Nevzat Evrim Önal
Bir avuç dolar için…
Yayın Tarihi: 24.06.2025 , 00:09 Güncelleme Tarihi: 24.06.2025 , 00:10
“Türkiye son yirmi yılda çok değişti…” Sürekli bunu söylüyorlar ve kendi açılarından haklılar. Türkiye’de piyasa ekonomisi AKP döneminde çok gelişti ve derinleşti. AKP’nin iktidara geldiği 2002’nin sonunda Türkiye’nin enflasyondan arındırılmış dolar bazında yıllık üretimi 415 milyar dolar olmuştu. Bu rakam 2023’te 1,26 trilyon (1260 milyar) dolar olarak gerçekleşti. Bu 2003-2023 arasında yılda ortalama yüzde 5,5 büyüme demek ve bu, aynı dönemdeki dünya ortalaması olan yüzde 3’ün hayli üzerinde.1
Peki, ekonomi ne pahasına büyüdü?
Türkiye’nin dış borcu 2002 sonunda 132 milyar dolardı, 2023 sonunda 500 milyar dolar olmuştu. Yani yirmi yılda ekonomi üç katına çıkarken dış borç neredeyse dört katına çıkmış durumda.
Zaten işin bam teli de burası. Batılı emperyalistler o kadar zenginleşmiş durumda ki, nereye koyacaklarını, ne işe yaratacaklarını bilemedikleri, kulaklarından fışkıracak, paçalarından akacak kadar çok sermayeleri var. Bu yüzden aslında dünyanın geri kalanının çöl olmasını, kendi ülkeleri dışındaki tüm halkların ölüp gitmesini falan istemiyorlar. Aksine, dünyanın geri kalanında ekonomiler büyüsün, yatırımlar yapılsın, ama bu olurken bir yandan da borçlar büyüsün ve üretilen değerin büyük bir kısmı borç faizi olarak kendi ceplerine aksın istiyorlar. Emperyalizmin özü bu.
Emperyalistler Türkiye ekonomisinin büyümesinden rahatsız falan değil, çünkü onlar için Türkiye büyük bir yatırım, sağmal bir inek. Emperyalistler yalnızca Türkiye bağımsızlaşırsa, sürekli değer sızdıramayacakları bir ülkeye dönüşürse rahatsız olur. AKP denen gerici parti de Türkiye’deki uzun iktidarını buna borçlu. Türkiye ekonomisini borçla, bağımlılıkla şişire şişire büyüttüler ve ülkenin bağımsızlığı için hiçbir gerçek adım atmadılar.
Türkiye sermayedarları da pek tabii rahatsız değil. Servetlerine servet, sermayelerine sermaye kattılar. Halkın sırtından beş yerine on beş kazandılar, belki emperyalistlere bunun ikisi yerine yedisini verdiler ama yine de eskisiyle karşılaştırılamayacak bir hızla zenginleştiler ve zenginleşiyorlar. Sevgili Korkut hocam defalarca yazdı, özellikle son altı-yedi yılda Türkiye’de üretilen değerden sermayedar sınıfın aldığı pay ölçüsüzce arttı.2 Yani pasta büyüdü, ama emekçilere pastadan daha ince bir dilim verildiği için yaşam koşullarında önemli bir iyileşme olmadı.
Piyasa ekonomisinde başkaları zenginleşirken yerinde sayan, kaybeder. Türkiye ekonomisinin şişirilerek büyütülmesinin bir noktada enflasyona dönüşmesi kaçınılmazdı ve 2020’den itibaren bununla birlikte, emekçi sınıflar hayat pahalılığı ile korkunç bir bedel ödemeye başladı. Yıllarca biriken çelişkiler bu yolla emekçilerin, yoksulların sırtına yıkıldı.
Ahmak muhalifler yanlış düşünceler yayıyor, AKP sadece köprü, yol, havaalanı yapmadı. Son yirmi yılda organize sanayi bölgeleri de genişledi, çoğaldı. Ama bir kez daha sormak lazım: Ne pahasına?
