Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ayşe Şule Süzük

Ayşe Şule Süzük

Küçük Prens ile

Bir türlü sonu gelmeyen karanlıkların, bitmek tükenmek bilmeyen büyük politikaların gölgesinde yeşermesine izin verilmeyen insani ve kırılgan yönümüze sesleniyor Küçük Prens.

Yayın Tarihi: 25.01.2026 , 00:10 Güncelleme Tarihi: 25.01.2026 , 00:10

Dünya’da en çok okunan kitaplar arasında imiş: “İncil”, “Kapital” ve “Küçük Prens” ilk üçü paylaşmaktalarmış. Bir süredir kaybettiklerimizin yasına giriyorum zaman zaman. Yas başlıkları bitmek bilmiyor, hepsi bir bütünün parçaları aslında… Hepsini bir yapboz gibi birleştirince kocaman, iğrenç, şekilsiz ve pervasız o sistemi işaret ediyor: kapitalizm. Öyle tehlikeli ki, paradan, sömürüden ve ezmek için güç biriktirmekten başka hiçbir yetisi olmayan, karanlığın ve geleceksizliğin adı kapitalizm. “Küçük Prens” in incelikleri de bir Gülten Akın şiiri olan “İlkyaz”ı, o hepimizin bildiği ve bizi derinden etkileyen şu dizeleri hatırlatıyor.

“Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler”

İşte, Küçük Prens de nahifçe soruları, dünyaya şaşan bakışları ile bizi elimizden tutup başka bir dünyanın eşiğinden geçmeye çağırıyor. Bir türlü sonu gelmeyen karanlıkların, bitmek tükenmek bilmeyen büyük politikaların gölgesinde yeşermesine izin verilmeyen insani ve kırılgan yönümüze sesleniyor Küçük Prens.

"'Hoşça git' dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı. 'Gerçeğin mayası gözle görülmez.'”

Nasıl başlıyordu kitap, hatırlayınız.

“Altı yaşındayken bir gün, balta girmemiş ormanlar üstüne yazılmış “Yaşanmış Öyküler” adlı bir kitapta müthiş bir resim görmüştüm. Bir hayvanı yutmakta olan bir boa yılanını gösteriyordu.” 

Hatırladınız mı? Şapka meselesi hani… Şu yetişkinlerin, altı yaşındaki çocuğun çizdiği resme bakıp, pöh bu elbette bir şapka dedikleri… Oysa resimdeki, fili yutmuş bir boğa yılanıdır. Yazarı Fransız Antoine de Saint-Exupery; 1900 yılında doğup 1944 yılında görevli olarak Korsika’dan havalanır ve bir daha dönmez. Tıpkı Küçük Prens’in kabuğunu bırakıp gezegenine dönmek için havalanması gibi… Exupery “Yaşam, bize bütün kitapların öğrettiğinden daha çoğunu öğretir. Çünkü yaşam bize karşı direnir. İnsan ancak engellerle karşılaşıp onları aşmaya çalıştıkça kendini tanıyabilir.” diyor. Ne kadar da doğru değil mi? Sınanmak, kendini tanımaya çalışmak beraberinde dışını, ötekini görmeyi ve hissetmeyi becermek… az şey değil. Bir büyüme ve insanlaşma yolculuğu bu…  Küçük Prens’e göre ise çocukluğuna dönmek, çocukluğu hatırlamak anlamını taşıyor. Çocukluğun neşesini bulmak değerli, çocukluk bir merak ve unutma ülkesi, çocukluk soru dağlarında kaybola kaybola hayatı keşfetme yolculuğu, bir çocuktan katil değil bir çocuktan şair, müzisyen, öğretmen ve sevinçli bir dünya yaratmalı hayat. Onların dallarını hoyratça kırmamalı, onları bir canavara dönüştürmemeli; yumuşacık, sevgiyle, güvenle çocukların büyüme macerasında onlara eşlik etmeli büyükler. İşte, Küçük Prens, kaybedilen çocukluk değerlerinin saydam ve eşitlikçi dünyasına götürürken her yaştan okuyucusuna durup düşünmekten öte hissetmeyi salık veriyor. Öte yandan hem neşelenmemiz hem de hüzünlenmemiz için bizi bizimle baş başa bırakıp minik gezegeninden bizleri izliyor sanki. Minik gezegeninde ise emek verip büyüttüğü kaprisli bir gülü, fidanken temizlenmesi gereken baobap ağaçları ve her gün küllerini temizlediği biri sönmüş üç yanardağı var. Kuşların kanatlarında macerası başlıyor Küçük Prens’in.

Yedinci gezegen olan Dünya’ya gelene kadar pek çok gezegende pek çok tipi ziyaret ediyor. Gezegenin birinde yaşayan bir kral, olmayan uyruklarına buyruk vermekten başka bir şey bilmiyor. İkinci gezegende kendini beğenmiş biri var. Hep hayran olunmak istiyor ve yalnızca övgüleri duyuyor. Başka bir gezegende bir sarhoş içmekten duyduğu utancı unutmak için içiyor. Dördüncüsünde bir iş adamı her şeye sahip olmak için sürekli hesap kitap yapıp yıldızlara el koymayı düşünüyor. Beşincisi olan küçük gezegende bir bekçi sokak fenerini sürekli ve dinlenmeksizin yakıp söndürüyor. Altıncısındaki büyücek gezegende gezegeninin coğrafi özelliklerini bilmeyen, merak da etmeyen masa başından kalkmayan ve kâşiflerden nefret eden bir coğrafyacı ile karşılaşıyor. Yedincisinde ise asıl macerası başlıyor.

Biz çocuklarımla okuduğumuzda Küçük Prens’in özellikle tilki ile karşılaşmasından çok etkilendik. Evcilleşme, evcilleştirme, zaman ayırma, emek verme ve bağ kurma hikâyesinde tam da bugün anlamsız koşuşturmalar içinde unutup gittiğimiz inceliklerin derinliğini hatırladık. 

Son olarak elbette Türkiye’de telif duvarı kalktığı için farklı yayınevlerince basılmış Küçük Prens ve elbette farklı çevirmenler tarafından. Ben Yazılama’dan ve Can Yayınları’nın basımlarından okudum. Can’ın çevirmenleri Cemal Süreya ve Tomris Uyar. Oldukça hoş ve şiirsel biçimde çevirmişler kitabı. Yazımın alıntıları o çeviriden. Ancak özellikle okurken gülümseten bir bölüm var, aktarmadan geçmeyeyim:

“Küçük Prens’in geldiği gezegenin ‘Asteroid B-612’ olduğu konusunda yabana atılmayacak kanıtlarım var. Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla ilk kez gören biri olmuş: 1909’da bir Türk gökbilimcisi, bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası Gökbilimciler Kurultayı’na sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte. Bereket versin, Asteroid B-612’nin onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk önderi tutmuş bir yasa koymuş: Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak. 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde Kurultay’a gelmiş. Tabii bütün üyeler görüşüne katılmışlar.”

“Dediği dedik” çevirisine dikkat edin, bu kimi kitaplarda otoriter, kimi kitaplarda diktatör olarak çevrilmiş. Küçük Prens tutkunu dostlarım sayesinde bu ayrıntıları yakaladım ben de… 

O zaman Küçük Prens’i kocaman kucaklayarak ona kulak verelim:

“Sevdiğimiz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. ‘Çiçeğim işte bunlardan birinde ‘ deriz kendi kendimize.”

Ayşe Şule Süzük 'ın Son Yazıları