İzge Günal
Boncuk bulmak
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Önümüzdeki ay ünlü mutasavvıf, hümanist ve edebiyatçı Mevlana’nın ölümünün 739. yılı. Özellikle 10-17 Aralık arası Konya’da kültürel etkinliklerde belirgin bir artış olacağı açık. Yazılı ve görsel medyada da Mevlana üstüne çok sayıda yorum göreceğiz. Bu sayfayı ilgilendiren ise, geçmiş yıllarda sıkça yapıldığı şekilde, Mevlana’nın çok önemli bilimsel gelişmeleri yüzlerce yıl öncesinden haber verdiği iddiaları.
Yanlış okumadınız, hücrenin yapısını, hatta kök hücrenin biçimini, yerçekimi yasasını, dünyanın döndüğünü, yuvarlak olduğunu vs Mevlana’nın yazdığı söylenmişti.
O zaman öncelikle yanıtlanması gereken soru şu: bilimsel bilgi nereden gelir? Artık tüm bilimcilerin üzerinde birleştiği nokta, bilimsel bilginin tek kaynağının toplumsal pratik olduğudur. Bilimsel çalışmaların ilk aşaması olan kuşkulanma ve hipotez oluşturma ya günlük yaşamın ortaya koyduğu sorunlar (bilimcilerin çalışma alanlarındaki özgül sorunlar da bunun içerisindedir) ya da bu sorunların ele alındığı bilimsel metinlerdir. Kimin sözüydü anımsamıyorum ama “insanlık önüne çözebileceği sorunları koyar” saptaması belki de en doğru açıklama olmaktadır.
Elbette kimi özel durumlarda, hiç beklenmeyen bir anda buluş yapılabilir (ki bu bilim dünyasında bilinen ve “serendipite” olarak adlandırılan bir durumdur) ama böyle bir rastlantının da sadece ve sadece buna hazır kişilerin başına geleceği de çok iyi bilinir. Demek istediğim, konuya ilgisiz ve derinlemesine bilgisi olmayan kişilerin rastlantısal da olsa buluş yapamayacağıdır. Kısacası vahiy yoluyla bilimsel ilerleme olmaz.
Şimdi kalkıp da, Mevlana’nın Mesnevi’deki “Biz arı gibiyiz, bedenler mum gibi. Allah bedenleri bal mumu gibi göz göz yapmıştır” sözünden hareketle, “Mevlana yüzyıllar öncesinden hücrenin yapısını açıklamıştı” demek gerçekten çok anlamsız olur. Kaldı ki bu açıklama, yerçekimi, dünyanın hareketleri vs konularındaki benzetmelerden daha fazla benzerlik taşımaktadır.
Bu mantıkla hareket edecek olursak, örneğin Goethe’nin Faust’unda Higgs parçacığının önceden haber verildiğini söylemek çok kolaydır. Benzer biçimde, yoğun betimlemeli her metinden niyeti aşan açıklamalar bulmak olasıdır.
Bu tip yaklaşımın saçma olduğunun farkına varan ama vazgeçemeyen kimi kişiler “Mevlana elbette ki deneyler yaparak bunları dile getirmiş değildir. Bu bilgileri hep referans aldığı Kuran’ı çok iyi özümsemesi ve bu kutsal kitabın sadece lafzı kısmı ile yetinmeyerek manasını da kavrayabilmiş olmasındandır” diyerek bu sefer de topu başka yere atmaktadır.
Bir sözün veya iddianın bilimsel olup olmadığını sınamak için üç temel ölçüt vardır:
1) İddia veya söz, öncesi ve sonrası ile bir arada olmalıdır. Yani bilgi, başka bir bilgiye dayanarak onun üzerinde yükselmeli ve sonrası için de yol göstermelidir.
2) İddia veya söz, o anda bilinen iki farklı bilgi arasında bir bağlantı kurmalıdır.
3) İddia veya sözün açıklayamadığı hatta tümüyle karşı olduğu kimi durumlar söz konusu olmalıdır.
Dikkat edilirse yukarıda sıraladıklarım diyalektiğin temel ilkelerinden farklı şeyler değil daha doğrusu diyalektiğin bilimsel sürece uyarlanmış biçimi.
Kısacası, Meyerovitch’in sözleri ile “tüm zamanların en büyük mistik dehalarından biri” ve bence önemli bir edebiyatçı olan Mevlana’yı bilim insanı yapmaya çalışmak onun gerçek değerini de örter. “Her şey zıddıyla meydana çıkar, değeri anlaşılır”, “Bilgi isteyen kişi ömrü binlerce yıl olsa dahi yine araştırmaktan vaz geçmez” gibi sözleri de unutulur gider.
Boncuk bulmaya çalışmamak gerek.