Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Gökdemir

Orhan Gökdemir

İhtilal-i Kebir türküsü

Cumhuriyet her kurulduğunda yeniden yıkılmıştır. Ya da tersinden söyleyelim, cumhuriyet her yıkıldığında yeniden kurulmuştur. Yıkılır ve kurulur, cumhuriyet bir fikirdir çünkü, asla kaybolmaz. Düşer kalkar, daha güçlü bir biçimde ileri atılır.

Yayın Tarihi: 15.05.2026 , 22:11 Güncelleme Tarihi: 16.05.2026 , 08:32

Fransız Devrimi ile, İhtilal-i Kebir, başladık, “tersine Fransız Devrimi” ile bitirdik. İhtilal-i Kebir’in tersi Sovyetler Birliği’nin çözülüşüdür. Böylece insanlık ailesinin büyük ileri sıçrayışı da sona ermiş oldu. Şimdi serbest düşüş dönemindeyiz. 

Fransız Devrimi, bütün Avrupa kıtasını aydınlatan bir kıvılcımı ateşiydi. Sanata ve hayata damgasını vurarak yolunu açtı. Bir monarşiyi yıktı, pek çoğunu yıkılma korkusuyla baş başa bıraktı. Ünü kıta dışına taştı sonra. Osmanlı Sultanlığının ve Rus Çarlığının yıkılışında da etkisi var. Ekim Devrimi ve Türk Devrimi dahil 19. ve 20. yüzyılın bütün devrimlerine esinini vermiştir. Yani hepimiz İhtilal-i Kebir’in paltosundan çıktık. 

“Derebeyliğin zorbalığından

Tutsaklığından kurtulmanın

Ve özgürlüğünüzün tadına varın,

Egemenlik kurup üzerinizde

Sizin emeğinizle yaşayanlar

Artık üstün değil, eşit sizinle” (*)

İnsan, yurttaş olarak insan, onun icadıdır. İnsan ortaya çıkmadan bir beyannamesinin olmasını düşünemeyiz. Devrim insanı ortaya çıkarmış, beyannameyi de ortaya çıkan o yeni canlı türü kaleme almıştır. Özgürlüğümüzün tadına vardık ve insan olduk; İhtilal-i Kebir’dir…

Bütün karşı devrimlerde de tersine Fransız Devrimi’nin etkisi var. Sovyetler Birliği yıkılınca korku dağıldı ve sermaye sınıfı zincirlerinden boşaldı. Özgürlüğü kirlettiler ve insanı düşürdüler. İçinden geçtiğimiz çürüme devrimini kaybetmenin bedelidir. 

***

“Toplanın Saray’a gidelim kızlar

Haydi, Kral Babamızı bulalım,

Çoğalalım, üç bin, dört bin olalım,

İşte barutumuz, işte topumuz,

Ziyafet çekelim kralımıza.

Yürüyün, yürüyün Saray’a kızlar,

Saray’da halis yağ, bizde soğan var.”

Devrimin başlamasında sayısız sosyal, ekonomik ve siyasi faktörün etkisi var. Başlangıçtaki huzursuzluklar bir Ulusal Meclis kurularak bastırılmaya çalışılsa da sonuçsuz kalacaktı. Huzursuzluk, temmuz ortasındaki Bastille Baskını ile doruğa ulaştı. Ödü patlayan Ulusal Meclis’in verdiği ilk tepki, halka oy hakkı tanımak ve ülkedeki feodal ayrıcalıkları ortadan kaldırmak oldu. Ancak bunlar isyanı bastırmaya yetmemişti. 1789 ile 1799 yılları arasındaki on yıla dizginlenemez bir devrimci coşku hâkim oldu. “Terör Dönemi” o coşkunun doruğudur. Getirisi cumhuriyet olmuştur. Cumhuriyetin temelinde işte o dizginlenemez coşku var. 

1793’te XVI. Louis eşek cennetine postalanınca onun yerine geçecek bir yeni aygıt icat etmek gerekiyordu. Seçim, meclis, anayasa da işte o ihtiyaçtan doğdu. Hepsi İhtilal-i Kebir ile tersine Fransız Devrimi arasında ortaya çıkmıştır ve coşkulu halkların marifetidir. 

İlerledik ve geriye düştük, coşkuyla yıktık ve sonra gelip yıkılanı ayağa kaldırdılar. Devrim tarihimizin devrimleri kısa ve karşı devrimleri uzundur. Cumhuriyet tarihimizde, haliyle, pek çok yıkılış ve yeniden kuruluş hikayesi var. 

***

İlkine, 1792-1804, 1. Fransız Cumhuriyeti diyoruz. Ulusal Kongre ilk anayasayı kabul ederek, 21 Eylül 1792’de, 1. Fransız Cumhuriyeti’nin kuruluşunu resmen ilan etti. Anayasa ile başladık, devrimin getirisidir. 

Cumhuriyetçi ideallerden etkilenen Napolyon Bonapart halk ordusunun zaferleriyle Fransız topraklarını genişletti. Siyasi istikrarsızlık, ekonomik krizler ve askeri kampanyalara rağmen devrim sona erdiğinde, Fransa devrimden önce olduğundan daha büyüktü. Devrim büyütür.