İki örnek vererek göstermeye çalışacağım. Gelin, inceleyelim…
***
Bu fotoğrafı bir arkadaşımdan rica etim, Münih’te bir markette çekti. Kirazın kilosu 9 avro civarında. Ben bu yazıyı yazarken yaklaşık 410 lira ediyordu. Yine bu yazıyı yazarken bir “sanal market” sitesini açıp baktım, kiraz almak istesem kilosuna 580 lira uçlanmam gerekiyordu.
Kuşkusuz biraz daha ucuza bulunacak yerler vardır, ama gidip tarla kapısından almayacaksanız (çünkü o zaman nakliye maliyet ve zahmetine bizzat katlanmış olursunuz) şunu teslim etmeniz gerekir: Dünyanın kiraz üreticisi olan Türkiye’de kiraz, geçmişte önemli bir üretici olan ama sonra bundan vazgeçmiş (dolayısıyla Türkiye’den kiraz ithal ediyor olan) Almanya’dan pahalı.3
Birileri bu garabeti “ama bu sene don oldu” diye açıklamaya çalışabilir. Bu açıklama yanlıştır. Durum geçen sene de farklı değildi, gelecek sene de farklı olmayacak. Dünyanın en önemli nitelikli tarım üreticilerinden biri olan, çeşit çeşit, bazıları başka hiçbir yerde üretilmeyen sebze ve meyveleri üreten Türkiye’de bu ürünlerin en kalitelileri, en lezzetlileri, sağlığa en faydalı olanları paketlenip ihraç ediliyor; makul bir geliri olan yurttaşlarımızın payına en yavan ve en fazla tarım ilacı kalıntısı olanlar, yoksul yurttaşlarımızın payına ise tavuk döner ve etsiz çiğköfte düşüyor.
Türkiye sosyalist olsaydı, tüm tarımsal üretim devlet tarafından planlanıyor ve ürünlerin en kalitelileri öncelikle emekçi halkın tüketimine sunuluyor olurdu. Ama borca batırılarak büyütülmüş AKP Türkiyesi’nde, sermayedar sınıf o borcu afiyetle yemiş ve ödemesini devlet eliyle emekçi halkın sırtına yüklemiş olduğu için, yurt dışına satılabilecek her şey satılmalıdır.
Ne için? Bir avuç dolar için…
***
İkinci örneğimiz geçtiğimiz haftalarda Marmaris’te patlayan rezalet. Müsaadenizle buna fotoğraf koymuyorum, pisliğin içinde yuvarlanmanın alemi yok.
Bugün Türkiye’de ortalama gelire sahip bir emekçi ailesinin Güney Ege ve Akdeniz’in dünya mirası niteliğindeki sahil ve koylarında tatil yapması mümkün değil. Çok benzer bir şekilde, ortalama gelire sahip bir emekçi ailesi İstanbul’un dünya mirası niteliğindeki merkezlerinde; Sultanahmet, İstiklal Caddesi ya da boğaz kıyısında düzgün bir restoranda ailece yemek yiyemez. Çünkü buralar “turistik” oldu ve sadece güzellikler değil her şey, bir avuç dolar için misafire değil yağmacı işgalcilere benzeyen turistlere satılıyor.
Pek çok insan Marmaris’ten gelen görüntülere bakıp, o görüntülerdeki “turistik hizmet”i sunan gençleri suçladı, tartışma bunun üzerinden döndü. Kusura bakmayın ama sadece gözünü rahatsız edene takılan bu ahlakçılıkla hiçbir yere varılamaz. Fuhuş, içinde yaşadığımız düzenin ahlaksızlığının doruklarından biridir ama bu ahlaksızlıkta son eleştirilmesi gereken bedeni satılmakta olan insandır. Görüntülerdeki gençler, o sırada ne hissettiklerinden ve ne yapıyor olduklarını zannettiklerinden bağımsız biçimde, insanlıktan çıkmaktadır. Aynı görüntülerdeki kadın turistler ise taciz maciz edilmemekte, fuhuş hizmeti satın almaktadır ve ertesi sabah duşlarını alıp, büyük bir iki yüzlülükle “nezih” hayatlarına devam edecektir. Ama hepsinden önemlisi, satılan hizmetten asıl para kazanan baş pezevenkler tabii ki kamera görüntülerinde mevcut değildir ve malikanelerinde oturup servetlerine servet katmakla meşguldür.
