Dünya Ortadoğu’dur

24/12/2016 Cumartesi
Dünya Ortadoğu’dur

Güya Suriye muhalefeti ayaklanmıştı. Sonra muhalefet dediklerinin “Özgür Suriye Ordusu” gibi tumturaklı bir ad verilen bir avuç kiralık cihatçı çeteden ibaret olduğu ortaya çıktı. Suriye muhalefetinin içinde muhalif yoktu ama IŞİD, El Nusra, Ahrar-ur Şam, her boydan Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani grup, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, İsrail, ABD ve elbette karşı tarafta Rusya ve İran ne ararsan vardı. 2011 baharından bu yana hep birlikte Esad’ı devirip, Suriye’yi Müslüman Kardeşlere ve yancılarına teslim etmek için uğraşıyorlar. Ülkenin her köyüne, her kasabasına ve her şehrine saldırdılar. Bazılarını yakıp yıktılar, bazılarını işgal ettiler, bazılarını işgale yeltendiler. Pek çok Suriyeli yerinden yurdundan ayrılıp başka ülkelere sığındı. Ama çoğunluğu kaldı ve Suriye için direndi. Sonuç ortada.

Beş yılda dolaylı dolaysız kayıp insan sayısı neredeyse yarım milyona ulaştı. Uluslararası güçlere bakarsan bu ölümlerin çoğu Esad’ın marifeti. Zaten zalimin teki Esad, muhaliflere işkence ediyor, kimyasal silah kullanıyor, varil bombası atıyor, mezhepçilik yapıyor. Kampanyanın bini bir para. Ama dumanlı hava dağılınca görüldü ki Suriye muhalefeti denilen cihatçı çetenin mezalimi Esad’ınkine rahmet okutuyor. Suriyeliler de rahmet okuyor zaten. Halep cihatçı çetelerden kurtarılınca sokağa taşan sevince bakın. Esad’a okunmuş rahmetlerin dışavurumudur o.

***

Biz, bizimkilere bakıyoruz. “Esad birkaç hafta içinde düşer” diye başladılar. Düşmeyince şaşırdılar. İşin uzayacağı anlaşılınca, bir ara CHP’nin üzerine yıkmaya kalkıştılar. Baas’ın bir tür CHP olduğunu iddia edenler bile çıktı aralarından. 

Yıl 2012. CHP’liler iç savaşa sürüklenen Suriye’yi ziyarete hazırlanıyor. Başbakan RTE öfkeli, şöyle konuşuyor; ''CHP yarın Şam'a gidecek, yüz bulamayacak göreceksiniz. Ama inşallah biz en kısa zamanda Şam'a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi'nde namazımızı da kılacağız. Bilali Habeşi'nin, İbn-i Arabi'nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi'nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu'nda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz.'' O gün bunun bir temenniden ibaret olduğu sanılıyor. Ama sonra “Şam’da namaz kılma motivasyonu”nun nasıl bir faciaya yol açtığı anlaşılmaya başlanıyor. İddia o ki 2013’te ABD’yi Esad’ı devirecek bir müdahaleye ikna etmek için Şam’ın banliyösü Guta’ya yapılan sarin gazı saldırısı dahil pek çok olayda bu motivasyonun izi var.

Guta saldırısından bir yıl sonra… El Nusra ve IŞİD severlerin doldurulduğu Anadolu Ajansı, Suriye’de işkenceyi ispat ettiğini ileri sürdüğü bir dizi fotoğraf yayınladı. Fotoğraflarda, işkence ve yanık izleri olan çok sayıda ceset görülüyordu. Ajansın iddiasına göre fotoğrafların çekildiği yerler, Şam civarındaki askeri üslerdi. AA’nın yayınından bir hafta sonra bu fotoğrafların kamuoyuyla paylaşılmasına aracılık eden İngiliz Carter-Ruck hukuk bürosunun ortaklarından Cameron Doley çıkıp tuhaf bir açıklama yaptı. Şöyle dedi; “Biz sadece Guardian ve CNN ile anlaştık ve onlara 10 tane fotoğraf verdik. AA nerden aldı bilmiyorum. Enteresan. Öğrenmek isterim.” Açıklamanın ayrıntısında fotoğrafları getiren Sezar kod adlı kişinin Katar’dan yardım istediği, Katar’ın da işi Carter-Ruck firmasına yönlendirdiği anlaşılıyordu. Neden? Çünkü Londra merkezli Carter-Ruck isimli hukuk bürosu Katar şeyhleri tarafından finanse ediliyordu. Bir büyük yalan organizasyonu daha böylece akim kalıyordu. Fotoğrafların servis edilmesinin nedeninin Cenevre-2 Konferansı öncesi “muhaliflerin”  masada elini güçlendirmek olduğu ortaya çıktı. Hedef “Esadsız çözümü” mümkün kılmaktı! Bunlar, Suriye üzerine atılan yalan bombalarının birkaçı…

Ülkeye cihatçıların doluşmasına göz yumdular ve yol verdiler. Şurası artık çok açık: Nusra Cephesi, IŞİD ve Ahrar-uş Şam gibi El Kaide versiyonu örgütler silah desteği almak, tedavi görebilmek ve güvenliklerini sağlayabilmek için Türkiye sınırından geçişlere büyük oranda bağımlıydı. Bu çeteler arasındaki en şiddetli çatışmalar da zaten bu sınır geçişlerinin kontrolü için oldu. Her türlü yolla Suriye’ye karşı mezhepçi nefreti körüklediler. Suudi Arabistan ve Katar’ın petro-dolarlarıyla Suriye’yi bir kan gölüne çevirdiler. Ama yine de kaybettiler. Kiralık katillerle yürütülmeye çalışılan bir tuhaf savaş girişiminin hazin sonudur bu.