Cumhuriyetin birincisi, Napolyon’un kendisini Fransızların ilk İmparatoru olarak taçlandırmasıyla sona erdi. Tabii Napolyon da kendisini eski rejimden ayırmıştı, imparatordu ama Fransız halkı adına hüküm sürdüğünü iddia ediyordu.

İkincisi daha kısa, 1848-1852 arasındadır. Napolyon’un 1815’te düşüşünden sonra Bourbon Hanedanlığı geri döndü. 1830’da Bourbonların kuzenleri olan Orléans Hanedanı Fransız tahtına oturdu. Böylece 1848’e kadar sürecek olan Temmuz Monarşisi başladı. Kral I. Louis Philippe ikinci devrime kadar hüküm sürdü.

Bu kez de 1848 devrimi kapıyı çalmıştı. Şubat Devrimi monarşinin bir kez daha devrilmesi ve cumhuriyetin yeniden kurulması ile sonuçlandı. 1848 anayasası bir cumhurbaşkanı makamı oluşturdu ve yerel seçimlerde oy kullanma hakkını da tanıyarak Fransız vatandaşlığının alanını genişletti. Bu aynı zamanda yeni bir demokrasi dönemiydi.

Sonra yeğen Napolyon, Louis Napolyon Bonaparte, kendisini Fransa Cumhurbaşkanı olarak seçtirmeyi başardı. 1851’de bir darbe düzenleyerek kendisini Fransa İmparatoru ilan etti; 1870’e kadar sürecek 2. Fransız İmparatorluğu öyle kuruldu. 

Üçüncüsü 1870-1940 arasında. Fransa-Prusya Savaşı’nda alınan ağır yenilgiyi kısa süre sonra patlak veren Paris Komünü takip etti; 2. Fransız İmparatorluğu’nun sonu ve 3. Fransız Cumhuriyeti’nin başlangıcıdır. İmparatorluk çökünce yeni bir anayasa yapıldı. Temsilciler Meclisi ve Senato’dan oluşan iki meclisli bir parlamento cumhuriyetlerden üçüncüsünün verimidir. 

Paris Komünü yenilmiş ve savaş korkusu unutulmuştu, istikrarın uzun süreceği belli olmuştu. “Belle Époque”un, ayrıcalıklı çağ, kapısı böyle aralandı. Düzen ilk defa ayaklarının altındaki toprağın sağlam olduğuna kanaat getirmişti. Hükümet ve kilise arasındaki bağları koparan “Kilise ve Devletin Ayrılması Yasası” da o dönemin ürünü oldu. 

Belle Époque 1. Dünya Savaşı ile yerle bir oldu. Gerisi uzatmalı bir yıkılış hikayesidir. 1940’ta Fransa’nın Nazi Almanyası ile ateşkes anlaşması imzalamasıyla üçüncüsü de yıkılmış sayıldı. 

Dördüncüsü 1946-1958 arasındadır. Sovyetler Birliği faşizmi yenince Fransa da Alman işgalinden kurtulmuş oldu. Fransa yeniden kurulacaktı. Parlamentonun gücünü arttıran ve cumhurbaşkanının rolünü azaltan yeni bir anayasa hazırlandı. O da Fransa ile Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi arasındaki savaş nedeniyle yıkıldı. 

5. Fransız Cumhuriyeti, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın ardından kuruldu. 1958 Anayasası cumhurbaşkanının yetkilerini artırıyor, senatoyu kaldırıyordu. Böylece başkanlık, parlamentonun geleneksel rolünün yerini alarak hükümetin güç merkezi haline geldi. Bu sonuncusunun ne zaman yıkıldığını henüz bilmiyoruz. Kesin olan şey yıkıldığıdır.  Yıkılmış cumhuriyetlerin dönemindeyiz.

***

“Girecek, girecek, işler yoluna girecek

Hep bu sözü söyleyecek halkımız.

Girecek, girecek, işler yoluna girecek

İsyancılara rağmen zafer bizim olacak

Düşmanlarımızın soluğu kesilecek

Halkımız mutlu şarkılar söyleyecek.”

Özeti şu; cumhuriyet her kurulduğunda yeniden yıkılmıştır. Ya da tersinden söyleyelim, cumhuriyet her yıkıldığında yeniden kurulmuştur. Yıkılır ve kurulur, cumhuriyet bir fikirdir çünkü, asla kaybolmaz. Düşer kalkar, daha güçlü bir biçimde ileri atılır. 

Yalnız, bizler kuruluşun değil yıkılışın talihsiz tanıklarıyız. Tersine Fransız Devrimi’nin yıkıntısında, yeni bir cumhuriyet, yeni bir meclis ve yeni bir anayasa arıyoruz. Uzun sürebilir, zor olabilir ama eninde sonunda bir yol buluruz. Umutsuzluğa kapılmaya gerek yok, bütün meclisleri biz açtık, bütün seçimleri biz yaptık, bütün anayasaları biz yazdık. Halkız biz, güç biziz, devrim bizdendir.

Biliyoruz, İhtilal-i Kebir türküsünde söylendiği gibi işler yoluna girecek, düşmanlarımızın soluğu kesilecek, halkımız yeniden mutlu şarkılar söyleyecek.

(*) Dizeler Erdoğan Alkan’ın “1789 Devrim Şarkıları” eserinden alındı.

Orhan Gökdemir 'ın Son Yazıları