Kürtleri Allah’a emanet etmek

26/04/2015 Pazar
Kürtleri Allah’a emanet etmek

1990’lı yıllarda Kürtlükten kaçışın bir sığınağı olarak sunulan İslamcılık bugün demokrasicilik olarak sunulmakta. Üstelik bu durum, yer yer Kürt düşmanlığını görmezden gelen kimi İslamcı figürlerle birlikte yapılmakta.

Hafızalarımızı yoklamakta fayda var. 

Tarih boyunca İslamcı ideolojiler, Kürt halkı ile temas kurduğu ve yakınlaştığı andan itibaren Kürt kültürü ve kimliğine ket vurmuştur.  Tarihteki pek çok isyanda boy gösteren Mirlerin yerini, Müslüman Kürtleri mezhepler açısından dahi birleştirmede sıkıntılar yaşayan şeyh isyanları alır. Bu isyanlarda sadece Kürtlerin siyasi ve fiziki birliği değil, kültürü de ciddi yaralanır. İslam ideolojisinin yerleşmesi ve kökleşmesi Kürt kültürünü domine eder ve pek çok ögeyi devşirir. Bugün Kürtçede dinen günah sayılan pek çok kelimenin unutulmaya yüz tutmasının nedenlerinden birisi budur. Ya da İslam kültürünün devşirmeye önce erkeklerden başlamasından dolayı Kürtçe erkek isimleri ciddi oranda azalmıştır.

Kürt kimliğinin gelişmesine engel senaryolardan bir diğeri de Hamidiye Alayları’dır. II. Abdülhamit döneminde hayata geçirilen bu ordular sayesinde hem Ermeniler üzerinde ciddi baskılar kurulmuş hem de Kürtlerin ulusal kültürlerinin gelişimi noktasında İslam’ın “kavimler üstü” yaklaşımı Kürt kültürünün gelişiminde kimi “günahlar” belirlemiştir. 
Yakın tarihimiz ise bu açıdan daha vahim örneklerle dolu.

Dünyanın pek çok yerinde fareler üstünden denenen kimyasal silahlar, 1980’li yılların sonunda Kürtler üzerinde deneniyordu. Herkes Halepçe katliamına odaklanırken gözden kaçan şey bu katliama kadar geçen süreçte kimyasal silahlarla katledilen Kürtlerin sayısının Halepçe’dekinden fazla olmasıydı. 

Enfal operasyonunu bilir misiniz?

Dileyen Kur’an’ın sekizinci suresine bakabilir. Saddam döneminde Kürtleri sınır hatlarından temizleme operasyonu olarak geçen “Enfal” adını buradan alır. Savaş ganimeti anlamına gelen bu kelimede pay edilenin Kürtler olduğunu söylemeye gerek var mı? Kürtleri katleden Irak, tüm bu süreçte kenar süsü olarak Kur’an ayetlerini kullanıyordu. 

Kürt İslamcıları 1988 Şubat ve Mart aylarında Batman’da Bulgaristan’daki Müslümanların hakları için sokağa inerken Halepçe katliamının esamesi okunmuyordu. Dünyanın pek çok yerinde İslamcı örgütler için seferber olan Kürt İslamcıları mesele Kürtlerin kendisine gelince kılını kıpırdatmıyordu. 

İslam devletlerinin hiçbiri ama hiçbiri Kürtlere karşı kullanılan kimyasal silahları kınamadı ya da kamuoyunda dile getirmedi. Halepçe katliamının hemen akabinde gerçekleşen Kuveyt’teki İslam Konferansı Zirvesi’nde ne Kürtlerin yaşadıkları sıkıntılar ne de katledilen insanlara dair hiçbir şey dile getirilmedi. Kayıtlarda bunlara dair tek bir cümle dahi yer almıyor. 

Hizbulkontra terörüyle domuz bağı ile katledilen Kürtler, Diyarbakır’da sayısız örnekte karşılaşılan Hizbullah ölüm evleri, katledilen gazeteciler ve diğerleri… Düne kadar tutuklu yargılanan tüm Hizbullah sanıkları IŞİD terörü baş göstermeden hemen önce serbest bırakıldı ve hepsi yurt dışına kaçtı. Hatta pek çoğuna cezaevi çıkışı karşılama törenleri dahi yapıldı. 

Sonuçta Rojava’da ve Kobanê’de kazanan İslam oldu. Yıktığıyla, yaktığıyla, katlettiği ve mahvettiği tüm iyilikleri ile geriye direnmekten başka çaresi olmayan bir coğrafya bıraktı. 
Peki ya bundan sonra?

Kürt halkının payına bundan sonra ne düşeceğini merak ediyorsanız eğer, cevabını Selahattin Demirtaş’ın geçtiğimiz günkü konuşmasından öğrenebilirsiniz: 
“Gidin Seydalardan öğrenin, Melelerden öğrenin!”