İzge Günal
Bilimsel dergiler ve ötesi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Bilim dünyasındaki gelişmeler yine bilimsel dergiler aracılığıyla bilim dünyasında tartışılır hale gelir. Elbette tek yol bu değildir ama en etkili ve yaygın yolun bu oluğu da tartışmasız bir gerçektir. Öyle ki, 2000 yılında bilim insanları ve uzmanlar arasında yapılan bir soruşturmada “bilim dünyasını damgasını vuran en önemli bilimsel gelişme veya buluş nedir” sorusuna verilen 35 farklı yanıttan birisi, “organize bilim olarak bilimsel dergilerin yayını” olmuştur.1 Yani kimi bilimciler bilimsel dergilerin yayınını kâğıt üretimi, atomun parçalanması veya genetik şifrenin çözümünden daha önemli bulmuştur. (Meraklısına: farklı, ilgi çekici yanıtlardan biri de klasik batı müziğinin ortaya çıkışı olmuştur ki bu ayrı bir yazı konusu olabilir)
Bilimsel dergilerin önemli gelir kaynakları vardır. Bunlardan ilki abone gelirleridir. Herhangi bir dergiye göre hayli yüksek olan abone ücretleri (sayı başına ortalama 50 dolar) olağan koşullarda bu dergilerin gayet rahat yaşamalarına olanak sağlayacak düzeydedir. Kaldı ki, bu dergilerin sadece abonelere yollandığı, bayilerde satılmadığı düşünülürse ciddi bir gelir kaynağına sahip oldukları açıktır.
İkinci önemli kaynak ise, özellikle tıp dergileri için geçerli olan, reklam gelirleridir. Kimi dergilerin basım karşılığı para almaları, tartışılabilecek noktaları olsa da, ilkesel olarak etik dışıdır.
Son bir nokta ise sadece çok önemli dergilerin sahip olabildiği ayrı baskı (reprint) satışlarıdır. Şöyle ki, özellikle büyük ilaç tekelleri doğrudan kendi ilaçlarını konu alan olumlu sonuç bildiren makalelerin ayrı baskılarını dergilerden satın alıp bunları hekimlere dağıtmaktadır. Ve dergilerin tek bir ayrı baskıdan kazancı bir milyon ABD doları civarındadır (yanlış okumadınız). Bu dergilerin yıllık gelirlerinin çok yüksek, örneğin New England Journal of Medicine yıllık gelirinin yüz milyon ABD doları olduğu (yine yanlış okumadınız) bilinirse tablo daha açık hale gelmektedir.
Bir derginin bilimsel nitelik kazanabilmesi için önkoşul, “hakemli” olmasıdır. Hakemlikten kasıt, dergiye yollanan bir makalenin konunun uzmanları tarafından değerlendirilip uygun bulunduktan sonra yayınlanmasıdır. İşte bu uygun bulup bulmama hakkına sahip olanlara hakem ismi verilir. Bilimsel bir dergide makale yayınlayabilecek durumda olan kişinin o konunun zaten uzmanı olduğu düşünülürse, hakemlerle yazar arasında bir “eşitlik” olması gerekir ve zaten hakem değerlendirmesi de “akran değerlendirmesi” (peer review) olarak adlandırılır. Daha doğrusu böyle olması gerekir.
Ancak işler hiç de böyle gitmemektedir. Değerlendirme hakkı, hakemlerle yazarlar arasında hiyerarşik bir ilişki yaratmaktadır. Hiyerarşi ise doğası gereği tutuculukla sonuçlanmaktadır. Öyle ki, sonradan Nobel ödülü alan çalışmaların neredeyse tümü başlangıçta hakemlerce yayınlanmaya değmez olarak nitelendirilmiştir.
Hakemler de bu dünya içerisinde baskı altında kalmaktadır. Yine önemli dergilerden biri olan Lancet dergisinin eski editörlerinden Richard Horton, “hakem değerlendirmeleri eleştirel olduğunda, firmalar yayınları geri çekmekle tehdit etmektedir” demektedir. Yukarıda yazdığım rakamlar göz önüne alındığında bu tehdidin ciddiyeti anlaşılacaktır.
Neyse, bu yazı sadece konuya giriş olsun derim. İleride, parça parça, daha ayrıntılı tartışırız.
1) Brockman J., The Greatest Inventions of the Past 2000 Years., Simon&Schuster, New York, 2000.