Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Gökdemir

Orhan Gökdemir

Osmanlının hayrı cumhuriyetin şerri

Durum böylesine karanlık olunca tekrarda bir sakınca yoktur. Nakşi-Halidi kardeşliği değil, sınıf kardeşliği birleştirir bizi. Çıkış yolu ümmetçilikte değil laikliktedir.

Yayın Tarihi: 31.10.2025 , 22:44 Güncelleme Tarihi: 01.11.2025 , 00:00

Kendini fesheden PKK’nın kurucularından Cemil Bayık, “Osmanlının ümmet anlayışı Kürtlerle Türkler arasında birliği sağlamıştı, bu birliktelik 1923'te dağıldı" dedi. Demek ki bu bakış açısından Osmanlı ve ümmetçilik iyi, cumhuriyet kötüdür. Yeni bir birlik için Osmanlının ve ümmetçiliğin ruhunu geri çağırmaktan başka yol yoktur.

PKK’nın 1923’te kurulan cumhuriyete pek hayırhah bakmadığı biliniyor. Bu son demecin önemi cumhuriyetin 102. kuruluş yıldönümüne denk getirilerek verilmiş olması. Bayık’ın sözleri muhatabına “Terörsüz Türkiye” sürecinin zeminini yeniden hatırlatıyor. O zemin Türk-Kürt İslam Sentezi veya ümmetçiliktir.

Partisi feshedilen Bayık bu açıklamayı KCK, uzun adıyla Kürdistan Topluluklar Birliği, adına yaptı. KCK, Abdullah Öcalan'ın devletsiz topluma dayanan “demokratik konfederalizm doktrini” uyarınca kurulan bir çatı yapılanma. PKK’yı kuran sol kökenli çekirdek ekip içinden gelen Cemil Bayık yapılanmanın eş başkanı. Onun düşünsel evrimi aynı zamanda siyasal hareketinin de evrimi. Sosyalizmden yola çıkıp ümmetçiliğe varan bir süreç bu. Feodalizme, ağalığa, aşiretçiliğe, şıhlığa karşı mücadele iddiasından vaz geçildi, bunları da kapsayan bir “özgürlük mücadelesi”ne varıldı sonunda. Osmanlı ve ümmetçilik işe yarıyorsa ağalık ve aşiret düzeni de gerekliliktir. Artık buradayız.

***

Bayık’ın yeni Osmanlıcılığının ve ümmetçiliğinin AKP-MHP iktidarı tarafından da paylaşılan ortak bir tarihi var. Her şey 1071 Malazgirt savaşıyla başlıyor artık. Kürtler ve Türkler o savaşta “kahpe Bizans”a karşı ortaklık kuruyor, birlikte zafer kazanıyor, O ortaklık sayesinde Anadolu’ya yerleşiyor. Birliktelik mutlu-mesut sürerken 19. yüzyıldan itibaren yükselen "milliyetçilik ve ulus-devlet zihniyeti" arayı bozuyor. Bayık, "Osmanlıda olmayan Kürt soykırım politikası Türkiye Cumhuriyeti'nde uygulanmıştır. Bu, açıkça Batı’nın modernist anlayışının sonucudur. Türkiye halkının tarihsel, toplumsal ve siyasal değerleriyle uyuşmayan bir politikadır" diyor. Demek ki cumhuriyet artık bir engelden ibarettir. 

PKK’nın silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıkladığı bildirgede de Lozan Anlaşması ve 1924 Anayasası hedef alınıyordu. Lozan Türkiye’nin, 1924 Anayasası ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu metinleri. Bu metinler yeni bir rejim kurmaya çalışan iktidar partisi AKP’nin de hedefinde. Böylece yeni sürecin ortak paydaları da ortaya çıkmış oluyor. Ümmetçilik ve Osmanlıcılık “Terörsüz Türkiye”nin gerekçesidir. 