Bu rezilliği serbest bırakan, mümkün kılan, göz yuman herkese lanet olsun.
Türkiye sosyalist olsaydı, ülkemizin tüm doğal ve tarihi güzellikleri önce turistlere değil, emekçi halka sunulurdu.4 Turistler bu güzellikleri tecrübe etmeye gelmiş misafirlerimiz olur, misafir adabına uygun davranmaları beklenir, kimsenin da ülkemizi ve yurttaşlarımızı böyle kirletip alçaltmasına göz yumulmazdı.
Ama borca batırılarak büyütülmüş AKP Türkiyesi’nde, sadece ağaçlarımızın dallarındaki güzel yemişler ya da kent merkezlerimiz ve kıyılarımız değil, geleceği çalınmış çocuklarımızın bedenleri de arsız yabancılara satılık.
Ne için? Bir avuç dolar için…
***
Uzatmayacağım. Bugün Türkiye’de “yahu bu ne rezillik?!” diye feryat ettiğimiz her şeyin açıklaması budur. Sermayedar sınıf ve onun çıkarları için her türlü değeri, ahlakı ve onuru kenara koyup siyaset yapan AKP Türkiye’yi satmakta, rezil etmekte ve yıkıma uğratmaktadır.
Mesela, kömür madenleri için zeytinlikleri kesmeye kalkıyorlar çünkü Türkiye enerji ithalatçısı ve yerel kaynakla üretilecek her kilovat elektrik bir avuç dolar demek.
Bu gözü dönmüş yağmacılığın karşısına ekonomik rasyonaliteyle çıkılamaz. “Uzun erimde zeytinlik daha çok para getiriyor” diye laf anlatılamaz bu vandallara. Onlar için “uzun erim” falan yok, sadece zenginleşmeye devam etmek zorunda oldukları bugün, şu an var. Dahası, bazı zenginlik ve güzellikler para getirmez ve onlardan para kazanmaya kalktığınızda içine edersiniz.
Türkiye, birinci önceliği zenginken daha fazla zengin olmak olan gözü doymaz sermayedar sınıfın elinden kurtarılmalıdır.
Ancak bunu yaptığımızda, güzel ülkemizin zenginliklerini hep beraber ve bozmadan tüketmeden çocuklarımıza bırakacak biçimde yaşayabiliriz. Ancak bunu yaptığımızda, kirazın en lezzetlisini, fındığın en güzelini biz yeriz. Ancak bunu yaptığımızda, ülkemizin onurunu, çocuklarımızın geleceğini ve ahlakını güvence altına alırız.
Dış borç mu? Reddederiz gider, emperyalistler de avuçlarını yalar. Topla tüfekle de alamazlar, Türkiye Suriye’ye benzemez. Şairin dediği gibi, kapanırsa “kapansın el kapıları, bir daha açılmasın.” Bu üke, kimsenin kimseye kul olmayacağı, insanlığın kardeşçe yaşayacağı sosyalist dünyanın kurulmaya başlayacağı ülke olmaya adaydır. İnsanlığın geri kalanına öncülük etme şerefine nail olabiliriz.
Bunun için çekeceğimiz herhangi bir zorluk, bir avuç dolar için rezil olmaktan kat be kat evladır.
- 1
Dünya Bankası verilerini kullanıyorum: https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.KD?locations=TR, https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.KD.ZG?locations=TR.
- 2
- 3
Şu tvitteki videodan Türkiye ve diğer kiraz üreticilerinin üretimlerinin nasıl değiştiğini görebilirsiniz: https://x.com/GaziKutlu/status/1770918909736046623.
- 4
Ayrıca yurttaşlarımıza vize uygulayan hiçbir ülkenin vatandaşları ülkemize elini kolunu sallayarak vizesiz giremezdi. Ve ayrıca kent dokusunun birer değeri olan tarihi dükkanlar müşterisi az diye kirasını ödeyemeyip kapanmaz ve yerine tıkınmaktan başka bir halttan anlamayan turistlere hizmet eden boktan tatlıcılar açılmazdı. Ve saire…