Emrah Kartal
Büyüyen, değişen ve dönüşen Brezilya
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:43 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:43
Emrah Kartal'ın "Büyüyen, değişen ve dönüşen Brezilya" başlıklı köşe yazısı 21 Kasım 2012 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Bu yıl 22.’si düzenlenen İber-Amerikan Ülkeleri Zirvesi’ne katılmak üzere İspanya’nın Cadiz şehrine hareket eden Başkan Dilma Roussef başta İspanya Başbakanı ve Kralı ile olmak üzere birkaç önemli toplantı gerçekleştirdi. Dilma’nın “Gelişen Brezilya” oturumunda yaptığı konuşmada öne çıkan konu İspanya ve Avrupa’nın birçok ülkesinde kemer sıkma politikalarının ve halkın direnişinin yükseldiği ekonomik kriz süreci oldu. Dilma’nın tabiri yerindeyse elinin güçlü olduğu bir oturumdu. Bir finans zirvesi olan ve Latin ülkelerinin liderleri ve temsilcilerinin katıldığı buluşmada konuşan Dilma, kemer sıkma politikalarıyla ekonomik krizle baş etme çabasının başlı başına bir hata olduğunu belirtti. Dilma, kamu harcamalarının kontrollü bir şekilde yapılması, ekonominin canlanması için kullanılan araçların koordineli çalışması ve disiplinli bir bütçenin “kemer sıkma politikalarıyla” örtüşmediğinin de altını çizdi. Dilma ayrıca İspanya’nın Avro bölgesinden ayrılmaması gerektiğini vurguladı ve Avrupa Birliği’nin Latin Amerika ülkeleri için bir sembol olduğunun altını çizerek telkinlerde bulundu.
Genel bir mali çerçevenin ardından Dilma ve başta İspanya Başbakanı olmak üzere diğer katılımcılar, Brezilya ve İspanya arasındaki karşılıklı göç ilişkisi, 2014 Dünya Kupası ve 2016 Rio de Janeiro olimpiyatları ile gerçekleşmesi beklenen ticari hedefler ve eğitim gibi sosyal politikalar üzerinde sunumlarını gerçekleştirdiler. İnteraktif sunumlar aslında yakın dönemde Avrupalı orta sınıf ailelerin ve öğrencilerin uğrak yeri haline gelen Brezilya için iyi bir vitrindi. Brezilya’da yoksullukla mücadele yaygın bir sosyal politika haline gelmedi, “Aile Paketi” (bolsa familia) ve Benim Evim, Benim Hayatım (Minha Casa, Minha Vida) gibi sosyal araçlarla yoksullukla mücadele hamlesi politik bir çeşitlilikten öteye gidemedi. Brezilya’da Lula ile başlayan PT hükümetleri, 3. dönemde özellikle gelişen orta sınıf kesimlerinin üzerinde sosyo-idolojik ve politik iktidarını kurmuş durumda. Avrupa ülkeleri için de Brezilya vitrini turizm, kültür ve ticaret üzerinde yoğunlaşan orta sınıf kesimlerinin ekonomik yaşam alanları olmakta.
Diğer yandan Güney Amerika’nın tüm ülkelerinden, Paraguaylı, Şilili, Bolivyalı, Afrika’dan Kongolu, yeni yeni Nijeryalı işçiler de Avrupalı genç nüfus gibi Brezilya’yı tercih ediyor, tercih etmek “zorunda” kalıyor. Avrupalılardan farkları ise eğitimsiz ve “ucuz” olmaları…
Brezilya'nın tüm bu ekonomik ve sosyolojik değişim ve dönüşümüyle beraber anomaliler de ortaya çıkıyor, Brezilyalı genç nüfusta. Geçtiğimiz hafta kendine gazete ve televizyonlarda fazla yer bulamayan bir haber gerçekten hayret uyandırır cinstendi. Rio Grande do Sul eyaletinde (ülkenin en yüksek refah düzeyine sahip eyaleti) bir grup genç askeri diktatörlüğün vücut bulduğu ARENA Partisini tekrar kurdu. Geçen hafta eyalet resmi gazetesinde partinin tüzük ve programı yayınlanan parti, kendini milliyetçi, muhafazakar ve “tekno-ilerlemeci” olarak niteliyor. Cezaevlerinin kamulaştırılmasını, ırklara yönelik özel uygulamaların iptalini (ülkede siyah ve yerli nüfusun eğitimi için ayrılan eğitim kotaları kast ediliyor) ve ordunun yeniden ve efektif yapılandırılmasını savunan sağcı partinin genç kadın başkanı Cibele, askeri diktatörlük olmadan Brezilya’nın daha gelişmiş bir ülke olmayacağını savunuyor. Cibele’nin savunduğu, bir yönüyle doğru. Brezilya’nın gelecekte bugünkü gibi olmayacağı kesin, ancak ne doğrultuda olacağına yine 30 yıl önce olduğu gibi emekçilerin karar vereceği de aşikâr…