Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ayşe Şule Süzük

Ayşe Şule Süzük

Zahmetkeşler için kılavuz

“Yoldaşlar aranızdaki bütün münazaaları terk ediniz. Birleşiniz, sizi ezenlere karşı mübareze kapılarını açınız. Mücahade teşkilatlan vücuda getiriniz. Ancak bu sayededir ki zalimlerin esaretinden kurtulur, refah ve saadete muvaffak olursunuz. Yoldaşlar, sizden hiçbir fırka pasaportu soran yoktur. Biz şimdi bütün dünya karşısında bulunan meseleleri hal edeceğiz. Bu fırka meselesi değildir. Zahmet ile sermaye arasında mübarezedir. Öyle bir mübareze ki her zahmetkeş bununla alakadardır.”

Yayın Tarihi: 10.01.2026 , 18:23 Güncelleme Tarihi: 11.01.2026 , 00:09

Anlamak istiyorum. Anlamak, anlamlandırmak, üzerine düşünmek ve düşüncelerim doğrultusunda eylemek. Kafa emekçisiyim. Kafamla düşünür, kafamla okur, kafamla çalışır, kafamla ikna olurum. Ancak beden-kafa ayrımında ne birinin ne de ötekinin üstünlüğüne inanır, karşılıklılıktan ve buradan türeyen bütünlükten, bundan yükselen dayanışmadan ancak insanlık için bir çıkış olacağını bilirim. Bir süredir gözlemliyorum; bütünlük, barış, huzur, rahatlık, neşe vb. içinde değiliz. Kaybettiğimiz, giderek uzaklaşan, giderek yitip giden duyguların ve değerlerin ardından bakakalıyoruz.

Berbat bir durum bu.  Renksiz, sası, keçeleşmiş ve parıltıdan uzak bir yaşama pratiğine düşmek an meselesi. Evet, evet… Duygular, umutlar, beklentiler silinmeye yüz tutunca ne kalır geriye, kendini otomatiğe bağlamış bir yığın otomat. “Gel”, “Git”, “Otur”, “Kalk” komutlarına sessizce uyan, görünüşte yaşayan ama içi çürümeye başlamış, biat eden insanlar ve ülkeler yığını. Tam bir distopik dünya.

Önümüzdeki dönemde insanlık iki seçenek ile karşı karşıya kalacak gibi görünüyor. Bu distopik dünyaya boyun mu eğecek yoksa ona karşı aklın ve insanlığın değerlerinin ışığında yeni bir mücadeleye mi girecek? Açıkçası Trump ve avanesinin emperyal saldırganlığı ile küstahlığı artık kabak tadı verdi. En az bunlar kadar insanlığın muazzam birikimi adına utandığımız, onların şakşakçılarının barbarca yaltaklandığı şu güç tapıcılığı, zengin seviciliği…  Bu da kabak tadı verdi. Bir zevksizlik, bir kibir, bir pespayelik, bir kaknemlik, hodbinlik… Mideler kaldırası değil.

Bundan ötürü gözlerimizi sadece bu uğursuzlar ordusuna dikmeyeceğiz. Başka işlerimiz var. Bunlar ne olduklarının, insanlığın başına ne menem bir bela açtıklarının ve muhtemelen açacaklarının ayırdında bile değiller. Benden sonrası tufan bencilliği ve deliliği ile geleceğimiz bu ve benzerlerine, bunların yardakçılarına bırakamayız. Ne münasebet. Değerliyiz. Önemliyiz. İyiyi  ve güzeli hayal eden her bir insanımız, her bir çocuğumuz, kuşumuz, ağacımız, Venezuelalı, Kübalı Suriyeli, Filistinli kardeşlerimiz, kadınlar, nehirler, gökler… öyle ya dünya bizim evimiz, memleketimiz ise gözbebeğimiz… Bu çöpleri dünyadan ve ülkemizden temizlemekle yükümlüyüz. Ama öte yandan onlar güçlüyüz diye tepinmedeler, insanlık tarihinde insanı eşitlik ve özgürlük mücadelesinde iyiye ve güzele götüren, buna yazgılı tüm birikimi, kirli kafalarıyla yok edeceklerini, hastalıklı değerlerini sırf öyle istiyorlar diye, kirli güce ve paraya taptıkları için insanlığın tarihsel kazanımlarının üstüne boca edebilecekleri bir pespayeliğe âlemi razı edeceklerini sanıyorlar. Yazık!

Dedim ya, başka işlerimiz var bizim. İşleyen kafa ve kol ile, bilimle, sanatla direne direne, hayının üstüne akıl ile yürek ile gide gide öfkemizi; yaşanabilir, onurlu bir dünyayı var etme yolunda örgütleyeceğiz. İşte böyle karabasan durumlarında sırtımızı yaslayabileceğimiz hikâyelere gereksinim duyarız. O hikâyeler ki geçmişi, bugünü ve yarını bir bütün hâlinde anlamaya, derinlemesine hissetmeye ve bizleri ihtiyacımız olan tarihsel kişiliklerle ya da sıradan insanın ışıl ışıl gözleriyle buluşturmaya yarar. Rastlaşmak önemlidir, tanışmak, söyleşmek, dertleşmek ve bugüne yaşanmışlıkların tecrübesini süzüp damıtmak yaşamsaldır.

