Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Neslişah Başaran

Krizin somut hali

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Haftalardır Avrupa’da etkisi giderek artan ekonomik krizden ve Fransa özelinde krizin siyasette yarattığı etkilerden söz ediyoruz. Bu hafta krizin sonuçları konusunda daha somut konuşacağız.

Bu haftaki yazının konusu geçtiğimiz üç ay içerisinde yayınlanan iki rapor. Baştan söyleyelim raporlar kapitalizm konusunda iyi bildiğimiz klişeyi istatistiklerle de doğruluyor: krizler çoğunluk için daha fazla yoksulluk yaratırken ufak bir azınlık da kriz koşullarında servetlerine servet katıyor. Ancak, kapitalizmin insanlağa mal ettiği yıkımın boyutlarını görebilmek açısından bu raporlara göz atmakta fayda var.

Birinci rapor kapitalizmin beşiği Avrupa’da krize karşı önlem olarak uygulandığı söylenen “kemer sıkma politikaları”nın yarattığı yoksulluğu gözler önüne seriyor. Yoksullukla mücadele amaçlı uluslararası bir kuruluş olan Oxfam’ın geçtiğimiz Eylül ayında yayınladığı bu rapora göre, kemer sıkma politikaları bu şekilde devam ederse Avrupa’daki yoksulların sayısı önümüzdeki 12 yıl içerisinde 15 ila 25 milyon artacak (Bu rakam Avusturya ve Hollanda’nın toplam nüfusuna eşit). Raporda ifade edildiği üzere 2011 verilerine göre Avrupa’da halihazırda 120 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yani çalışan nüfusa dahil her 10 aileden biri yoksul.

Avrupa’da yoksulluk ve işsizlik şu anda en çok gençleri vuruyor. Üniversite mezunu gençlerin iş bulma süresi giderek uzuyor. Rakamlarla ifade edildiğinde işsizliğin boyutları daha net görülüyor. Son 10 yılda krizden en çok etkilenen ve Avrupa Birliği kurumları ve IMF tarafından kemer sıkma politikalarının dayatıldığı başlıca ülkelerden İspanya ve Yunanistan’da işsizlik 2007’den 2012’ye yüzde 8,3’ten yüzde 24’e yani üç katına çıkmış. Uzun süreli işsizlik ise dörde katlanmış. Gençler arasındaki işsizlik oranları ise bunların çok üzerinde. Portekiz’de yüzde 42, İspanya’da yüzde 56, Yunanistan’da yüzde 59, İtalya’da yüzde 39,1… Yani işgücünün en verimli kısmı olan üniversiteyi yeni bitirmiş gençlerin yarısı işsiz.

Kemer sıkma politikaları ise giderek yoksullaşan ve çalışma hakkı elinden alınan geniş kesimlerin sosyal haklarını da ellerinden alarak yaşamlarını iyice zorlaştırıyor. Avrupa devletleri bütçelerindeki sosyal harcama kalemini yüzde 10 ila yüzde 50 arasında azaltıyor. Bu şu anlama geliyor: örneğin İngiltere 2010 ile 2018 arasında kamu sektöründeki 1.1 milyon görevi ortadan kaldıracak. Yani yarıdan fazlası kadın olan yüzbinlerce kişi önümüzdeki 5 yıl içerisinde işsiz kalacak.

Raporun en kritik noktalarından biri de artan yoksulluktan en fazla etkilenecek kesimin kadınlar olacağı tespiti. İşsizsizlik, yoksulluk gibi olguların yanı sıra, kreş, çocuk yardımi, kira yardımı gibi sosyal hizmetlerin ortadan kaldırılmasından en başta kadınlar etkileniyor.

Kriz koşullarında emekçiler cephesinde durum böyleyken patronlar cephesinde neler oluyor diye baktığımızda, toplumsal piramidinin tepesinde kemerlerin iyice gevşediğini görüyoruz. Wealth-X adlı bir diğer kuruluşun bu kez zenginlerle ilgili yayınladığı rapora göre 2009’dan bugüne dünyada milyardarler iki katına çıkmış bulunuyor. 2013 verilerine göre dünya ölçeğinde 2.170 milyarder 6.500 milyar dolarlık bir serveti ellerinde bulunduruyorlar.

Bu kadar büyük rakamlar yoksulluk sınırının etrafında gezinen büyük çoğunluk için ilk bakışta fazla bir şey ifade etmediğinden somutlamaya çalışalım. Avrupa özelinde, sadece en zengin 10 kişinin serveti (yaklaşık 217 milyar avro) 2008 yılında tüm Avrupa’da krizi aşmak için gereken ve kemer sıkma politikaları ile elde edilmeye çalışılan kaynaktan daha fazla (yaklaşık 200 milyar avro). Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada açlığı ortadan kaldırmak için yılda 30 milyar dolarlık yatırım yapmak gerekiyor. Yukarıda bahsettiğimiz dünyanın 2.170 en zengininin yanlızca yatları için harcadıkları toplam para ise 48 milyar dolar.

Peki bu zenginler nasıl zenginleşmiş diye baktığımızda, “çok çalışarak zengin olmak” efsanesinin kapitalizmde inandırıcılığını tümden yitirdiğini görüyoruz. Bunların büyük çoğunluğu finans, bankacılık sektörlerinde yani spekülatörlük üzerinden ve “paradan para kazanarak” zenginleşirken dünya ölçeğinde servetlerini üretimden kazananların oranı yalnızca yüzde sekiz.

Kısacası, krizin sonuçları gibi nedenleri de yoruma yer bırakmayacak kadar açık.

[email protected]

Neslişah Başaran 'ın Son Yazıları