İş İlişkileri Kanunu” tasarısı, bizlere sendikal hareketin içerisinde bulunduğu iş birlikçiliğini, aymazlığını ve içine düştüğü çirkefliği gösterecektir.

Ülke genelinde çalışan toplam işçi sayısını, tüm işkollarında çalışan işçilerin arsında sendikaların (gerçek) örgütlenme oranını gösterecektir.

Tüm işkollarında yaşanan örgütsüzlük ve örgütsüzlüğün beraberinde getirdiği azgın sömürü düzeni, sorunsuz olarak sürdürülebilirliğin sınırlarına dayanmıştır.

Bu durumda bizlerin yapması gereken, işçi ve emekçilerin bize gelmesini beklemek değil, onların bulunduğu işyerlerine ve yaşam alanlarına gitmektir. İşçi ve emekçilerle yaratıcı yöntemlerle ilişkiler kurarak, sürtünme yüzeyleri oluşturmalıyız.

Önemli olan bu süreci iyi analiz edebilmek, tüm olumsuzluklara ve imkânsızlıklara karşın bu sürecin önümüze çıkarttığı olanakları görebilmek ve örgütlenmek, örgütlenmek, örgütlenmektir…

İşyerlerine gidip işçi kardeşlerimizin arasına karıştığımızda, bilgiç çe kitaplar dolusu konuşmak yerine, söyleyeceklerimizi az, öz, onların yaşamlarının somut gerçekliği üzerinden ve onların dilinden konuşarak anlatabilmektir.

Onları aydınlatıp bilinçlendirerek siyasete ve mücadeleye örgütlemektir.

Beyinlerindeki korku ve yılgınlığı kırmalarını sağlayarak, yüreklerindeki mücadele ruhunu ve umudu canlandırmaktır.

Zaman içerisinde görülecektir ki birçok olumsuzlukla tanımlanan (apolitik, bilinçsiz, örgüt kültüründen yoksun, lümpen vb.) işçilerle, sınıfsal çelişkiler ve siyaset konularında da konuşmalar yapılabilmektedir…

Recep Adıgüzel 'ın Son Yazıları