Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İzge Günal

Test edilip onaylandı

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04

Ne gariptir ki bilimin Türkiye’de günlük yaşamımıza armağan ettiği en önemli söz “test edilip onaylandı” olmuştur. Yıllar önce, sanırım bir deterjan reklamında, TÜBİTAK böyle bir sloganla kullanılmıştı. Şu günlerde ise Ege Üniversitesi’nin test ettiği bir ürünün reklamı televizyonlarda yer alıyor.

Bilimin piyasaya düşmesinin belki de en ayıp, en acınası durumu bu olsa gerek. Açıkça belli ki, uygun bir fiyat karşılığında bu kurumlar isimlerinin kullanılmasına, tüketicinin kandırılmasına izin veriyorlar. Belki bu çalışmaları yaptıklarını iddia edebilirler ve belki yapmışlardır da. Ancak gerçek bir bilim kurumu, çalışmalarının nasıl yayınlanacağını da belirler. Örneğin bu çalışmalarda adı geçen ürünler neye karşı test edilmiştir? O kategorideki tüm ürünler çalışma kapsamında yer almış mıdır? Çalışma tasarımında kör yöntem kullanılmış mıdır? Yanıt evet ise çift mi, tek mi?

Sorular artırılabilir. Söylemek istediğim, eğer bilimsel çalışmadan söz edilecekse, yöntemin ayrıntılarının verilmesinin gerekli olduğudur.
Ismarlama bir çalışma yapılıp yapılamayacağı ise ayrı bir konu.

Bu örneklerden daha komik olanı ise Dokuz Eylül Üniversitesi’nde bir tuvalet kağıdının test edilip onaylanması olmuştu. Yukarıdaki sorular bu reklam için de geçerli olmakla birlikte, çalışmanın insanlar üzerinde mi yoksa deney hayvanlarında mı yapıldığı, insan çalışması ise deneklerin nasıl belirlendiği, denekler bölüm öğretim üyelerinden oluşuyorsa yanlılık (bias) olup olmadığı merak konusu olmuştu.

Bilim kurumlarının televizyon reklamlarında kullanılması en fazla adı geçen deterjan, diş macunu, tuvalet kağıdı vb. mamullerin daha fazla satmasına neden olabilir. Ek olarak, bilimin saygınlığını da azaltır halkın gözünde.

Bunlardan çok daha tehlikelisi ise bilimin toplumsal mücadeleyi bastıracak şekilde kullanılmasıdır. Anımsarsınız, Bergama’da siyanürle altın çıkarılmasına karşı yıllar önce yoğun bir mücadele başlamıştı. Öyle ki, konu Bergama’yı ve çevre mücadelesini aşmış, tekellerin sorgulanması boyutuna ulaşmıştı.

İşte böyle bir zamanda Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun kitabı piyasaya çıktı. Bu kitapta, siyanürlü altına karşı mücadelenin Alman vakıfları tarafından bizzat örgütlendiği söyleniyor ve bunu kanıtlayan bir belge yayınlanıyordu.

Bunun üzerine hareketin öncülüğünü yapanlar hakkında Alman ajanlığı yapmaktan dava açılmıştı. Daha kötüsü bu belgeyle birlikte köylülerin direnişi kırılmış, eylemler neredeyse bitme noktasına gelmiş, karşı çıkışlar sadece hukuksal düzeyde kalmıştı (Bugün bile çevre sorunları için mücadele edenlerde “acaba ajan olmakla suçlanır mıyız” kaygısını görmek zor değil).

Arkasından yine bir öğretim üyesinin (Prof. Dr. Yılmaz Savaşçın) kitabı ve bir TÜBİTAK raporuyla siyanürlü altın aramanın önü açılmıştı.

Sonrasında TÜBİTAK raporu Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği raporuyla çürütülse ve Hablemitoğlu’nun yayınladığı belgeye hiçbir şekilde ulaşılmamış olsa da mücadele bastırılmıştı. Şimdi siyanürlü madenler çalışıyor.

Bilim insanı elbette doğru bildiğini savunacaktır. Ama belge, deney, gözlem vs. ye dayanmayan görüşlerin bilim insanı unvanıyla yazılmasının ne denli zarar vereceği, en azından verdiğim örnekte, çok açıktır.

Sonuç: Bilim kurumları ve insanları neye imza attıkları konusunda herkesten daha fazla dikkatli olmalıdır.

(Son örnekle ilgili Özer Akdemir’in,” Kuyudaki Taş, Evrensel Yay. 2011” kitabı ile Tahir Öngür’ün soL portal’da 2007 yılında yayınlanan Yalan Dizisi,I,II,III yazılarından ayrıntılı bilgiye ulaşılabilir.)

İzge Günal 'ın Son Yazıları