***

Peki, Cemil Bayık’ın veya Abdullah Öcalan’ın zikrettiği üzere Malazgirt savaşında Kürtler var mı? Kuşkusuz vardır. Varlığı mümkün olmakla birlikte, varsa, hangi tarafta olduğuna mutlaka bakılmalıdır. Zira o tarihte savaşın safları Bizanslılar ve Türkler diye ayrılamamaktaydı. Bizans saflarında savaşan Türkler vardı örneğin. Hatta Bizans ordusu kozmopolit bir orduydu. İçindeki en kalabalık unsur Uz ve Peçeneklerdi. Bunların önemli bir kısmı, savaşta, saflarını terk ederek Selçuklu ordusundaki “soydaşlarının” tarafına geçmişti. Uz dedikleri Oğuzlardır. “İslam Ansiklopedisi”, İmparator Romanos Diogenes’in, Türklerin ihaneti üzerine, kuşkulandığı Türk kumandanı “Khrysoskul”u derhal İstanbul’a, Konstantinapol, gönderdiğini not ediyor. Kumandan Kirisoskul Alp Arslan’ın eniştesidir. Karşı taraftaki Türklerin sayısını bilmiyoruz ama Kapadokya, Frigya ve Elcezire kuvvetlerine Rumeli eyaletleri askerlerinin eşlik ettiğini biliyoruz. İçinde pek çok etnik gurup olduğunu tahmin edebiliriz. Bunların yanında Ermenileri, Gürcüleri ve daha uzaklardan gelen ücretli askerleri, Frankları, Normanları, Slavları ayırt edebiliyoruz. Toplamı Bizans ordusudur. 

Alp Arslan’ın ordusunda Türkmenler çoğunluktaydı ama onların aralarında da saf değiştirmiş Rumlar, akrites-Hıristiyan akıncılar, vardı. Öte yandan Alp Arslan Hıristiyan Bizans’tan çok Şii-İsmaili Fatımileri düşman bellemişti. Bizans’la karşılaşması tarihin cilvelerindendir. Önemli olan şudur; Bizans’ın kontrol ettiği Anadolu’ya doğru bir Türkmen akını vardı ve Bizans’ın asıl sorunu buydu. Bizans bu basıncı önlemek istiyordu, Selçuklular o basınca dayanarak ilerlemek niyetindeydi. 1071 miladı işte bundan ibarettir. Tek sonucu Anadolu’ya Türkmen akının durdurulamayacağının ortaya çıkmış olmasıdır. 

Demem o ki “1071’de Sünni Kürtler ve Türkler el ele verdi Ortodoks Bizans’ı yendi” gibi çocukça bir akıl yürütme ile varılacak yer yoktur. 

***

Ümmetçiliğin temeli ise daha sağlamdır. PKK’nın ümmetçiliği veya “İslam açılımı” yeni değil. “Kürt Tarih Tezi” arayışının sonucu olarak 1990’lı yıllarda başladı. Bu tarihe yeni kahramanlar gerekiyordu, Şeyh Sait o yıllarda keşfedildi. Şeyh Sait Süleymaniyeli Molla Halid’in kurucusu olduğu Nakşibendi kökenli Halidi tarikatından geliyordu. Haliyle Şeyh Sait’le birlikte tarikatı da PKK’nın ilgi alanına girmiş oldu. 

Nakşi-Halidi tarikatı Türk İslam Sentezi ile Kürt İslam Sentezinin karşılaşma alanı aynı zamanda. Burada, her iki hareketin ortak paydası var. Nakşibendilik Osmanlının çok önemli bir parçasıydı, bir tür yarı resmi tarikattı. Halidilik onun döneme uyum sağlamış dinamik bir uzantısı olarak ortaya çıktı. Cumhuriyetin kuruluşunu kadar devletlü bir tarikat olarak faaliyet gösterdi. Cumhuriyet kapatmıştır. Haliyle Şeyh Sait’ten AKP’ye uzanan siyasi çizgide bir Nakşibendi-Halidi rengi var. Bugün Türkiye’nin içine itildiği karanlıkta türeyen pek çok tarikat, Menzil-İskenderpaşa-Erenköy-İsmailağa- Işıkçılar, Süleymaniyeli Molla Halid’in paltosundan çıktı. Turgut Özal’dan Necmettin Erbakan’a, Bülent Arınç’tan Kemal Unakıtan’a, Abdullah Gül’den Tayyip Erdoğan’a, yakın tarihte rol oynamış kim varsa bir ayağı Halidiliktedir.

