Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Neslişah Başaran

Kadın Olmak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

soL’da 7 Kasım tarihinde çıkan haberden alıntılıyorum: “Tartışmalar sırasında AKP Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel ‘Genç kızlarımızı fuhuşa sürükleyenler var. Kadınlarımızın, kızlarımızın kolayca harcanmasına göz yumamayız’ dedi.”

Tahmin edileceği üzere AKP milletvekili bu sözleri barlarda kadınların içkisine ilaç atan Türk filmi karakterleri için değil, liderinin “kızlı erkekli” fantezilerini desteklemek için sarf ediyor.

Bir kez daha gericiliğin kadına yönelik saldırı üzerinden yükseltildiği bir söylemle karşı karşıyayız. Tıpkı türban gündeminin gericiler tarafından “kadının özgürlüğü” söylemi üzerinden yükseltilmesinde olduğu gibi kadın ve erkeğin evli olmadan bir arada yaşamasını gayri-meşru ilan ederken de “kadını koruma” söyleminin arkasına sığınıyorlar.

Artık hepimiz biliyoruz, kadın gözlerinde bir birey değil, erkeğe tabii, erkeğin korumasına ve yol göstericiliğine muhtaç, evleninceye kadar babasının, evlendikten sonra da kocasının “malı” olan bir varlık. Onların gözünde en fazla “anne” olarak değerli. O da en az üç çocuk doğurursa.

Kızlı erkekli tartışmasına geri dönersek, tartışmanın en rahatsız edici taraflarından biri “vatandaş böyle istiyor” diyerek, toplumun belli kesimlerine, hatta belki büyük bir kesimine hakim olan muhafazakar, ahlakçı yargıların meşrulaştırılması, bunların sorgulanamaz olarak algılatılması. Yine tıpkı türban gündeminde olduğu gibi. Önce türban takmak toplumun bir kesimine ait bir “değer” olarak tanımlanıyor, ardından, kadının din öyle emrettiği için saçlarını bağlamak zorunda kalmasına karşı çıkmak “toplumun bir kesiminin benimsediği değerlere saygısızlık” olarak mahkum ediliyor.

Kızlı erkekli gündeminde de genç kadınlar ve tabii erkekler üzerindeki “evlenmeden cinsel ilişkide bulunmama”, “yetişkin kadınların cinsel açıdan denetim altında tutulması” gibi tabular yine toplumun “değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” değerleri olarak tanımlanıyor ve sonra vay bunları eleştirenin haline.

Bu tartışmada mesele sadece devletin bireyin özeline müdahale edip edemeyeceği ya da polisin izinsiz vatandaşların evlerine girip giremeyecekleri değil. “Toplumun sorgulanamaz değeleri” olarak dayatılan muhafazakar yargıları, gerici düşünceleri de sorgulamak ve sorgulatmak gerekiyor.

Yoksa geçtiğimiz on yıllarda hatta yüz yıllarda kadınların ve de tüm ilerici, aydınlanmacı insanların mücadele ederek kazandığı özgürlükleri yeniden ve yeniden talep etmek durumunda kalacağız.

Kısacası, sadece iktidarın vatandaşların hayatına müdahalesine karşı değil, gerici, cinselliği baskılamaya ve bu yolla toplum üzerinde baskı kurmaya çalışan, kadını eşit bir insan olarak görmeyen düşüncelere karşı da mücadele etmek gerekiyor.

Simone de Beuvoir’ın, Fransa’da kadın haklarının çok daha gerilerde olduğu, cinsel konuların tabu olarak algılandığı 1949’da yayınladığı ve kadının toplumsal olarak ikinci sınıf insan olmaya itilmesinin ekonomik düzen ile de birebir ilişkili mekanizmalarını uzun ve detaylıca anlattığı “İkinci Cins” adlı kitabı şu cümlesi ile ünlüdür: “Kadın doğulmaz, kadın olunur”. Beauvoir şöyle devam eder: “İnsanın dişisinin toplumda büründüğü biçimi belirleyen ne biyolojik, ne ruhsal ne de ekonomik kaderidir erkek ve dişi olarak tabir edilen hadım edilmiş hali arasındaki bu yapıyı yaratan, dünden bugüne toplumun bütünüdür.” Yani kadını şekillendiren toplumda ona atfedilen rol, bu rol için kendisine aileden başlayarak yapılan telkinler ve yönlendirmeler oluyor.

Dolayısıyla kadının özgürleşmesi öncelikle kendisine biçilen bu rolü reddetmesi yani boyun eğmemesi ile mümkün. Sonrasında daha cesur adımlar atmak, kadın üzerinden geliştirilen bu baskıcı, gerici söyleme, muhafazakar düşüncelere karşı mücadele etmek gerekiyor.

Aslında bu mücadelenin hiç de uzağında değiliz. Belki de gerici saldırının dozunun artması da bundan. Dolayısıyla, daha fazla kızlı erkekli tartışmaların bu şekilde gündeme gelmemesi için, Haziran Direnişi’nde ortaya çıkan “kadın”ın mücadelesini yarıda bırakmaması ve yayması gerekiyor.

[email protected]

Neslişah Başaran 'ın Son Yazıları