Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Gökdemir

Orhan Gökdemir

Benim sevdiceğimde din var ahlak yok

Gerekleri var; Saraydan bir Hakyolcu eksilince yerini bir Menzilci ile doldurdu. Böylece AYM’de Hakyolcular bir arttı. Tarikatlar düzeninde boşluğa yer yoktur. Yeni nesil tarikatlar düzenidir. 

Yayın Tarihi: 19.07.2024 , 22:40 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’ndan el çektirilen Melih Gökçek, görevdeyken belediyeye ait bir evcil hayvan parkı yaptırmıştı. Böyle tuhaf fantezileri vardı elemanın. Fakat “evcil hayvan parkına” masraftan kaçınmayıp yabani kanguru, lama, sıpa, deve yavrusu, iguana, sakallı ejder gibi farklı türlerde çok sayıda hayvan satın aldırmış ve karşılığında yüksek paralar ödemişti. Bir tür canlı “Anka Park”tı bu. 

Sonra fantezinin aslında düz para fantezi olduğu ortaya çıktı. Belediyenin hayvan alım ihalesini kazanan kişi, Ankara’nın işlek yerlerindeki belediyeye ait büfe, otopark ve dükkânları “değerinden ucuza” kiralayan Refah Partisi eski milletvekili Hüsamettin Korkutata’nın oğlu Serkan Korkutata’ydı. Korkutata bu amaçla “Koru Grup” adlı bir şirket kurmuştu. İhaleye Korkutata’nın kardeşi Sinem Şenbaş da kâğıt üzerinde kurulu olan bir firmanın sahibi olarak katılmış, böylece dışarıya karşı rekabet ediliyor görüntüsü verilmişti. Serkan Korkutata aynı zamanda Gökçelerin TV kanalı Beyaz TV’nin bir çalışanıydı. 

Oğul Serkan, Gökçek’ten sonra da ilerlemeye devam etti. AKP Ankara İl Başkan Yardımcısı oldu. Beyaz TV'de yönetim kurulu üyeliğine terfi etti. Ankara Büyükşehir Belediyesinden ihale almaya devam etti. 

***

Becerikli Serkan Korkutata, yakınlarda, bir de yediği pahalı yemekle gündeme geldi. Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı ile Bodrum Mandarin Oriental Otel’deki Ferdi Baba Restoran’da akşam yemeği yemişler, çıkışta 168 bin lira hesap ödemişlerdi. Ne yediklerini öğrenemedik fakat iyi yedikleri belliydi. 

O yemekten kısa bir süre sonra Serkan Korkutata’nın yemek partneri Metin Kıratlı Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı. Normal bir düzende bu kişinin devlet defterinden silinmesi gerekirdi oysa. En azından çağırılıp “bu hesabı nasıl ödedin” diye sorulmalıydı. Ancak artık normal bir düzen yoktur, “Tayyiban Rejimi” vardır. Dolayısıyla bu rejimde, “kamu” da yoktur. Olmayan kamunun hakkını arayacağını düşünemeyiz. Sorarsa sadece büyük reis sorar. O da sormamaktadır. Durum bundan ibarettir. 

Yeni Anayasa Mahkemesi üyemiz Sarayın ve haliyle devletin en yüksek dereceli memuruydu. Hukukçuydu. Mesleğe 1994’te Sivas-Ulaş Hâkimi olarak atılmıştı. 2010’lu yıllarda Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne yükseldi. Oradan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcılığına zıpladı. YÖK üyeliğine atandı. Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı, AYM üyeliğinden önceki son göreviydi.

Nasıl oldu da bu kadar hızlı yükseldi diyorsanız meslek hayatına bakmayacaksınız.  Yeni AYM üyesinin “Hakyolcu” olduğu iddia ediliyor. Hakyol, Nakşi-Halidi tarikatının İskenderpaşa cemaatinin bir uzantısı. “Hakyol”, tarikatın şeyhi Esat Çoşan’ın aynı adla kurduğu vakfın adından geliyor. Devlet artık tarikatlar arasında bölüşülmüş durumda. Demek ki AYM’de bir Hakyol ağırlığı var artık. Başka müritler de var mı bakarız, anlarız.

***

“Benim sevdiceğimde din var iman yok…” Anonim bir Antakya türküsüdür bu. Dindar görünmekle birlikte imansızlık mümkündür, anonim halkımızın dediği budur. Tarihimiz imansız dindarla doludur. Tabii din olanda ahlak olması zorunluluğu da yoktur. Dindar ve ahlaksız mümkündür, bu türlüsünün de çok yaygın olduğunu biliyoruz. “Benim sevdiceğimde din var ahlak yok”, bu hali zamanın ruhuna daha uygundur. 

Ülkede artık dindar bir rejim var, haliyle ahlaka, vicdana, namusa, hukuka uygun tek bir icraatlarını bulamazsınız. Din bunlara olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor, bir sınırsız imkanlar rejimi öyle ortaya çıkıyor. 

Gerisini Toygun Atilla’nın bir haberinden özetliyeyim… En yüksek devlet memurluğundan AYM üyeliğine uçan Metin Kıratlı’nın oğlu Hasan Celal Kıratlı, genç avukat Gül Süslü ile evlendi. Henüz hukuk fakültesinden yeni mezun müstakbel gelin Cumhurbaşkanlığı Hukuk departmanına sözleşmeli avukat olarak yerleştirildi. O sırada Londra’da yüksek lisans yapmak için üniversiteden kabul aldı. Yüksek lisansa gitmek için ücretsiz izne ayrılması gerekiyordu. “Kayınbaba” yine devreye girdi, yeni gelin istisnai memur kadrosu ile devlet memuru yapıldı, İletişim Daire Başkanlığı’na atandı. Artık hem Londra’da okuyabilir hem de maaşını almaya devam edebilirdi. 