***

Esad birkaç haftaya düşer diye başladılar. Beş yıl sonra Esad hala ayakta ama kendileri düştü düşecek. Güvenli bölge, tampon bölge, uçuşa yasak saha falan dediler, olmadı. PYD-YPG’yi terör örgütü ilan ettiler, olmadı. Kürt koridorunu engelleyeceğiz dediler, durum ortada. Nusracıları ve ÖSO’cuları organize etmek için peydahladıkları “Eğit-Donat projesi” büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı. Eline silah verdikleri bütün ÖSO’lular gidip Nusra’ya, IŞİD’e katıldı. IŞİD’e destek vermiyoruz dediler, her yerden desteğin ipuçları fışkırıyor. İncirlik’te hala ne olup bitiyor bilmiyoruz, bence iktidar da bilmiyor. Kahire düştü, Bağdat düştü, Halep düştü, Şam başından beri ayakta. Ilımlı İslam’ın yıkılışının yol açtığı tsunami “son kale” İstanbul’un duvarlarına dövüp duruyor.

Akıllarınca duvarın yıkılmasını önleyecekler. Çaresi ne? Gözü karartıp henüz sahipsiz olan Suriye topraklarına dalmak. Bu yolla Kürt koridorunun oluşmasına engel olmak.

Önceki hafta ÖSO’ya Azap askeri rolü verip El Bab’ı fetih girişimi de büyük bir drama dönüştü. Tankları, zırhlı araçları, iş makinaları IŞİD’in eline geçti. Haberlere göre ÖSO’cular ilk ateşte sıvıştı. Desteksiz kalan askerler IŞİD’e esir düştü. Birkaç gün önce esir askerlerden ikisini diri diri yaktıklarını gösteren videoları servis ettiler. Gerçek mi kurmaca mı bilemiyoruz ama Türkiye halkı o videoyu görmesin diye iki gündür internetin fişi çekik.

Esad’ın düşmesini beklerken Halep düşünce son çare dinci tabanı motive etmeye kalkıştılar. Aşrı motive edilmiş cihatçı polis memuru çekip Rusya Büyükelçisini arkadan vurdu. Suriye’yi fetih niyetiyle çıkılan yola tüy dikmekti bu.

Telaşla Moskova'ya koşup Suriye politikasında "büyük dönüş" anlamına gelen bir deklarasyona imza attılar hemen. Çünkü Rus uçağını düşürdükten sonra ayının tokadını yemenin nasıl bir acı verdiğini bizzat tecrübe ederek öğrenmişlerdi.  Deklarasyonun 1. Maddesinde şöyle deniyor: "İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade ederler."

Türkiye, artık Suriye ihtilafının askeri çözümünün olmadığına emin. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı çerçevesinde siyasi çözüm için barış görüşmelerini canlandırmak için çalışacak. Öyle söyleniyor metinde. Türkiye böylece savaşın garantörlüğünden barışın garantörlüğüne hızlı bir yatay geçiş yaptı. “Şam’da Cuma namazı kılma” hedefiyle yola koyulduğu mezhepçi Suriye politikasının cenaze törenidir bu.

Moskova’da bu deklarasyon imzalanırken Halep’te kalan son cihatçılar da kentten ayrıldı ve kentte kontrol tamamen Suriye ordusuna geçti. Halep halkı özgürlük kutlamasındayken, cihatçıların işgal ettiği El Bab’da iddialara göre IŞİD esir aldığı iki askeri canlı canlı yaktı. Dinbazın BOP düşü, Yeni-Osmanlı hayali, Birleşik İslam rüyası o iki çocuk gibi yandı bitti kül oldu. Dinci gericiliğin cehennemidir geriye kalan. Bir tabuyu daha yıkıldı böylece. Çocukları “cehennemde yanacaksınız” diye korkutamayacaklar artık. Çocuklar cehenneme çevirdikleri topraklarda zaten yanıyor…

***

ABD’nin Irak’ı işgali I. Dünya Savaşı ile kurulan statükonun son bulması anlamına geliyordu. Suriye, Rusya’nın desteğiyle işgale direnerek oyunu bozdu ve yeni statükonun kolay kurulamayacağını gösterdi. Kaybedenlerin bu son savaştan da küçülerek çıkması kaçınılmaz.

Rus Elçisi Ankara’da bir polis tarafından öldürüldü, askerler Suriye’de yakıldı. Almanya’da Pazar yerine kamyonla dalan cihatçılar çoluk çocuk kim varsa ezdi geçti. Kayseri’de askerler, Beşiktaş’ta polisler havaya uçuruldu. Halep’te uzun sokak savaşı işgal güçlerinin şehirden ayrılmasıyla son buldu. Çatışmalar Yemen’de, Bağdat’ta, Kahire’de, Musul’da, Paris’te, Somali’de sürüyor. Üçüncü dünya savaşına benzemiyor mu?

Dünya artık Ortadoğu’dur…

ÖNCEKİ YAZILARI

Tanrının sapıkları 16/11/2019 Cumartesi
Düzenin azapları 26/10/2019 Cumartesi
Ahlaksız 19/10/2019 Cumartesi
Laik imamlar zamanı 12/10/2019 Cumartesi
Köle 05/10/2019 Cumartesi
Parti tarihine giriş 28/09/2019 Cumartesi
Şule’nin örtüsü 31/08/2019 Cumartesi