Çok fazla insanla tanıştım bu aralar. Anlatacağım. Sevgili Emel Akal’ın heyecanla, aşkla “Millî Mücadelenin Başlangıcında Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki, Bolşevizm” adlı titiz çalışmasını okudum. Çalışmanın merkezinde İttihatçılar var ancak yazar “dönemi bildiği varsayılan okuyucunun, ona şimdiye kadar söylenmemiş, gösterilmemiş yanlarını” ele alacağını söylüyor. Ayrıca “bu çalışma, Millî Mücadele öncesi ve sonrasında sorumluluklar üstlenmiş siyasi aktörlerin kim olduklarını, nereden gelip nereye gittiklerini bir anlama çabasıdır.” diyor. Kitabın iddiaları şunlardan oluşuyor: “Millî Mücadele, genelde İttihatçıların Anadolu’ya çekilerek verdikleri bir savaştır. Millî Mücadele kendiliğinden, demokratik bir şekilde, aşağıdan yukarıya, yan yana gelmiş bazı kişilerin topladığı kongreler sürecinin sonucunda değil tamamen eskiden devlet yönetmiş İttihatçılar tarafından örgütlenmiş, yukarıdan aşağıya kurulmuş cemiyetler aracılığıyla yapılmış bir mücadeledir.” Peki, “Mustafa Kemal, bu örgütlenmelerin üstünde, hatta dışında bir siyasi aktör olarak nasıl ve hangi koşullarda liderliğe yükselmiştir?” sorusunu yönelterek tarihsel belgeler ışığında tezlerini ortaya koyuyor.

Öte yandan 1889’da İttihat ve Terakki’nin kuruluşundan itibaren oluşan atmosferi tarihsel kişiler üzerinden anlatıyor. Örneğin Yahya Kemal’in hissettikleri dönemin havasına ışık tutması anlamında çok hoş:

“1904 senesi Paris’te kilise ve din düşmanlığının azdığı ve sosyalist cereyanın sert bir rüzgâr gibi estiği seneydi. Mitinglere, nümayişlere karışıyordum. Sokaklarda ‘İnternational’i dinlerken kalbim geniş bir insanlık sevgisiyle doluyordu ve gözlerim yaşarıyordu.”

Dönemin havası bugün yaşadığımız karabasanın tam tersidir. Anadolu’nun ise gerçek çarpışmayı yaşamasına bir on yıl daha vardır. Tarihin hızla, geri döndürülemez şekilde akacağı yıllar; seferberlik, ihanetler, çekişmeler, yiğitlik, yurtseverlik, mücadele, umutsuzluk, vazgeçiş, direnmek, inanmak, yılmamak… Mustafa Kemal için “yedi kere ölçüp bir kere biçen usta bir terzi sabrındadır.” denmektedir. İstanbul hükümetinin idam cezasına çarptırdığı ilk altı kişiden birincisi Mustafa Kemal iken ikincisi Karakol’un Kara Vasıf, diğer dört kişi ise Ali Fuat, Alfred Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Ediptir. Talat Paşa, Enver Paşa, Bekir Sami Bey, Karabekir, Kongreler, Meclisler, bağımsızlık, mandacılık, Mehmetçik, Anadolu, Kafkaslar, Azerbeycan, Bolşevikler, İngilizler, ABD…

İşte hepsini gördüm. Bütün kişilerle tanıştım ve şu sonuca vardım: Ardımızda, sadece ülkemize bile baksak eğrisiyle doğrusuyla ancak gerçek insanların dişiyle tırnağıyla mücadele ettiği bir tarih uzanıp gidiyor. Dünya tarihini söylemiyorum bile.

Son olarak eminim sizleri gülümsetip içinizi sızlatacak bir belge. Kastamonu’da çıkan Açıksöz gazetesinden bir haber. 28 Teşrinievvel [Ekim) 1336 tarihini taşıyor. Başlık “Şark İlleri Murahhaslarımızla Mülakat-I” Eşref Edip’in Sinop’ta kaleme aldığı haber şöyle başlıyor:

“Şarktan esen şiddetli bir rüzgarın cereyanına kapılan yıldızlı bir motor dalgalar arasında yuvarlana yuvarlana dün Sinop limanına geldi. Karaya çıkan misafirlerin Bakü'de toplanan Üçüncü Enternasyonal Kongresine iştirak eden Trabzon murahhasları Abdülhalim ve Ali Kemal Efendilerle bir takım üseramızdan ibaret olduğu anlaşılınca şark milletlerinin bu mühim ictimaii hakkında biraz malumat almak üzere, bin türlü mehalike [tehlikelere] göğüs gererek dalgalan aşarak gelen bu fedakâr kardeşlerimizle hayli görüşüp konuştuk.”

Uzun bir yazı ama bir başka yerinden bir parça daha aktarıyorum.

“Yoldaşlar aranızdaki bütün münazaaları terk ediniz. Birleşiniz, sizi ezenlere karşı mübareze kapılarını açınız. Mücahade teşkilatlan vücuda getiriniz. Ancak bu sayededir ki zalimlerin esaretinden kurtulur, refah ve saadete muvaffak olursunuz. Yoldaşlar, sizden hiçbir fırka pasaportu soran yoktur. Biz şimdi bütün dünya karşısında bulunan meseleleri hal edeceğiz. Bu fırka meselesi değildir. Zahmet ile sermaye arasında mübarezedir. Öyle bir mübareze ki her zahmetkeş bununla alakadardır.”

Emel Akal (2008), Millî Mücadelenin Başlangıcında Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki, Bolşevizm, İletişim Yayınları. 

Ayşe Şule Süzük 'ın Son Yazıları