Oğul Hasan Celal Kıratlı’da o arada Yunus Emre Enstitüsünde işe yerleştirildi. Oğul ve geline bütün kapılar ardına kadar açıktı. 

Ancak bu ballı işler bir de küçük sorun yaratmış, yeni evli çiftler ayrı düşmüştü. Etkili ve yetkili baba tekrar devreye girdi, oğul Hasan Celal Kıratlı, Yunus Emre Enstitüsünden yapılan görevlendirme ile Londra’ya atandı.

Fakat Hasan Celal Kıratlı’nın aynı zamanda New York’ta yaşaması gerekiyordu. Yönetmekle yükümlü olduğu bir şirket vardı, başında aileden birinin durması gerekiyordu. Üzerine bir de New York’a geçici görev emri çıkarıldı, sorun çözülmüştü. Sonra geline de New York’ta bir üniversite bulundu ve o da ABD’ye uçtu. Masrafları İletişim Başkanlığı ödüyordu. (https://www.odatv4.com/makale/dunyayi-gezip-devletten-maas-alan-cift-en…)

***

2021 tarihli bir haber daha… “CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte kamuda en yüksek devlet memuru haline gelen Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı’nın üç ayrı kurumdan aylık toplam 84 bin 702 lira maaş aldığını öne sürdü.” Bu maaşların listesi şöyleydi; Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı’ndan 22.906 TL, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Üyeliğinden 24.000TL, YÖK Üyeliğinden: 37.796TL…

***

AYM üyesinin ismini bir de “ülkücü mafyoz” Sedat Peker’in ifşaatlarından biliyoruz. Peker, geçmişte, Suriye ile ticaret yapmak için en yüksek memur Metin Kıratlı’dan izin veya onay almak gerektiğini ileri sürüyordu. Sözünü ettiği sadece silah ticareti değildi. Kaçak ham petrol, çay, şeker, alüminyum, bakır, ikinci el araba, her şey dahildi buna. Milyarlarca dolarlık bir pazardı bu. Peker’in iddialarına göre oradan onay alanları Murat Sancak ve Ramazan Öztürk’e yolluyorlardı. Onların da onayı alındıktan sonra El Nusra’nın iktisat sorumlusu Ebu Abdurrahman devreye giriyordu. 

E haliyle en yüksek devlet memuru bu iddialara karşı dava açacağını söyledi. Açtı mı açmadı mı, açtıysa dava ne aşamada bilmiyoruz. Ortalıkta bir devlet olsa konuyu hassasiyetle takip eder, her aşamada kamuoyunu bilgilendirirdi. Yoksa ne bilelim biz!

Yeni AYM üyesi hakkında ortalıkta uçuşan başka iddialar da var. Bunlardan birine göre yargının siyasallaşmasının sorumlusu o. Bazı meslektaşlarına göre “derin devletin pis işlerini temizleyen kişi”. Saray onun üzerinden yargıyı kontrol ediyor. 

İşte “rejimin” AYM üyeliğine uygun gördüğü kişinin kısa portresi bu. En yüksek devlet memuru, Sarayın emrindeki kişi bundan böyle yapılan işlerin Anayasa Uygun olup olmadığına karar verecek. Hangi Anayasanın? İşte orada da bir belirsizlik var. Ortalıkta yürürlükte olduğu sanılan bir yazılı Anayasa var. Bir de kimsenin bilmediği görmediği fiili bir Anayasa. Bu atamalar işte o fiili anayasaya göre yapılıyor. Bir rejim böyle kuruluyor ve böyle ayakta tutuluyor. 

Gerekleri var; Saraydan bir Hakyolcu eksilince yerini bir Menzilci ile doldurdu. Böylece AYM’de Hakyolcular bir arttı. Tarikatlar düzeninde boşluğa yer yoktur. Yeni nesil tarikatlar düzenidir. 

***

Esat’ı devireceklerdi, öyle sanıyorlardı. Paralı askerleri, artık cihatçı diyoruz, ülkenin üzerine saldılar. Ellerine bir bayrak tutuşturdular, maaşa bağladılar, silah verdiler. Bu katiller ordusunu Suriye kabul ediyorlardı. Geride kalana ise “Esat Rejimi” adını takmışlardı. Böylece ülkenin meşru yönetiminin silah zoruyla kurdukları ve meşru kabul ettikleri rejimlerinden ayrı olduğunu belirtmek istiyorlardı.

Tabii “rejim”den kasıt, aynı zamanda ülkeyi yönetenlerin halkın iradesini yansıtmamış olduğuydu. Rejimin başı Esat gayrı meşruydu.  

Bu durumda, “rejimi”, genişletebiliriz. AKP de artık halkın iradesini yansıtmamaktadır. Ülkeyi silah zoruyla tutmaktadırlar ve demek ki bir “Tayyiban Rejimi”nden söz edebiliriz. 

“Benim sevdiceğimde din var ahlak yok”… Ülkede artık dindar bir rejim var, haliyle ahlaka, vicdana, namusa, hukuka uygun tek bir icraatlarını bulamazsınız. Din bunlara olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor, bir sınırsız imkanlar rejimi böyle ortaya çıkıyor.

Fakat tabii iğreti ve ahlaksız rejimler yıkılmak içindir. Ahlaksız bir düzen ayakta kalamaz, uzun vadede, imkânsız olduğunu biliyoruz. Yıkmak ise artık bir yurttaşlık görevidir. Hatırlatıyoruz, sorumluluğumuz var! 

Orhan Gökdemir 'ın Son Yazıları