Alpaslan Savaş
Sapık
Yayın Tarihi: 04.02.2026 , 22:33 Güncelleme Tarihi: 05.02.2026 , 00:00
Venezuela devlet başkanı Maduro ve eşinin bir uluslararası haydutluk operasyonuyla kaçırıldığı gece Trump “bu ülkeyi biz yöneteceğiz” demişti. Orada çok petrol vardı, onları Amerikalı şirketler çıkaracak ve alacaklardı. Aradan bir ay geçmeden Venezuela hükümetinin elleri havaya kaldırdığı anlaşılıyor. Chavez döneminde çıkarılan ve petrol sektöründeki şirketlerin çoğunluk hissesinin devlet kontrolünde olmasını zorunlu tutan yasa geçen hafta parlamentoda değiştirildi. Şimdi Venezuela petrolü ABD kontrolünde.
ABD aylarca Venezuela’dan petrol sevkiyatı yapan gemileri kaçırıp taşıdığı petrole el koydu. Bu korsanlıktan elde ettiği gelirin bir bölümünü uluslararası bir fona aktardı. Miktarın 2 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Venezuela yönetiminin yasayı değiştirdiği gün ABD, bu paranın bir kısmını ülke içindeki bazı özel bankaların hesabına yatırdı. Bankalar parayı hemen piyasaya sürdüler ve neredeyse yarı fiyatına el değiştirmesini sağladılar. Venezuela halkının parası böylece ‘piyasaya’, yani uluslararası şirketlerin kasasına giriverdi. Paranın birazını Venezuela hazinesine de aktardılar tabi. O da ABD’li şirketlerden gıda ve ilaç satın almak koşuluyla.
Kaçırma, çökme, korsanlık… Adına ne derseniz artık, uluslararası kapitalist sistem kendi kurallarının dışına çıktı. Gerçi kurallı olanı da insanlık tarihinin en profesyonel el koyma biçimidir. Sömürü üzerine kuruludur. Marks ortaya çıkardı ve o gün bugündür kendine ödenen değerden daha fazlasını yaratma kapasitesine sahip tek üretim aracının emek gücü olduğunu biliyoruz. İşte kâr dedikleri sadece emek gücü tarafından çoğaltılabilen artı değerdir ve hırsızlık, işçilerin yarattığı bu değere el koyma biçiminde sürüp gitmektedir. “Servetiniz bizden çaldıklarınızdır” sözünde bu nedenle mübalağa bulunmuyor. Bilimsel olarak kâr, hukuksal güvence altına alınmış hırsızlıktır. Kurallı ya da kuralsız, kapitalist düzen bu nedenle çürümek zorunda. Bunu yaşıyoruz.
Trump’ın "yetkimi anayasa veya mahkemeler değil kendi ahlakım belirler” sözleri çürümenin kanıtı olsa gerek. Kural ve sınır, bir pedofilin ahlakı kadarsa, yok demektir. Epstein belgelerinden ortalığa saçılan da bu sınırsızlık halidir. Sapık zenginlerin haz ve keyif aşkınlığı olarak adlandırılamayacak kadar büyük bir sorunu var dünyanın. Çürüme düzenin bünyesindedir. Belli ki Amerikan egemenlerinin kendi içindeki kapışma perdenin kalkmasına neden oluyor. Perde kalkınca kokuşma her yerde hissediliyor.
İleri bir medeniyet, haklar ve özgürlükler, insan yaşamının kalitesi, gelişkin bir ahlak gibi değerler rafa kaldırıldı. Büyük ya da küçük, çürüme kapitalist zincirin tüm halkalarındadır. Kaynağında sömürü ve eşitsizliğin yarattığı muazzam kudretin sınır tanımaz hale gelmesi var. Yani çürüme sınıfsaldır.
Bunu görmek için Epstein adasına kadar gitmeye de gerek yok. Türkiye’deki uyuşturucu, bahis, kumar, yolsuzluk, güvenlik riski adeta birer Epstein skandalı gibidir. Ülkenin itibarlı iş insanları gece yarısı uyuşturucu partisi verilen otelde buluşuyor, başkaları tanınmış habercilerle çiftliğinde seks partisi yapıyor, bahis skandalları, kiralık sokak çeteleri, karteller, hatta sızdırılan Epstein belgelerinde adı geçenler, ne ararsan ortalığa saçılmış durumda. Türkiye kapitalizmi de tüm dünyaya en az ABD’deki kadar leş bir koku yayıyor.
Meşruluğunu yitirmiş bir düzen hüküm sürüyor tüm dünyada. Önemli olan meşruluk yitiminin meşruiyet krizine dönüşmesi, yani sömürünün sorgulanır hale gelmesidir. Çağın ihtiyacı olarak adlandırabiliriz. İnsanlığın kurtuluşu diye de. Meselemiz raydan çıkmış bir dizi zengin sapıktan daha fazlasıdır.