Kenan Evrenleri geriletenler ve inadına Kürt aydınlanmacılığı

10/05/2015 Pazar
Kenan Evrenleri geriletenler ve inadına Kürt aydınlanmacılığı

İlk değil belki ama elinde Kur’an ile miting miting gezen siyasi figür deyince akla Kenan Evren gelir. Benim yaş kuşağım enkazına doğdu belki, haziranda ayağa kalktığımızda karşımıza aldığımız figür ise Kenan Evren’in mirasçısı daha geçen gün Batman mitinginde yine elinde Kur’an ile konuşan Tayyip Erdoğan’dı.

Kenan Evren’in biçtiği kıyafeti üstüne giyen Erdoğan bu deli gömleğini ülke emekçilerine layık gördü. Olmadı. Tutmadı. Bugün dikişlerini yamayanlar ile yere düşen düğmeleri toplayanlar var geride. 
Kenan Evren yargılanamadan öldü. Yapılan mahkeme müsamerelerine değinmeye dahi gerek yok. Aynı tezgâhtan Ali İsmail’in katillerini, Ethem Sarısülük’ün cinayet zanlısını, Taksim’e çıktığı için tutuklanan komünistlerin yargılanışını da gördük. Müsamere yapılırken adliye önünde bekleyen muhalifler de Kenan Evren zihniyetini geriletme çabasındaydı sözüm ona.  

Dün Kenan Evren “artık analar ağlamasın düzen, huzur, güven ortamı tesis edildi” diye sayıklarken bugün Erdoğan Kürt analarını karşısına alarak “analar ağlamasın artık barış süreci var” diyebiliyor. Geride gözü yaşlı insanlar, Berfo ana ve Haziran’ın anneleri kaldı!

Kenan Evren ya da tersten okuyarak Tayyip Erdoğan… Ayırt etmeksizin herkesin muktedirliğinden hemfikir olduğu şahsiyetleri geriletmek çabasıyla geçti yıllar. Ülke emekçilerine ve ezilenlere ise sus payı olarak din-iman siyaseti kaldı. Miting meydanlarında muktedirler Kur’anı, muhalifler ise gerçek İslam’ı savunarak tüketti zamanı. 

Sanki emekçilerin tarihine bakınca tüm mesele İslam tarihinden ibaretmişçesine, halkların aydınlanma tarihi sayfalarında tek bir iz yokmuşçasına yapıldı bunlar. Baskı ve zulüm, yanına din-iman siyasetini alarak geziyordu sokaklarda. İnsanlar katlediliyor gençler ölüme yollanıyordu. Dün Diyarbakır Cezaeviydi, bugün Roboski. İsimler ve figürler değişti ancak bizim payımıza yine yokluk ve yok olmak düştü.

Medine sözleşmesi mi Kürtlerin kaderini belirleyecek yoksa Celadet Ali Bedirhan’ın Şam’da bir gaz lambası ışığında kaleme aldığı Ronahi (Aydınlık) sayfaları mı?

Dini hırsızlara öğretmek mi görevimiz olacak yoksa hırsızlığın üstüne kurulu bir düzeni sıfırlamak mı?

Miting miting gezen bir diktatörün elindeki Kur’an’ın orijinal baskısını mı tartışacağız ülke emekçilerinin geleceğini mi? 

İslamcı çeteler Suriye’de kan döküp Alevi yerleşkelerinde katliam yaparken gerçek İslam’ı mı tartışacağız yoksa dinci gericiliğe karşı bayrağı mı yükselteceğiz?

Ilımlısını radikaline değişirken siyasal İslam’ın en önemli destekçisi Tayyip’i mi gerileteceğiz yoksa onun dinci gerici düzenini mi?

Kürt halkı kötünün iyisine razı gelecek bir tarihin parçası olmadı. Türkiye’de elinde Kur’an ile gezenler, Irak’ta yaptıkları katliamın adına Kur’an’dan sureler verdiler. Bu düzen Enfal’dir, Roboski’dir,

Halepçe’dir, Soma’dır. Yani kısaca bu düzen bitmiştir. Evren’i geriletmek Erdoğan’a, Erdoğan’ı geriletmek Davutoğlu’na denk düşer. Siz kimi korursunuz gelecekte bilemem ama biz yobazdan yobaz beğenecek durumda değiliz. 

Geldiğimiz yolun ucunda Cegerxwîn’in kızıl şafağı, Hecîyê Cindî’nin aydınlanma mücadelesi, Kürt bir çoban geleneğinden profesör yetiştiren Sovyet Sosyalizmi, Kürt aydınlanması için ömrünü vakfeden Celadet Alî Bedirxan var.

Halen gerçek İslam, düzgün diyanet, geleneksel imamlar-meleler ve seyitler ve Medine sözleşmelerine layık görülen bir halk varsa en güzel cevap Apê Musa’dır. Ey Xwedê Edî Bese Lo! (Ey Allah’ım artık yeter!)  

Kimsenin şüphesi olmasın. Diktatörün mahkemesinde ömrü divana yetmeyenlerin mirasyedilerini de unutmayacağız! Hem de öyle inşallah maşallah ile değil. Kavgayla, umutla, inatla!