Molla Halid Kürt kökenlidir ama tartışmasız bir Osmanlıcıdır. Saray ordudan Bektaşileri kovalarken onun müritlerine kapıyı açtı. Bektaşi Yeniçeri Ocağı kapatılırken yerine kurulan “Asakir-i Mansure-i Muhammediyye” Nakşi-Halidi bir renkle ortaya çıktı. Haliyle Halidilerin padişaha ve devlete kesin bir sadakati vardır. Tabii işin içinde bir de Osmanlıyı ve Molla Halid’i birleştiren Şia düşmanlığı var. Bu tarihi tablo zamanımızın politik ihtiyaçlarına pek uygun görünmektedir. 

Halidi Tarikatı ve uzantıları, Bayık’ın dillendirdiği bu soyut ümmetçiliğin sahadaki somut karşılığıdır. Hem Kürtlerin hem Türklerin ortak tarikatıdır. Zemin tarikat olunca 1923 en büyük sorun olarak ortaya çıkmaktadır haliyle. O tarihin söylediği şeylerden biri de bu; tek başına Osmanlıcılık yetmez, mutlaka ümmetçilik de gerekir!

***

Osmanlı bir aile devletidir. En önemli motivasyonu aile ile özdeşleşen devletin bekasıydı. Tebaalarının kim olduğuna, hangi inancı taşıdığına ve hangi dili konuştuğuna bakmadılar. Her dinden ve her dilden insan sorun çıkarmadığı sürece imparatorluk topraklarında yaşayıp gitti. Göçebe Türkmenler sorun çıkarıyordu acımasızca ezdiler. Kürtleri de onlara karşı bir koz olarak kullandılar. Yani Osmanlıda bir “Kürt soykırımı” yoktur ama bir “Türk soykırımı” vardır. Demek ki buradan bir “iyilik” çıkaramayız.

Cumhuriyet ise bir ulus devlet kurmak istiyordu, Türklüğü esas almıştır. Doğru veya yanlış, tarihin ortaya çıkardığı bir gerçekliktir bu. Kürtler henüz ulus bilincine erişmemişti ve cumhuriyet kuruluşta hesaba katmamıştır. Bunun pek çok soruna yol açtığını biliyoruz ama çözümü Osmanlıcılıkta veya ümmetçilikte değildir. 

Kaldı ki 1923 Cumhuriyeti artık yıkılmıştır. AKP onun yıkıntıları üzerinde Türk İslamcı yeni bir rejim kurdu; az cumhuriyettir. Hilafet, şeyhlik, ağalık hatta Abdülhamit’in tımarhaneye kapattığı Said-i Nursi dokunulmazlık kazandı, kutsandı. Tarihin çöplüğüne atılan bütün şeyhler, şıhlar, ağalar makbul adamlar oldu. Yobaz dincilere etnik kimlikler vehmedildi, tarikat akrabalıkları keşfedildi, “Kürt sorunu”nu “Nakşibendi kardeşliği” ile çözeceğini iddia eden aklı evveller türedi. Hepsinin kökeninde emperyalizmin Ortadoğu’yu dinle şekillendirme projesi var. 

Durum böylesine karanlık olunca tekrarda bir sakınca yoktur. Nakşi-Halidi kardeşliği değil, sınıf kardeşliği birleştirir bizi. Çıkış yolu ümmetçilikte değil laikliktedir. Yüzümüzü saltanata değil cumhuriyete döneceğiz öyleyse. Eksiği varsa tamamlayacağız, kusuru varsa gidereceğiz, özgürlüğü yetersizse ekleyeceğiz.

Mutlaka bol eşitlik katacağız içine. Sosyalist bir cumhuriyetin eşit ve özgür yurttaşları olarak başlayacağız güne.  

Orhan Gökdemir 'ın Son Yazıları